SORUNSUZ
Bir Yaşam İçin
İnşallah Erkek Olur / İnshallah Walad / Inshallah A Boy Filmi

İshak KOÇ

"Kız erkek fark etmez, sağlıklı olsun da…” klişesi herhâlde her toplum için geçerlidir. Cümle, özellikle ataerkil toplumlarda erkek çocuğa duyulan özlemin inkârı, daha doğru ifadeyle “İstemem yan cebime koy.” yaklaşımıdır. Diyaloğun karşılığı “Tabii canım, mutlaka öyledir.” şeklinde onaylanınca birkaç saniye sessizlik olur. Tamamıyla art niyetsiz, suhulet ve sükûnete doymuş bir ortama kavuşmak işten değildir! Söz konusu muhabbet, gereksiz uzayan konuyu sonlandırmak için de kurulabilir. Demek ki bazıları bunun temenni, istek yahut siparişle şekillendiğine inanır. Masal dünyasında motorsuz, şirketsiz ve de bağımsız kurye işlevi gören leylekler, böyle temennilerden bihaberdir. Yâren leylek, yeni doğan yavrularını kız-erkek ayırt etmeden eşi Nazlı’yla birlikte ve Balıkçı Adem sponsorluğunda taze balıklarla büyütür. Alper Tüydeş her zamanki gibi onların mesut yuvalarını görüntüler. Sonra konargöçer bir hayatı insan gibi ifsat etmedikleri görülen bu leylekler, el emeği göz nuru edindikleri mülkü zamanı gelince birine satmadan, iskân alıp üstüne geçirmeden, evladına devretmeden bir başka memlekete doğru çeker gider.
Hem geride kalanlar hem çekip gidenler için ölüm de doğum gibi yeni bir başlangıçtır. Yitirdiklerinden sonra kalanların macerası yeniden başlar. Belki kaldığı yerden devam edebilen de vardır ama her hâlükârda kayıp, yaşamına devam edenler açısından hayat sorgusunu elzem kılar. Alışmak ihtimali bile sıkıntılıdır. Hani gidenin hatırasına ihanet etmek gibi hissettirir. Her ne kadar kadere rıza gösterilmiş, takdire boyun eğilmişse de yitip gidenin uyanmadığı bir dünyaya göz açmak acıklıdır. Alışmak kaybetmekten zor gelebilir. Yahut da bu gibi hislerin tamamı kişisel hezeyanlardan ibarettir.
İnsanlık, ölmeden önce hayat var mı sorgusuna yeni yeni düşedursun, mukadderat açısından mühim olan ölümden sonrasıdır. Dinî bir teamül olarak değil ama bu coğrafyada ölümden sonrası için kurulan denklemler genel olarak can yakıcı, can sıkıcı, can acıtıcıdır. Nitekim Amjad Al- Rasheed’in 2023 çıkışlı, Mart 2024’te gösterime giren İnşallah Erkek Olur isimli filminde, Ürdün toplumu özelinde can acıtan unsurların kılcallarında gezinip çoktan kanıksanmış ve yaşam biçimine dönüşmüş dramların ayrıntıda boğulmadan görsele sığdırıldığı söylenebilir. Hem söz konusu filmde hem de kurgusal olmayan dünyada ölen açısından elbette sorun yoktur, kişiyi terk eden can acımayacağı gibi kemik sızısı da bilinmez. Geride kalanlar ise koşulların, statüko doğrultusunda dayatılan teamüllerin, ezber ve de hırsların kurbanı olur. Ölüp giden tarafında ne olup bittiğinin görsele yansıyacak hâli yoktur. Yaşayanlarsa ansızın gelen ölüm dolayısıyla yüzleştiği şoku atlatamadan dünyanın hırslarına, tuhaflığına, hadsiz ve fütursuzca şiddetine, özetle hakikatine maruz kalır. O hakikat, çoğu yaşayanın karşılaştığı/karşılaşacağı türdendir.
