BİZ KİTAP OKUYAN ÇOCUKLARDIK

Seher MERİÇ

Bu yazımda eminim hepiniz kendinize göre bir bölüm bulacaksınız. Ama öncelikle sizlere küçük bir sorum olacak: “Çocukken çok kitap okuyor muydunuz ?” Ebeveynlerinizin size okudukları kitaplardan bahsetmiyorum. Şöyle bir kitabı elinize alıp sular seller gibi hatta hemen bitmesin diye sayfaları yavaş yavaş okuduğunuz oldu mu?
Okumaya elbette hemen herkes gibi ilkokulda başladım. Hani okumayı öğrenen öğrencilerin mükâfatlandırıldığı zamanlardan bahsediyorum. Sınıfımızdaki tahtanın hemen yanında büyük bir karton asılıydı. Bu kartonda bir sürü dal ve her dalın ucunda da elma resmi olan kocaman bir ağaç resmi vardı. Elmaların üzerinde hepimizin ismi yazılı olurdu. Okumayı öğrenen öğrencinin elması, öğretmenimiz tarafından kırmızıya boyanırdı. İlk kitaplarım Cin Ali serisiydi. Cin Ali; yaramaz, yerinde duramayan, sürekli sorgulayan, araştıran bir çocuktu. Aynı benim gibi. Sınıfta öğretmenimin verdiği bu kitabı bir çırpıda okuyup bitirdiğimde okuma serüvenimin başlamış olduğunun farkında bile değildim.
Çocukluğumda mahallelerde minik kütüphaneler olurdu. Buralarda ödünç kitap verilirdi. Kütüphane memuru olan abla ile aram çok iyiydi. Her seferinde “Ne çabuk bitirdin yine kitabını.” derdi. Yeni kitaplar gelmişse muhakkak, “Bir de şuna bak.” diye hemen bana verirdi. Bazen kütüphanenin sert sandalyelerinde oturarak kitaplarımı okur bazen ise heyecanla alır, eve getirirdim. Emek Mahallesi’ndeki bu minik kütüphane benim için kocaman bir dünyaydı. Orada vakit geçirirken genellikle daha eğlenceli ve resimli kitapları okuduğumu hatırlıyorum. Şu anda ilk aklıma gelen Ayşegül serisi oldu. Bir nesil çocukların resimlerine bakarak hayallere daldığı şahane kitaplardı. Her kitapta Ayşegül bambaşka bir yerdeydi. Ayşegül Tatilde, Ayşegül Denizde, Ayşegül Mutfakta gibi. Ayşegül’ün bir de sevimli bir köpeği vardı. O zamanlar öyle herkes deniz tatiline falan gidemiyordu. En azından bizim gibi orta hâlli aileler öyleydi. Benim denizle tanışmam üniversite yıllarına rastlamıştır. Biraz merak biraz da hayranlıkla Ayşegül’ün gittiği yerlerde neler yaptığına, neler giydiğine ve neler yediğine dikkatlice bakardım. Kitaplardaki çizimler o kadar şahaneydi ki aynı kitabı birkaç kez okurdum. Kim bilir belki o zamanlarda başlamıştı benim yollara ve yolculuğa olan ilgim.
Yaşım biraz daha ilerleyince okuduğum kitapların resimleri azaldı, harfleri çoğaldı. Sayfaları sular seller gibi okurken her bir harf beni kitabın geçtiği mekâna doğru uzun bir yolculuğa çıkarıyordu. Kütüphanede evde, bahçede, her yerde kitaplar elimden düşmüyordu. Şimdi bile aklımdadır. Hep heyecanlı ve macera dolu kitaplardı bunlar: Maceracı Beşler Ormanda, Afacan Dörtler İş Başında, Gizli Şato…
Kütüphanenin artık yetmediği zamanlarda ise yeni bir tutkum başladı. Ansiklopediler ve o zamanlar ismine “mecmua” adı verilen dergiler. Şimdiki gibi bilgiye ulaşmanın hiç de o kadar kolay olmadığı zamanlarda ansiklopediler en büyük ve güçlü bilgi kaynaklarımızdı. Öyle tek seferde bir ansiklopedi seti almak çok zor olduğundan gazetelerde her gün verilen kuponları biriktirirdik. Aylar sonra kocaman bir bilgi setine sahip olurduk. Farklı isimlerde birçok ansiklopedi vardı. Bizimki Hayat Ansiklopedisi’ydi. Hâlen evimde olan bu kitapları okumak o zamanlar en büyük keyfimdi. Sürekli öğreniyordum. Her gün daha fazla ve yeni bilgi beni büyütüyordu. Dünyanın bir ucundaki tropik bir bitkiyi öğrenirken aynı zamanda ilk defa duyduğum bir hastalık hakkında da bilgi sahibi oluyordum.
Öğrenmenin bir tutku olduğunu o zaman anladım. Öğrenirken bulunduğum dünyadan uzaklaşıyor, bir yolculuğa çıkıyordum. O zamanlar internet, bilgisayar oyunları gibi dış uyaranlar yoktu. Kışın sobanın kenarında, ertesi günkü ödevlerimi bitirdiğimde bir köşeye çekilip hemen okumaya başlardım. Bazen ranzanın üst katındaki yatağımın üzerinde bazen de bahçede hiç fark etmezdi. Yeter ki okuyayım.
Bir de tarih mecmualarından bahsetmek istiyorum sizlere. Babam, tarihe ilgi duyan biriydi. O yüzden her ay düzenli olarak tarih mecmuaları alırdı. Daha sonra bu dergiler de birleştirilerek bir ansiklopedi hâlini alacaktı. Tarihle olan muhabbetim de bu dergilerle başladı.
Bir de arkadaşlarımla beraber okuduğumuz daha eğlenceli kitaplar vardı. İnanılmaz, akla ziyan maceraları olan çizgi kahramanlar. Teksas, Tommiks, Kaan, Karaoğlan, Tarkan, Malkoçoğlu ve Kara Murat bunlardan ilk aklıma gelenler. Tabii bu arada Tin Tin ve Red Kit’i de unutmamam lazım. Ne severdim bu çizgi romanları.
Hani dedim ya kış akşamları soba başında kedi gibi kıvrılıp kitap okurdum. Yaz günlerinin de ayrı bir keyfi vardı. Okulların kapalı olduğu yaz günlerinde benim de içinde bulunduğum beş kız arkadaşım için şahane günlerdi. Ayşe Teyze’nin bahçe duvarının dibinde şimdi adını hatırlayamadığım kocaman bir ağaç vardı. Tırmanması çok kolaydı. Beşimiz birden bu ağacın tepesine çıkar, kendimize oturacak bir yer bulur, kitaplarımızı okumaya başlardık.
“Hayat bir serüvendir.” diye okumuştum bir kitapta. Kendi hayat serüvenimizde hepimizin yolu açık ve bereketli olsun inşallah.