DİLDEN
KULAĞA HAYALDEN ÂLEME

Sümeyra YAMAN

Masallar insanoğlunun en değerli hazinesidir. Masalların nihayetsiz gücü nerede, hangi yaşta ve işte olduğumuz fark etmeksizin bizi sarıp sarmalar. Masallar, anlatıcılarına ve dinleyenlerine hayaller kurduran, bizi serüvenlere sürükleyen ve tüm duygularımızla kendimizi içinde bulduğumuz farklı bir âlemdir.
Her ulusun kendine has bir masal kültürü vardır. Bu birikimler diğer kültürlerle etkileşime girerek birtakım değişimlere maruz kalır. Mesela en renkli etkileşim kaynaklarından biri Hint edebî kültürüdür. Masalların Doğulu çocuğu Pançatantra Hintlilerin diğer kültürlere armağan ettiği en alımlı çiçeğidir. Cemil Meriç’e göre Pançatantra dünyanın masal ağacıdır. Benzer bir şekilde Aslanla Tavşan masalı Ezop’tan Mevlana’ya, La Fontaine’den Grim Kardeşler’e uzanan farklı kültürlerden beslenerek zenginleşen bir içerik kazanmıştır.
Aslına bakarsanız insanın ayak bastığı her yerden doğmuştur masallar; insanla yaşıttırlar. Doğu’da masallar daha mecazi ve mistik bir dille anlatılmışken Batı’da daha rasyonel bir üslupla aktarılmıştır. Nehir masalları anlatıla anlatıla tüm Doğu medeniyetlerini gezerek son hâlini Binbir Gece Masalları başlığıyla almıştır. İpek Yolu sadece insanları ve ticari malları değil, masalları da taşımıştır; geçtikleri yollardan, uğradıkları kültürlerden beslene beslene masallar için bu yol, onların en uzun rotası olmuştur. Tüm dünya edebiyatları Binbir Gece Masalları’nın cazibesine kapılmıştır. Rasyonalizm oryantasyonlu Batı edebiyatları bile bu etkinin dayanılmaz çekiciliğine karşı koyamamıştır. Sonraki dönemlerde Batı toplumlarında bu masallar varlıklarını ve izlerini tiyatro ve opera suretinde sürdürmüştür.
Müslüman toplumlar olağanüstü zengin bir masal kültürüne sahiptir. Sadece sözlü gelenekten çıkan masallarımızın yanında ilim geleneğimizde önemli yeri olan birçok eser masal tarzında yazılmıştır. Örneğin, Mevlana kalbe açılan yollara ışık tutarken ilahi aşkın limanına yine masallar anlatarak girer. Mesnevi’sinde masallar şiir kıvamında yeni bir boyuta kanat açar. Masalların görkemli çiçeklerinden bir tanesi de Bostan ve Gülistan’dır. Sadi Şirazi aynı zamanda bir seyyahtır; gezip gördüğü ve duyduğu masalları mistik bir tarzda eserine yansıtmıştır. Feridüddin Attar’ın Mantıku’t-Tayr’ı tasavvuf literatüründe mesnevi tarzında yazılmış en önemli eserlerden biridir. Olay örgüsü masalla dokunmuş ve insanoğlunun Rabb’ine ulaşma isteği ve yolculuğu mecazi bir dille anlatılmıştır.
Peki masallar bize ne söyler? Masallar içlerindeki kahramanların duygu ve düşüncelerine yönelmemizi ve oradan da kendi duygu ve düşüncelerimize bir bakış atmamızı beklerler. Burada esas olan kendi his ve fikirlerimizi yargılamadan, sorgulamadan dinlemek ve anlamaktır. Masallarda ön planda olan duygulardır; iyisiyle kötüsüyle her tür duygu masallarda vücut bulur. Bir masalı dinlemeye veya okumaya başladığımızda bizi derinden etkileyen hatta bizi rahatsız eden duygularımız ortaya çıkabilir. Burada durup o masalın ne söylediğine, niçin bizi etkilediğine bakmamız gerekir. Kendi yaşamlarımızda özellikle olumsuz duygularımız olan yetersizlik, dışlanmışlık, içimizi kemiren kıskançlıklar, kıyaslar ve benzeri negatif duygularımızı hep görmezden gelmeye meyilliyizdir. Bu duyguları göz ardı ettiğimiz için sahiplenememişizdir. Bu tavrımız onların bizi etkilemediği anlamına gelmez. Sahiplenmediğimiz ve görmezden geldiğimiz duygularımız bize zarar da verir. Maharet onları hissetmemek değil; savrulmadan dinlemek, sebeplerini görmeye çalışmak ve onlarla mücadele edebilmektir. Peki masallar bu konuda ne işe yarar? Masallar bizim nasıl hissettiğimizi bilmez ama içlerinde yoğun duygularımızı ortaya çıkaran sahneler sunar. Bazen öyle masallarla karşılaşırız ki uzunca zamandır anlam veremediğimiz duygularımıza ışık tutuverir. Birdenbire anlam kazanır pek çok şey. Masallar duygularımızı anlamamıza ve netleştirmemize yarayan yolculuklardır.
