SARP DAĞLARIN ARASINDA BİR ANADOLU HAZİNESİ
TUNCELİ
Şebnem AFYONLU
Bu sayımızda sizlere belki de adını daha çok haber bültenlerinde duyduğunuz; dağları, suyu ve yeşilliği ile görenleri kendine çeken Tunceli’den bahsetmek istiyorum. Tunceli’ye neden gideyim, orada görülecek ne var ki; onun yerine Bodrum’a ya da Antalya’ya tatile gidebilirim, diyebilirsiniz. Ama o iş öyle değil. Tunceli’de turistik trekking turlarına ve fotoğrafçılara bol bol rastlayabilirsiniz. Ayrıca Munzur Vadisi’ni gördüğünüz zaman neden oraya gitmeniz gerektiğini anlayacaksınız. Munzur Vadisi, üç bin metrenin üzerindeki Munzur Dağları’nın güney yamaçlarında yer alan, doğal bitki örtüsü ve kaya oluşumları ile dikkat çeken muhteşem bir bölge. Yer yer kanyon ve şelalelere de rastlanan Munzur Vadisi, Keban Baraj Gölü’nün başladığı yere kadar uzanıyor ve etkileyici manzaralar sunuyor. Vadide yetişen endemik bitki türlerinden en önemlisi ise huş ağacı.
Yolculuğum sırasında sık sık “Buraları görmek için neden bu kadar geç kalmışım?” diye sordum kendime.
Tunceli’ye geçişim Elazığ üzerinden oldu. Düz bir ovaya yayılmış olan Elazığ’ın eski merkezi Harput ismiyle bilinen bölgedir. Manası “Taş Kale” olan Harput, şehir merkezinden altı kilometre kuzeydoğuda ve yaklaşık iki yüz metre daha yüksekte bulunuyor. Korunaklı ve savunmaya elverişli yalçın kaya blokları üzerinde kurulan ve günümüzden yaklaşık dört bin yıl öncesine uzanan tarihî bir yerleşim bölgesi olan Harput’a adımımızı atar atmaz bizi sevimli, iki katlı, alt katı taştan, üst katı genellikle ahşaptan yapılmış evler karşıladı. Hemen içimiz ısındı bu eski şehire. Harput’ta, tarihî kaleyi, Ulu Cami’yi ve Arap Baba Türbesi’ni ziyaret ettikten sonra meşhur Harput dibek kahvesini tatmadan otelimize gitmiyoruz. Eee malum yarın Tunceli’ye yolculuk var. Erken kalkmak lazım.
Ertesi sabah feribota yetişmek için hızlıca kahvaltımızı yapıp aracımıza biniyoruz. Araçla Elazığ merkezden Tunceli’ye bağlı Pertek’e doğru hareket ediyoruz. Keban Barajı’nın kenarında bulunan Pertek iskelesinde kocaman bir feribot bizi bekliyor. Günde sayılı sefer yapan bu feribotu kaçırırsan başka türlü karşıya geçemiyorsun. O yüzden bizler de hızlıca kendimizi feribota atıyoruz.
Abbasi, Selçuklu, Karakoyunlu ve Osmanlılar döneminde önemli bir ticaret ve eğitim merkezi olan Pertek, Çemişgezek’ten sonra Tunceli’nin ikinci önemli tarihî bölgesi. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılan; kale, han, hamam, cami, medrese ve bir aşevini barındıran Sağman Külliyesi de burada bulunuyor. Diğer önemli tarihî yerleri arasında, Pertek Kalesi, Çelebi Ağa Camii, Baysungur Camii ve Sağman Kalesi var. Cincikli Oda adıyla bilinen yapıysa Keban Barajı’nın altında kalmış.
Pırıl pırıl suların üzerinde süzülerek ilerleyen feribotla en fazla 15-20 dakikalık bir yolculuk yapıyoruz. Bu sırada barajın sularının arasında bir adacık üzerinde yükselen Pertek Kalesi’ni görüyoruz. Elazığ’dan Tunceli’ye en kısa sürede geçiş için kullanılan bu feribot hattı çölün ortasında bir vahayla karşılaşmak gibi.
Feribottan inince hemen aracımızla Ovacık’a doğru yol almaya başlıyoruz. Ovacık, Munzur Vadisi Millî Parkı’nın batısında yer alıyor. Oldukça küçük bir yer. Genellikle trekking için gelenler burada konaklıyormuş. Aslında burası bir başlangıç noktası. İlerde doğa turizmi arttıkça buranın daha da gelişeceğine inanıyorum. Ovacık’ta bir de kayak merkezi bulunuyor.
Ovacık ilçesine yaklaşık 17 km uzaklıkta bulunan Munzur Gözeleri’ne doğru yola devam ediyoruz. Halk arasında su kaynaklarına”göze” adı veriliyor. Efsaneye göre ermiş bir çoban olan Munzur, elini öpmek isteyen ağadan kaçarken elindeki süt dökülmüş ve oralardan bu beyaz köpüklü su akmaya başlamış. Yaklaşık 300 metrelik bir alanda buz gibi bir suyun çağıl çağıl yeryüzüne çıktığı kırka yakın göze ve irili ufaklı şelaleler var . Bu gözelerden çıkan sular meşhur Munzur Çayı’nı oluşturuyor. Çayın çeşitli yerlerine yerleştirilmiş ahşap masalar var. Burada gözleme yiyebilir ve demli, güzel bir çay içebilirsiniz.Su inanılmaz soğuk. Ayaklarınızı en fazla iki dakika suda tutabilirsiniz. Burada bol bol fotoğraf çekebilir ya da bir köşede oturup suyun şarkısını dinleyebilirsiniz.
