FATMA RİKKAT KUNT
Asaletini Desenlerine Yansıtan Müzehhibe
Sanat, bir varoluş sancısı, hakikati arayış kapısıdır. İslam sanatı, tüm tezahürlerinde İslam’ın varlık, hayatı algılayış ve anlamlandırış biçimini yansıtır. Dolayısıyla Müslüman sanatkâr, iç dünyasında güzelliği, sadelik içerisinde ararken asıl gayesi yaratılandan Yaradan’a ulaşmaktır. Bu arayış yolculuğunda, geçmişten günümüze mimariden, musikiye, tezyinattan edebiyata çok geniş bir yelpazede İslam’ın zarafetini, estetiğini yansıtan sayısız sanat eserleri ortaya konulmuştur. Göz alıcı renkleri ve desenleriyle Mushafları, kitapları süsleyen tezhip sanatında da aynı gayeyle eserler verilmiş, çok değerli müzehhibeler yetişmiştir. Asaletini desenlerine yansıtan, ünü tüm dünyaya yayılan Fatma Rikkat Kunt da o müzehibelerden biridir.
Rikkat Kunt, 27 Nisan 1903’te İstanbul Beylerbeyi’nde dünyaya gelir. Türk Lugatı yazarı Hüseyin Kâzım Kadri ile Güzide Hanım’ın büyük kızıdır. Çocukluğu, İstanbul’da ve babasının idari görevi dolayısıyla Siroz, Selanik ve Halep şehirlerinde geçer. Babasının sözlük çalışmaları sebebiyle bulundukları Beyrut’ta Fransız okulunda eğitim hayatına başlayan Rikkat Kunt, 1. Dünya Savaşı sırasında okulun kapanması üzerine Alman okuluna devam eder ve Almanca öğrenir. 1919 yılında İstanbul’a döndüklerinde babasının yakın dostu olan Mehmet Akif Ersoy’dan edebiyat dersleri alır. Türkçeyi oldukça güzel kullanır, şiir gibi ahenkle konuşur. Türkçe konusunda çok titiz olup üç dil bilmesine rağmen yabancı kelimeler kullanmaktan son derece imtina eder. Sanata ilgi duyan Rikkat Kunt, ressam Ali Sami Bey’den resim, tanınmış Alman asıllı Langeberg’den arkadaşı Münevver Ayaşlı ile birlikte piyano dersleri alır. (M. Uğur Derman, “Kunt, Fatma Rikkat”, DİA, c.26, s. 377-379)
Sanat, insanın hayretini artıran, şahit olduğu her güzellikte, ruhuna farklı kapılar açtıran bir deryadır. Minicik çiçeklerin zarafeti, renklerin zenginliğiyle bezenen tezhip sanatıyla kesişir, Rikkat Hanım’ın hayat yolculuğu. Devlet Güzel Sanatlar Akademisinin Türk Tezyinî Sanatlar Bölümüne kaydolan (1936) Rikkat Kunt, Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer’den tezhip, Mehmet Necmeddin Okyay’dan klasik cilt, ebru ve ahar, Vasıf Sedef’ten sedefkârlık eğitimi alır. Ardından aynı şubenin çini nakışları muallimliğinde bulunan Feyzullah Dayıgil ile çalışmaya başlar. İstanbul’daki 16-18. yüzyıl çinilerini, mahallinde hocasıyla birlikte inceleyerek tezyinatta klasik anlayışı kaidelerine uygun bir şekilde kaynağından öğrenir.
Mezuniyetinin (1944) ardından akademinin kütüphanesine memur olarak atanan Rikkat Hanım, sanat çalışmalarına ara vermeksizin dört yıl süreyle buradaki görevine devam eder. Emekliye ayrılan hocası Necmeddin Okyay’ın kadrosu, hocasının ısrarları neticesinde Rikkat Kunt’a verilir. Böylece kendisi tezhip ve çini desenleri hocası unvanını alır. O dönem, gelenekli sanatların itibar ve alaka görmediği zorlu yıllardır. Gerek resmî gerekse hususi hocalığı sırasında karşılıksız olarak birikimini öğrencilerine esirgemeden aktaran Rikkat Hanım, ortaya koyduğu eserlerle yetiştirdiği öğrencilerle tezhip sanatının yok olup gitmesine mâni olur.
Kırk yılı aşan sanat hayatında kıta, levha ve hilye-i nebevi olarak sayısız eser tezhip eden Rikkat Kunt, her eseri için yeniden desen çizer, tezhibin ana kaidelerini korumaya dikkat eder. En sadesinden en incesine kadar tüm eserlerinde elinin, ruhunun asaleti hissedilir. Bilhassa halkârî bezeme üslubu 20. yüzyılda onun fırçasıyla yeniden hayat bulur. Kunt, son derece planlı ve süratli çalışır; işini söz verdiği günde bitirir. Sanata gönül veren birisi olarak emeğinin maddi karşılığı daima geri planda kalır. Başarılı bir sanatkâr olmasına rağmen oldukça mütevazıdır. Hayatta iken eserlerini sergilemeyi hiç düşünmemiştir, muhtelif koleksiyonundan derlenen seksen eseri vefatından ancak bir buçuk ay sonra sergilenir. Onun tevazusunun göstergelerinden birisi de ünvan endişesine hiç düşmediğinden eserlerini nadiren imzalamasıdır. Zira sanat hayatında onun meselesi bilinmek, göstermek, riya değildir. Bilakis o, öğrendiği sanatı gelecek nesillere aktarma derdindedir.
Tezhip sanatına ömrünü adayan Rikkat Kunt, çok önemli projelerde görev alır. İstanbul’un 500. fetih yıl dönümü dolayısıyla 1945’ten itibaren İsmail Hikmet Ertaylan’ın hazırlatmak istediği Fatih Divanı’nda 15. yüzyıl tezyinatının ilhamıyla yeni desenler hazırlanması için baş sorumluluğu üstlenir. Sekiz yılda bitirilen divanın tezhiplenmiş 60 kıtasından 34’ü Rikkat Hanım tarafından işlenir. Yine Lizbon’daki Gülbenkyan Müzesinde bulunan ve 1968 yılında selden zarar gören minyatürlü bir yazma kitabın tamiri için 1970’te Lizbon’a davet edilir. Timurlular devri eseri olan bu çalışmayı da Rikkat Hanım başarıyla tamamlar. Topkapı Sarayı Müzesine İsmail Akgün tarafından bağışlanan 12 eserin ve 1958’de akademide sergilenen Hattat Halim Efendi’ye ait levhaların tezhibi de Rikkat Hanım tarafından yapılır.
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi için hazırladığı (bugün Resim-Heykel Müzesinde korunan) eserleriyle Bağdat’taki Irak Müzesinde Emin Barın, Seniha Bedri Göknil, Feriha Aker ve Uğur Derman koleksiyonlarında bulunan nadidede eserleri tezhip sanatının en güzel örneklerindendir. (“Kunt, Fatma Rikkat”, a.g.e., s. 377-379)
Sanatı ve kişiliğiyle gönüllerde yer edinen Fatma Rikkat Kunt, ortaya koyduğu eserler ve yetiştirdiği öğrencileriyle tezhip sanatının canlı kalması ve gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir rol oynar. Ömrünün son demine kadar fırçasını elinden düşürmeyen Rikkat Hanım,1986 yılında İstanbul’da dünyaya gözlerini yumar. Vasiyeti gereği çok sevdiği babasının yanına Küplüce Mezarlığı’na defnedilir.