Masallar bazen de bizi çok uzak diyarlara götürür; periler, cadılar, devler, cüceler, padişahlar, şehzadeler ülkesine. Bazen tuhaf yaratıklarla mücadele ederiz, bazen de padişahın kızını kötü cadının elinden kurtarırız. Bu maceralarda kendimizi bulup masalların kahramanları gibi üzülürüz, seviniriz, iyilik yapmak için can atarız, kötülükle mücadele ederiz, umutlanırız, korkarız. Hayallerimizin kollarına bırakırız kendimizi. Masalın ayrıntılarına takılmak yerine onları içselleştirerek duygulara yoğunlaşmak bizim yolculuğumuzda büyük bir fark oluşturacaktır.
Masallar, olaylar ve karakterler itibariyle konuları etkili ve vurgulu bir biçimde sunar. Fantastik kurgularla, iyi ve kötünün savaşıyla kendini arayan kahramanın mücadeleleriyle ikili mizahi konuşmalarla zengin bir hayal dünyası ortaya koyarlar. Masalların insanı olgunlaştıran bir yanı da vardır. Genelde masalların daha çok küçük çocuklara anlatıldığı varsayılsa da ben onların yetişkinler üzerinde daha derinden etkili olduğunu düşünürüm. Yakından incelediğimizde pek çok masalın arka planında derin bir felsefenin yattığını görürüz. Hansel ve Gretel masalını bu duruma örnek verebiliriz. Bu masal, insanoğlunun beş temel korkusundan bahseder; kıtlık, terk edilme, bilinmezlik, kaybolma ve yenilme korkuları. Hansel telaşlı ve kararsız, ne yapacağını bilemeyen; Gretel ise çözüm odaklı, güçlü ve öz güvenli kişilik yapısına sahiptir. Müşkül bir durumla karşılaştığımızda iç sesimiz Hansel ve Gretel gibi konuşur bizimle. Hangisine yöneleceğimiz, o zorlukla baş edip edemeyeceğimizi belirler.
Masalların bize ne söylediğini anlamada bazı araçlara ihtiyaç duyarız. Bu araçlardan biri masallardaki simgelerdir. Masallarda simgesel olmayan bir şey var mıdır sorusunun cevabı “hayır” olacaktır. Masallar simgelerle yapılan yolculuklardır. Kaldırdığımız her simgenin altında bir sır ve hakikat buluruz. Her katmanı bize ilave derinlikler sunar. Bu sırlar bizi gerçek anlam arayışının kapısına kadar götürür. Bir masal dağda, derede, çölde, vadide veya yollarda geçiyor olabilir. Her bir öge ve unsur farklı simgesel manalar taşır. Örneğin “orman”, korku-kayboluş; “padişah”, güç-kudret; “ip”, hayatın sürekliliği-ona bağlılık; “çıkrık”, yenileme-üretme; “yol kavşağı”, karar noktası-hayata yön verme anı; “vadi”, sığınılacak güvenli yer; “dere”, hayatın akıp gitmesi gibi anlamlar taşır.
Masalları anlamada bize yol gösterecek bir başka araç da olumlu ve olumsuz arketiplerdir. Arketip, bir şeyin özü, ilk numunesi demektir. Masallarda yer verilen her bir tip, farklı bir şeyi temsil eder ve insanın temsilî bir gölgesi olur. Masallarda geçen arketiplerin tespit edilerek çözümlenmesi, insanlığın ortak değer ve tutumlarının, inanç ve yargılarının açıklanması bakımından önemlidir. Söz konusu arketiplerin olumlu ve olumsuz yönlerine şu örnekleri verebiliriz: “Kahraman”, güçlü-sınır tanımaz; “haydut”, özgür-bencil; “kâşif”, meraklı-işgüzar; “çocuk”, saf-bencil. İnsan örnekliğinde olduğu gibi her bir arketipin aydınlık ve karanlık bir yüzü vardır. Bizler de içimizde birçok arketipler yaşatırız ve bunlar farklı olaylarda farklı biçimde ortaya çıkar. Mesela masallarda çokça kullanılan kahraman-canavar arketiplerini ele alalım. “Kahraman” insanlığın güçlü, empati yeteneği gelişmiş, mükemmel olmayan ama olumsuzluklarla mücadele edebilen yönünü temsil ederken “canavar”, insanlığın mükemmel olmaya çalışan ama yıkıcı ve bencil olan tarafını temsil eder. Bu iki tip, masallarda sürekli mücadele hâlindedir. İçimizde her zaman bir kahraman ve bir canavar barındırırız. İkisi birbirini dengeler. Ne zaman ki bir olumsuz olayla karşılaşırız, canavar tarafımız yoğun duygu bombardımanı ile ortaya çıkar. Onunla mücadele için içimizdeki kahramanı ortaya çıkarmamız gerekir. Kahraman yalnızca olumsuzlukla mücadelede değil hayatımıza anlam katabileceğimiz her alanda ortaya çıkan ve bizi harekete geçiren güçtür aslında. Mevlana’nın ifadesiyle, “Allah bizi zıtlıklarla eğitir. Uçmak için bir değil iki kanada ihtiyacımız vardır.”