Tunceli, yaban hayatı bakımından da oldukça zengin bir bölge. Özellikle Munzur Vadisi ve çevresi yaban hayvanları için elverişli bir ortam sunuyor. Gözleme yerken sohbet ettiğimiz amcalar buralarda çengel boynuzlu keçi ve bezuvar isimli iki tür dağ keçisi ile av kuşlarından ur kekliği olduğunu söylüyor. Bunlar oldukça nadir rastlanılan türler.
Munzur suyu, kırmızı benekli alabalık türlerinin yetişmesine çok elverişli bir yermiş. Munzur suyunu oluşturan gözelerin 1-2 km. aşağısından başlayarak başta Munzur Suyu ve Mercan Deresi olmak üzere Tunceli’ye kadar 80 kilometrelik bir alana yayılmış bulunan alabalık türleri varmış.
Tunceli şehir merkezi fikir edinmek için uğramaya değer. Gelmişken şehri yaya olarak turlamak en fazla bir saatinizi alır. Munzur kenarındaki çay bahçelerinde çay içebilirsiniz.
Tunceli merkezde ayrıca bir de müze bulunuyor. Müze aslında 1935 yılında askerî kışla olarak inşa edilmiş. Yıllar içinde memur lojmanı ve daha sonra da şimdiki hâli olan müzeye çevrilmiş. Kare planlı olan yapı oldukça geniş bir alana sahip. Buraya kadar gelmişken görmenizi tavsiye ederim.
Munzur Vadisi Millî Parkı’ndan da biraz bahsetmek istiyorum. Burası, 1971 yılında millî park olarak ilan edilmiş. Tunceli il merkezinden yaklaşık 8 kilometre sonra başlamakta. Ovacık ilçesi ile Tunceli arasında kalan Munzur Vadisi; endemik bitki, hayvan türleri ile zengin bir flora ve faunaya sahip. Bu floranın en güzel parçalarından biri zirvelerindeki karların erimesiyle boy veren ters laleler. Mayıs ayında, özellikle Ovacık ve Çemişgezek kırsalındaki dağlık alanlarda açan bu çiçeklerin 15-20 günlük ömrü oluyormuş. O nedenle Türkiye’nin her yerinden doğa gözlem meraklıları bu dönemi kaçırmak istemiyor. Bu millî park tam bir doğa sporları merkezi. Tunceli’de Munzur Çayı üzerinde 12 metre yükseklikten 330 metre boyunca zipline yapabiliyorsunuz. İlginizi çekerse Şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk Su Sporları Merkezi’ne uğrayabilirsiniz.
Aynı zamanda Munzur, Türkiye’nin en uzun rafting imkânı sağlayan nehri. Gittiğimde fırsatım olmadı ama inşallah bir dahaki sefere Munzur’da da rafting yapmak isterim. Su Sporları Merkezi aracılığı ile rafting ve kano yapabiliyorsunuz. Ayrıca bisiklet ve kamp alanları hakkında destek alabiliyorsunuz.
Bölgede pek alışkın olmadığımız bazı tatları da deneyebilirsiniz. Özellikle ışgın çok var. Kuzukulağıgillerden olan ışgın, bir sebze olsa da tüketimi bir meyve gibi. Harika bir atıştırmalık. Doğunun kivisi olarak geçiyor çünkü hem yapısı hem de mayhoşluğu kiviyi andırıyor. Mayıs-haziran döneminde çıkıyor ve sokaklarda satılıyor.
Bir de kunkor mantarı var. Bazen etten bile pahalı olan bu mantar hem çok az bulunuyor hem de toplaması bir hayli meşakkatli ve tehlikeli imiş. İnsanlar bu mantarı toplamak için günde 12-13 saat yol yapıp, sarp tepeliklere tırmanıp bir de vahşi hayvanlarla yüz yüze gelme tehlikesi atlatıyorlarmış.
Adını belki en çok duyduğunuz Çemişgezek ise oldukça tarihî bir bölge. Yaklaşık 7 bin nüfuslu ilçede, Tağar Vadisi, İn Delikleri, Uzun Hasan Türbesi, Kale Camii, Hamam-ı Atik, Tağar Köprüsü ve Hamidiye Medresesi turistik açıdan büyük önem taşıyor. Çemişgezek’in dutu, duttan yapılan pekmez ve pestili oldukça ünlü.
Tunceli’ye özgü yemekler arasında, zerefet/babuko, (siron) sırın, patile, keledoş, gurik (haşıl), eşkene (işkene), sirekurt, keşkek, ayranlı aş, yoğurtlu köfte, bınbar dolması (mumbar), içli köfte, bağ teveği sarması, gulik kavurması, sac kavurma, lahana sarması, kalbur hurması, ayranlı kabak gibi yemekler var. Bu yemekleri şehirde ya da ilçelerdeki herhangi bir lokantada bulamıyorsunuz. Bunların çoğunu evlerde hanımlar yapıyorlar.
Eğer gezi rotasınıza farklı bir güzergâh eklemek isterseniz Tunceli ve civarını görmenizi tavsiye ederim.