İnşallah Erkek Olur isimli kurgusal dramda, yalnızca erkek olarak doğmanın; erkek egemen toplumda tutunabilme, haklarını tahakkuk ettirme, mirastan yararlanabilme, hatta insan muamelesi görme sebebi sayıldığı ustalıkla işlenir. İsim bizzat metafordur ve kadın olarak dünyaya gelmenin geri kalmış toplumlar nezdinde neye tekabül ettiği çekinmeden anlatılır. Geri kalmış toplum algısı da hayli ilginçtir. Bunun tespitini kim, nasıl, neye göre yapar bilinmez. Bilinen; çağın getirilerini ve gereğini yakalayamamış, modernist yaklaşımlara alışamamış, muasır medeniyetler seviyesine erişememiş toplumlar olduğu, söz konusu toplumların da belki bir aşağılama nesnesi değil ama geri kalmış diye nitelendiği ya da kategorize edildiğidir. Bu geri kalışa bir nevi her şeyin yokluğu, eksikliği, yetersizliği izafe edilir. Toplumun en küçük yapı taşı ailede baba, hâkim konumdadır; kadınlar ve çocuklar yoksulluğun yanında yoksun bırakılışın mağduru olarak tahakküm altında yaşamanın küçük örneğini teşkil eder. Üstüne çokça söz söylenen yoksulluk, bireyin insani gelişimini, toplumun terakki ve tekaddümünü doğrudan etkiler. Konuya müstenit Murat Menteş’in şu tiradı yeterince açıklayıcıdır: “Yoksulluk yalnızca paranın, mülkün yokluğu değildir. Büyüme çağını yetersiz beslenerek geçirirsin, kemiklerin uzamaz. Daha kötüsü, mahrumiyetler, mecburiyetler içinde kalır, öğrenmeyi öğrenemezsin. Zihnin gelişmez. Görgün artmaz. Dar ve puslu bir ufka bakarsın. Önceliğin hayatta kalmaktır. Bedensel, zihinsel, ahlaki bakımlardan geri kalırsın. Senin gibi fakirlerle dayanışmayı, dertleşmeyi, benzer fikirler taşımayı erdem sanırsın. Sürüden ayrılman, şahsiyet kazanman ihtimal dışıdır. Sanırsın ki tek sorunun parasızlık. Hayallerini parayla gerçekleştirebileceğini, tüm eksiklerinin tamamlanacağını vehmedersin. Hâlbuki zenginlik, başkalarının senden söküp alamayacağı değerlerin toplamıdır…” (Murat Menteş, Ucuz Romancılar, Alfa Yay., İstanbul 2024, s. 18)
Her şeye sirayet eden yoksulluk, İnşallah Erkek Olur’da Neval’in (Mouna Hawa) canla başla çalışıp hiçbir şeye yetişememesinden, mutfakta fink atan fareye kadar örneklendirilir. Ve kadınla özdeşleştirilen mutfağın fareye terk edilişi kime, nasıl bakıldığını, ne tür bir değer biçildiğini, neye maruz bırakıldığını imler. Herhâlde coğrafyanın kadını Şeria Nehri’nin batı yakasına düşen tarafta (Filistin) çocuklarıyla birlikte katledilen, sair yerlerde ve özellikle de Şeria Nehri’nin doğusunda (Ürdün) psikolojik, ekonomik, hukuksal, sosyolojik, gayriinsani şiddete maruz kalan cinsi teşkil eder. Daha doğrusu İnşallah Erkek Olur filmi bunu akla getirir. Ve “İnşallah erkek olur.” temennisi, filmin sonunda izleyicinin Neval için söyleyeceği duadır. Hem de kimi sekanslarda doğrudan duanın yapıcı gücüne, yalnız O’na kulluk edip yalnız O’ndan yardım istendiğinde Rahman ve Rahim olanın mutlaka bir yol gösterdiğine işaret edilir. Bir yandan da toplum nezdinde güya bir erkek çocuğa sahipse kadının yaşamsal haklarını koruyabileceği, tutunabileceği, saygı göreceği varsayılır. Aksi hâlde filmde görüldüğü şekliyle evin erkeği darıbekaya irtihal ettiğinde gelip “Yapabileceğimiz bir şey var mı?” diye soran, yanınızdayız mesajı veren yakınlar, gün geçmeden borçları, alacakları, paylaşılacak malı hatırlatır.