Masalları anlamanın bir başka yolu da onların kurgularına vâkıf olmaktan geçer. Masallarda kurgular tasvirlerle renklendirilmiştir. Farklı zamanlarda farklı insanlar tarafından oluşturulan masalların kurgularının temelde birbirine benzediğini görürüz. Mekânlar, arketipler, tasvirler, diyaloglar çok farklı olabilir; temeldeki iskeletin benzerliğinden bahsediyorum. Bu durum, farklı zamanlarda yaşasak da meselelerimizin ortak olduğunun bir göstergesidir. Christopher Booker, masallarda yerleşik yedi temel kurgudan bahseder: Canavarı yenmek, fakirken zengin olmak, arayış, yola çıkıp kendini bulmak ve geri dönmek, komedi, trajedi, küllerinden doğmak (dönüşüm). Dinlediğimiz veya okuduğumuz masallar genelde bu kurgular üzerinde döner durur. Bilindik birkaç masalın kurgusundan örnek vermek gerekirse, Gülen Ayva Ağlayan Nar’da yola çık, kendini bul ve dön; Dipsiz Kuyu’da canavarı yenmek; Oz Büyücüsü’nde arayış ve Nasreddin Hoca fıkralarında komedi konusu işlenir.
Masalların gücü onların anlatımına bağlıdır. Her bir anlatıcı anlattığı masalın içine kendinden bir şeyler katarak onu zenginleştirir. Böylece birbirinden bağımsız yepyeni masallar ortaya çıkar. Sonra bu masallar farklı kültürlerle karşılaşır ve onlardan kendine bir şeyler katar. Bu yolculuk mütemadiyen devam eder. Bu zengin literatürden insanlık her yönü ile faydalanır. Arayışlarımıza, değişimlerimize ve duygularımıza ses olur bu masallar. Rüyalardaki gizemlerin ve hayallerin yoğurduğu masallar, çocuk için tam bir hayaller ülkesidir. Goethe, “Masal bir bilgeliktir.” der. Çocuk dünyası masal ırmağı ile sulandığında kırlar gibi yemyeşil olacaktır. Büyüklere düşen görev, anlatma ve dinleme konusunda masallarla daha fazla vakit geçirmek, onları yaşadığımız zamana göre tekrar uyarlayıp yorumlamak ve çocuklarımızı da bunun içine dâhil etmektir. Masallar teknolojinin yoğun şekilde kullanıldığı ve görselliğe hizmet eden pek çok materyalin bulunduğu günümüzde çocuklarımızın hayal dünyalarının gelişimine yardımcı olacaktır. Çocukların algıları her durumda olduğu gibi masalları dinlerken de çok açıktır. Bu süreçte tüm dünyayı algılama biçimleri dinledikleri bu masallar üzerinden olur. Bu esnada sınırsız hayaller âleminde oradan oraya uçup dururlar; ne televizyon ne de sosyal medya mecraları onların hayallerine zincir vurabilir. Her dalışlarında yeni anlamlar keşfederler, sonsuz bir özgürlük hissi yaşarlar. Kendi masal ağaçlarını kendi hayal yapraklarıyla donatırlar. İlk muhayyel ülkesi yine Kafdağı olur; ihtiyaç duyduklarında yine oraya sığınırlar büsbütün masumiyetleriyle. Yetişkinlik döneminde bu keşifleri onların yoldaşı olur; büyüdükçe ve gerçekliklerle başa çıkmada zorlandıkça masallardan gelen ilhamlar onlara yol gösterir. Sonuçta da kendi masallarını dillendirirler ve insanlığa evrensel mesajlar verirler.