SREBRENİTSA KATLİAMI

Dr. Öğr. Üy. Mevlüt DEDE
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi

Yirminci asrın bitiminde Bosna’daki Müslümanların düşmanı olan Sırplar, “Rabb’im böyle düşmanı düşmanımın bile başına vermesin.” dedirten bir vahşete imza attılar. Kendini dünyanın muhtarı ve adalet dağıtıcısı olarak gören Batı medeniyetsizliğinin gözlerinin önünde Müslüman kimlikleriyle yaşayan kardeşlerimiz katledildi. Hatırlamak istemediğimiz ama unutmamamız gereken bu vahşet, etkisini an itibarıyla dahi devam ettirmektedir. Allah bir daha yaşatmasın ama kimseye de unutturmasın!
Tarih, iyisiyle kötüsüyle birçok gerçekliği barındırır aguşunda. Geriye doğru gittikçe daha bir silikleşir gerçeklik ve insan belleği kendisi oluşturur bazen ayrıntıları. Çünkü elde yeterince bilgi yoktur. Bu nedenle de herkes kendi zaviyesine göre doldurur, karartır ya da bir müzehhibin hassaslığıyla süsleyiverir. Ancak yirminci asırla birlikte görsel medyanın ortaya çıkışı, olayları tüm açıklığıyla görmemizi sağlamıştır. Önemli sayılan, tarihe mal olan her şey kayıtlıdır, görülebilir ve kolay ulaşılabilir olmuştur. Artık insan, yaşanan gerçekler ve vicdanıyla baş başadır.
Srebrenitsa’da yaşananlar tam da bunun kanıtı oldu tüm dünyaya. Yirmi birinci asrın eşiğinde, kendisini uzay çağında gören insanlık, birilerinin adına savaş dediği ama katliamdan ibaret bir trajediyi izledi. Ve insanlığını unutanlarla insanlığından utananlar aynı resme farklı yorum getirdiler.
Balkan toprakları Osmanlı’dan önce ve sonra aynı kaderi yaşadı. Bir türlü durulmadı sular. Osmanlı’dan önce var olan karışıklığı Devlet-i Âli Osman yaklaşık beş asır durdururken Osmanlıyı yıkanlar Balkan coğrafyasındaki huzura da son vermiş oldular. Dolayısıyla yirminci asır, Balkanlarda hâlâ devam eden istikrarsızlık ve huzursuzluğun başlangıcı oldu. Ama belki de bu huzursuzluğu en çok yaşayan Bosnalı Müslümanlardır. Bölgede farklı etnik gruplardan Osmanlı eliyle Müslüman olanlar da vardı elbet. Ancak sadece Boşnaklar tamamıyla Müslüman olmuşlardı.
1990’lı yılların başında hızlanan dalgalanmalar bölgede savaşları ve iç karışıklıkları tetiklerken Sırplar vahşetin baş aktörü olarak ön plana çıktılar. Sovyetler Birliği’nin dağılması soğuk savaş dönemini sona erdirirken süreç, Yugoslavya’nın dağılmasıyla devam etti. Boşnaklar 1991 Ekim’inde bağımsızlıklarını ilan ettiler. 1992 Mart’ında yapılan referandum da bağımsızlığı pekiştirdi. Sırplar bu durumu kabullenmedi ve işgal sürecini başlattı. İşgal edilen yerlerden biri olan Srebrenitsa’da Müslümanlar karşı direnişle burayı geri aldılar. Sırplar bölgenin etrafını çevirerek Müslümanları yalnızlaştırdılar. 1993 yılının Nisan ayında Birleşmiş Milletler, Srebrenitsa dâhil birkaç bölgeyi “güvenli bölge” ilan etti ve buraya Hollandalılardan oluşan dört yüz kişilik bir barış gücü gönderdi. Bu durum üzere başka bölgelerdeki işgallerden kaçan Bosnalı Müslümanlar da Srebrenitsa’ya geldiler. Gelen sığınmacılardan yaklaşık yirmi beş bini buraya birkaç kilometre mesafede bulunan Potaçari’deki bir akü fabrikasına iskân edildiler.
