BİR SEYYAHIN YOL HİKÂYELERİ BALKANLAR

Süreyya MERİÇ

Balkanlar Anadolu coğrafyasının Avrupa kıtasındaki iz düşümü gibidir. Rengi, kokusu, dokusu Anadolu’ya benzer... Bağı, bahçesi, sofrası benzer... Acısı, ağıdı, derdi ve kederi benzer. Bilge Kral’ın dilinden dökülen öğüdü benzer: “Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil dostlarımızın sessizliği olacaktır.”
Bosna, Makedonya, Kosova; her biri gönül coğrafyamızda yer edinmiştir. Anadolu insanın gönlünde bu yerlere seyahat etme; ecdat yadigârı camileri, nice yolcunun hatırası saklı köprüleri gezip görme arzusu yatar. Küllerinden doğan Mostar Köprüsü, direnişin sesi olur. Nice Müslüman’ın darağacına çekildiği Kosova ormanları ise hüznün.
Bir Seyyahın Yol Hikâyeleri işte bu yüzden rotasını Balkanlara çevirir. “Yolgezer” Seher Meriç’in sıcak ve sade dilinden bizler de Balkan coğrafyasını adımlar, hayret makamından her bir detaya nazar ederiz. Kitap ilk olarak gönlümüzde eşsiz bir yere sahip Bosna Hersek’e buyur eder bizi. Aliye İzzetbegoviç’in mezarını elleriyle kazan, kazma kürekle toprağını incitmekten dahi imtina eden askerlerin o yüce gönlüne misafir oluruz. Buna Nehri’nin kıyısındaki Blagay Tekkesi’nde soluklanır, Eren Sarı Saltuk’un hikâyesini dinleriz. Başçarşı’da Türkçe konuşur, âdeta kendimizi memleketimizde hissederiz. Düşman toplarının hedefi olan Başçarşı’da, taşın diline kulak verir, savaşın acı yüzüyle karşılaşırız. Drina Köprüsü, Gazi Hüsrev Kütüphanesi, Konyiç Köprüsü, Saraybosna Mevlevihanesi, Hünkâr Camii... Her biri görüp de geçemeyen yolgezerin dilinden bize ikramdır. Ve elbette Mostar... Balkanlar denilince ilk akla gelen, zulüm denilince bombalanma anı zihnimize kazınan o tarihî yapı.
Balkanların bir diğer yüzü Arnavutluk kitabın ikinci bölümünü oluşturur. Biz de yazarla birlikte Mangalem Mahallesi’ni adımlar, Muradiye Camii’ni, Toptaniler Konağı’nı, İşkodra Köprüsü’nü gezeriz. Kâmûs-ı Türkî’nin yazarı Şemseddin Sami de hatırasıyla eşlik eder bu gezilere. Kosova, Bulgaristan ve Yunanistan da seyyahımızın yol haritasındadır. Kosova’da Taş Köprü, Fatih Sultan Mehmet Camii bizi vatanımızda hissettirir. Ecdadımızın Balkanları nasıl ilmek ilmek dokuduğunu, imar ve ihya ettiğini müşahede ederiz. Saraçhane Halveti Tekkesi bizi sekinete çağırırken Meşhed-i Hudâvendigâr Türbesi kulağımıza dünya hayatının fâniliğini fısıldar. Bulgaristan en çok Filibeli Ahmed Hilmi’dir. Amak-ı Hayal yazarının gözünden biz de Bulgaristan’a nazar ederiz. Banyabaşı Camii, Ebu Bekir Efendi Kütüphanesi ve Hudâvendigâr Camii... Her biri bize atalarımızdan tevarüs eden eşsiz birer eserdir. Bir de Koca Yusuf vardır, cihan pehlivanı. O da Bulgaristan ile özdeşleşmiştir.
Yunanistan ve Kuzey Makedonya seyyahın diğer iki durağıdır. Yunanistan’da Drama, Mehmet Ali Paşa Külliyesi; Kuzey Makedonya’da Üsküp Kalesi, Sultan II. Murad Camii ve Saat Kulesi dikkat çeker. Macaristan, Romanya, Sırbistan ve Karadağ diğer Balkan duraklarıdır seyyahımız için. Her bir şehirde Osmanlı’nın izlerini takip eden yazar, seyahatlerine Yahya Kemal, Cenap Şahabettin, Gazi Hüsrev Bey gibi önemli şahsiyetleri de buyur eder. Ne de olsa onlar da bir anlamda Balkanların sesidir.