Bir kadın, toplumda egemen dogmalara, kendi cinsine yönelik haksızlık ve adaletsizliğe boyun eğmezse durum gittikçe çirkin bir hâl alır. Alışılmışın dışında yaşayabilme ihtimali gittikçe zayıflar ve çalışıp hayat idame ettirme, hak koruma, çocuk büyütme gibi sıradan görünen haklar bile istismar edilir. Nitekim Neval’in ilk karşılaştığı ihtar; “Sen dulsun, hâl ve hareketlerine dikkat etmen, mümkün olduğunca dışarı çıkmaman, çalışmaman, kaderine boyun eğmen lazım!” şeklinde olur. Yönetmen, salt feminist saiklerle yürüdüğünü düşündürtür ancak böyle bir kanaatin hâsıl olduğu anda mevzunun pek de öyle olmadığını, bizzat baş aktriste hatalar yaptırmak suretiyle izale eder. Bu ilk uzun metrajı için “Kadınlarla dolu bir ailede geçti çocukluğum. Bu yüzden de daha küçükken bu kadınların nasıl bir baskı altında olduklarını ve bu davranış şeklini normalleştirdiklerini anladım. İnşallah Erkek Olur’un senaryosunu yazarken hayatını ailesine adamış, sonunda kendine bile yabancılaşmasına yol açan bir adamla evli yakın bir akrabamızdan esinlendim.” diye söyler. Aslında gösterdiği kadın temsilleri genel olarak boyun eğen, üstelemeyen, toplumun doğal görünen akışına kapılmış ve hatta razı olan karakterlerdir. Hasan’ın eşi Hasan’a (Muhammed Al – Jizawi), Rıfkı’nın eşi Rıfkı’ya (Haitham Omari) boyun eğen birer ev hanımıdır. Onların adı bile yoktur ki olup biten hakkında görüşleri olsun! Hem kadraja girip hem de görünmeme durumunu yönetmen hayli başarılı kotarır. Neval’in kreş niyetine ve belli ücret karşılığı kızını bıraktığı kadın, yaygın tasavvurun kurbanı olmayı çoktan benimsemiş biri gibi görünür. Hastabakıcılık yaptığı hanenin pek modern hanımları, zaten kendi eşlerinin mağdurudur. Geriye güçlü karakter görünümünde kala kala işvereni kalır. O da her eylemi kadınların hatasına bağlayacak kadar ilginç, egemen anlayışa hayat bağışlar.
Normal şartlarda güçlü kadın bienaller dolaşır, heykel seyreder, köpek sahiplenir, hizmetçi tutar, tatile çıkar, resim yapar ya da sanatın herhangi bir alanıyla alakalı görünür. Bunlar, kanıksanmış sinema müktesebatından sayılmasa da kayıt altına alınan görselin kısa tarihinin klişelerindendir. Zengin ve güçlü kadın imajı için mezkûr filminde yönetmen, bu tür klişelere başvurmaz. Zira gösterdiği Orta Doğu toplumu, vurguladığı da söz konusu toplumun görece geri kalmış imajıdır. Güçlü kadın izlenimini, hasta bakıcılar tutabilen Suad’la (Salwa Nakkara) onun har vurup harman savurmadığı parasıyla ailesine sahip çıkma refleksleriyle şekillendirir. Sırasında racon kesebilen, çalışanını işten kovup hayat yıpratabilen Suad, toplumun burjuva sınıfını temsilde başarılıdır. Üstelik dinî kaygıları, vicdanını işe koşacak türden değer bilirliği de yoktur. O kısmı da yönetmen, gayrimüslim vurgusuyla İslam dininden ve gereklerinden uzak tutmayı başarır. Ancak yönetmenin kamu imgelemindeki kadınlık tanımlarından tamamıyla bağımsız hareket ettiği de söylenemez. Mesela Neval, problemini çözmek için kardeşinden bile destek göremezken doğru dürüst tanımadığı, yakını olmayan bir erkeğin yardımına başvurmak zorunda bırakılır. Bir yandan ona biçilen rolde bilindik ezberler üzerinden hareket edildiği, diğer taraftan senaryonun ifşa ettiği gerçeğin bireysel ve toplumsal bakımdan sadra şifa olmadığı söylenmelidir. Sonuç olarak hizmetçi, hasta bakıcı yahut yardımcı hizmetler rolünü geleneksel ve dinî cihete dayandırmak toplumsal rolü sarsmaz, esnetmez, gevşetmez… Bu roller için bir oyuncunun başını kapatması, güçlü kadın ya da patron imajı içinse açması gerekmez. Yahut da tüm bu rollerin, rol paylaşımının değiştiği gün toplumlar adına umut var demektir.
Orijinal İsmi
Inshallah Walad
Süre
1 saat 53 dk
Tür
Dram
Yönetmen
Amjad Al Rasheed
Senarist
Delphine AgutRula NasserAmjad Al Rasheed
Yapımı
Ürdün - 2023