Bölgede yaşayan Bosnalı Müslümanları umutlandıran bu gelişme ne acıdır ki aslında kötü sonun başlangıcı olmuştu. Çünkü Birleşmiş Milletlere güvenerek silahlarını dahi teslim eden insanlar savunmasız kaldılar. Zulüm 1995 yılının Temmuz ayında ayyuka çıktı. Burada öncelikle Müslümanların, daha sonra vicdanı olan herkesin unutmaması gereken, dünya tarihine adını yazdıran iki utanç karakteri ön plana çıkar: Dönemin Sırp devleti lideri Radovan Karaçiç ve bölgedeki maşası Bosna Sırp Ordusu komutanı Ratko Mladiç! Kolay ulaşılabilir kaynaklar ve dünyadaki resmî tarih anlayışının savaş olarak bahsettiği sürecin soykırım ve insanlık suçu hâlini almasını sağlayan öncelikli kişi Radovan Karaçiç’tir. Karaçiç daha sonra kendisine “Bosna Kasabı” lakabı verilecek olan Radko Mladiç’e vermiş olduğu tam yetki ile Srebrenitsa’nın Müslümanların elinden alınmasını istedi. Harekete geçen zalim Mladiç, bölgenin etrafını sardı. Sürecin farkında olan Bosnalı Müslümanlar bölgede bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün Hollandalı komutanı Thomm Karremans’tan kendilerinden (güvenlik gerekçesiyle!) toplanan silahları istedilerse de Karremans onlara silahlarını tekrar vermeyi reddetti. Ve 11 Temmuz 1995’te akü fabrikasındaki yaklaşık yirmi beş bin Müslüman’ın kaderini konuşmak üzere Mladiç, Karremans ve Bosnalıları temsilen bir öğretmenle sözde süreci müzakere ettiler. Kamera kayıtları hâlâ mevcut olan bu müzakere aslında Birleşmiş Milletlerin ihanetinden ibaret olacaktı. Çünkü sözde anlaşmaya göre çocuk, kadın, yaşlı ve silahsız sivillerden oluşan Müslümanların güvenliği Birleşmiş Milletlerin garantisindeydi ve kimseye bir şey olmayacaktı. Bosnalılar akıbetlerinden habersiz, bu haberi sevinçle karşıladılar. Oysaki Mladiç’in karşısında eli bağlı ve çaresiz bir poz veren, konuşmakta güçlük çeken sözde barış gücü komutanı Thomm Karremans, yapılan görüşmenin ardından, aynı gecenin sabahında emrindeki dört yüz askerle Bosna Kasabı’na asker selamı vererek bölgeden ayrılacaktı. Bosna Kasabı Mladiç’in kameralar karşısındaki itirafına göre, “Türklerden intikam almanın zamanı gelmişti.” Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün bölgeden ayrılmasının ardından harekete geçen Mladiç, 12-70 yaş arasındaki Müslüman erkekleri kadınlardan ayırdı ve onları bölgeden uzaklaştıracağı ama hiçbir şey yapmayacağı yalanını söyledi. Kadınlar, çocuklar ve yetmiş yaş üzeri erkeklerin bakışları arasında kamyonlara bindirilen erkekler için tam bir felaket ve vahşet süreci başladı. Elleri arkadan bağlı olan savunmasız 8372 Müslüman beş günde Srebrenitsa’da katledildi. Kadınlara tecavüz edildi. Durum öyle bir hâl almıştı ki bölgedeki sivil Sırplar dahi ellerinde silahlarla istediği Müslüman evini basıp sivilleri katlediyordu. Cani Sırplar şehit ettikleri Müslümanlar tanınmasın diye cesetleri karıştırdılar. Toplu hâlde ve karışık olarak farklı yerlere gömdüler. Sırplara güvenmeyen ve güvenmemekte haklı çıkan yaklaşık 12.000 Bosnalı Müslüman âdeta katliam olacağını hissettiler ve Srebrenitsa’dan Tuzla’ya kaçmak istediler. Bunu anlayan Sırplar ise kaçan sivillerin üzerine ağır makineli tüfeklerle ateş ettiler. Birçok masumun kanına girdiler. Bazıları ise yoldaki ağır şartlardan ve açlıktan şehit oldular. Kaçan Bosnalılardan ancak 3.000 kadarı sağ olarak kurtulabildi.
Dünya’nın ve Batı medeniyetsizliğinin gözleri önünde bu katliam ve soykırım yaşanırken başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütler ve dünyanın sözde süper güçleri yahut medeniyet abidesi devletleri sadece izlediler. Holywood’da üretilen yapay korku filmlerinin gerçeğini âdeta film izler gibi seyrettiler! Ama bu bir korku filmi değildi, gerçeğin ta kendisiydi ve Avrupa’da yaşanan bir gerçekti. Schubert’in bitmeyen senfonisi gibi bitmeyen bir filmdi bu. Hatta bu öyle bir vahşetti ki yaklaşık otuz yıldır şehit edilen Bosnalı Müslümanların cesetlerinin tespiti devam ediyor! Tespit edilen şehitler aynı yılın 11 Temmuz’unda İslami usullerle defnediliyor ve cenaze namazları kılınıyor. Anneler, evlatlar, kardeşler velhasıl tüm akrabalar bir kez daha acısını yaşıyor bu soykırımın!
Elbette hiçbir şey, yapanın yanına kalmamalı. Karaçiç, Mladiç ve diğerleri daha sonra yakalandılar ve yargılandılar. Hatta Hollanda hükümeti de yargılandı ve suçlu bulundu. 23 Mayıs 2024 gibi yakın bir zamanda Birleşmiş Milletler tarafından 11 Temmuz günü, Srebrenitsa Soykırımını Anma Günü olarak kabul edildi. Zulüm sözde timsah gözyaşlarıyla sona ermiş gibi görünse de binlerce savunmasız Müslüman’ın katillerinin asıl mahkemesi daha yapılmadı. Hâlâ akrabalarının, sevdiklerinin, dostlarının cenaze namazını kılmayı bekleyen, acılarını tazelemek, onların kabirlerinin başında ağlamak isteyen birçok Bosnalı Müslüman var. Ve daha uzun bir süre de olmaya devam edecek! Dünya kameralar karşısında öfkesini kusan Mladiç’i, Mladiç’in önünde el pençe duran ve daha sonra ona selam vererek Müslüman Bosnalıları kaderiyle baş başa bırakan Karremans’ı ve temsil ettiği Birleşmiş Milletleri asla unutmayacak! Ama Müslümanlar, her yıl gerçekleştireceği programlarla bu acıyı hep yüreğinde hissedecek ve asla unutmayacaklar!
Tarihte
bu ay neler oldu?
Nurettin Topçu vefat etti.
(01 Temmuz 1975)
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü açıldı.
(03 Temmuz 1988)
Diyanet Radyo yayın hayatına başladı.
(09 Temmuz 2013)
Türk Dil Kurumu kuruldu.
(12 Temmuz 1932)
Diyanet TV yayın hayatına başladı.
(19 Temmuz 2012)
Hatay Türkiye’ye katıldı.
(23 Temmuz 1939)