SAHNE SİZİN Mİ
YOKSA SİZE
BİÇİLEN ROLÜN MÜ?
Prof. Dr. İhsan ÇAPCIOĞLU
Toplumsal olgular birey üzerinde dışsal ve zorlayıcı bir güç oluşturur. Aile beklentileri, kültürel normlar, iyi meslek algısı ve toplumsal statü arayışı gençlerin tercihlerini görünmez bir çerçeve içine yerleştirir. Başka bir ifadeyle genç birey, çoğu zaman kendi hayatını kurduğunu zannederken aslında hazır bir senaryonun içine doğar. “Başkasının hayatını yaşamak”, çoğu zaman fark edilmeden içselleştirilen bir yönlendirme sürecidir. Bununla birlikte aile ve toplum baskısının tek tip olmadığı söylenebilir. Akademik başarı baskısı, mesleki ve ekonomik baskı söz konusu baskı tiplerine örnek olarak verilebilir.
Toplum baskısının arkasında çoğu zaman statü ve güvenlik kaygıları vardır. Üniversite öğrencileriyle yapılan bir çalışmada, ailenin sosyoekonomik ve kültürel düzeyi yükseldikçe gençlerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda destek görebildiği; imkânları sınırlı ailelerde ise hızlı kazanç/itibar sağlayan popüler mesleklere yönlendirmenin arttığı, baskının ve baba mesleğine yöneltme geleneğinin görülebildiği tartışılmaktadır (Sarıkaya ve Khorshid, 2009). Elbette bu aşamada hane içi karar süreçleri de önemlidir: TÜİK’in Türkiye Aile Yapısı Araştırması’nda (2021) çocukların eğitimi konusunda karar alıcıların cinsiyete göre dağılımında kadınların payı daha yüksektir (Türkiye geneli: kadın % 68,7; erkek % 31,3). Bu istatistik, eğitimin ev içinde ne kadar “aile işi” olarak görüldüğünü de gösterir.
Gençlik dönemi, kimliğin inşa edildiği en kritik evredir. Erik Erikson, ergenliği “kimliğe karşı rol karmaşası” evresi olarak tanımlar (Erikson, 1968). Bu dönemde birey “Ben kimim?” sorusuna yanıt arar. Ancak bu arayış çoğu zaman “Benden ne bekleniyor?” sorusunun gölgesinde kalır (Çapcıoğlu, 2015). Bu aşamada kimlik inşası, sadece bireyin içsel keşif süreci olmaktan çıkar, toplumsal beklentilerle müzakere edilen bir alana dönüşür. Aile, okul, akran grupları ve giderek daha fazla dijital çevre; gencin önüne belirli başarı, meslek, yaşam tarzı ve hatta duygu ifade biçimleri konusunda normatif çerçeveler koyar. Böylece genç birey, kendi potansiyelini keşfetmeye çalışırken aynı zamanda onay görme ve dışlanmama kaygısıyla hareket edebilir. Bu durum, kimliğin özgün bir tercihten ziyade stratejik bir uyum biçimi olarak şekillenmesine yol açabilir. Özellikle performans ve görünürlük odaklı dijital kültür ikliminde genç, “nasıl biri olmak istediği” ile kendisinden “nasıl biri olması beklendiği” arasındaki gerilimde yönünü bulmakta zorlanabilir. Bu gerilim çözümlenmediğinde rol karmaşası derinleşir. Çözümlendiğinde ise birey, toplumsal beklentileri bütünüyle reddetmeden ancak onlara teslim de olmadan daha bütünlüklü bir kimlik inşasına ulaşabilir.
Erving Goffman’ın dramaturjik yaklaşımı, toplumsal hayatı bir sahneye benzetir. Aile içinde “başarılı evlat”, okulda “çalışkan öğrenci”, toplumda “geleceği parlak genç” rolleri gençten beklenen performansları belirler. Ne var ki bu roller, ilgi ve yetenekleriyle örtüşmediğinde genç, kendine ait olmayan bir hayat oyununu oynamaya başlar. Alkış alan bir rol, her zaman iç huzuru getirmez. Bu bağlamda Goffman’ın dramaturjik perspektifi, bireyin gündelik yaşamda farklı sahneler arasında geçiş yaparken benliğini nasıl düzenlediğini anlamayı mümkün kılar. Ön sahnede sergilenen uyumlu ve beklentilere uygun performans, çoğu zaman arka sahnedeki tereddütleri, yorgunlukları ve içsel çatışmaları görünmez kılar. Birey, alkışlanan bir rolü sürdürdükçe o rolün gerektirdiği dili, jestleri ve hedefleri içselleştirmeye zorlanır. Ancak bu içselleştirme her zaman sahici bir özdeşleşme anlamına gelmez. Rol ile benlik arasındaki mesafe açıldığında kişi, sosyal kabul ile kişisel tatmin arasında bir gerilim yaşamaya başlar. Bu gerilim uzun vadede yabancılaşma hissini derinleştirebilir. Birey, toplumsal olarak başarılı görünse de kendi hikâyesinin öznesi olamadığını fark eder. Dolayısıyla mesele yalnızca rolün iyi oynanması değil oynanan rol ile içsel yönelimler arasındaki uyumun sağlanabilmesidir.
Bazen baskı, anne babadan önce toplumun dili olarak gelir. “Kız kısmı…”, “Erkek adam…”, “El âlem ne der?” gibi ifadeler bu duruma örnek verilebilir. Toplum normlarının çoğu zaman kategorik çalıştığı da ifade edilebilir. TÜİK’in gençlik infografiğinde 2024’te genç kadınların evli olma oranı (% 11,7) genç erkeklerinkinden (% 3,3) daha yüksektir (İstatistiklerle Gençlik, 2024). Aynı dönemde 16–17 yaş grubunda resmî evliliklerde kız çocuk sayısının erkek çocuklardan çok daha yüksek olması da bu asimetriyi göstermektedir. Bir diğer boyut, gündelik denetimdir. Üniversite gençliği üzerine yapılan bir çalışmada (Geçgin, 2019) aile baskısının gençlerin hareket alanını daralttığı, bazı gençlerin “geleneksel aile” vurgusuyla üniversite ortamını ev ortamından daha özgür tarif ettiği aktarılmaktadır.
Baskı sadece can sıkıntısı değildir; bilakis bazen o, bedende ve zihinde birikerek kaygı, çökkünlük ve kimlik karmaşası şeklinde görünürlük kazanır (Çapcıoğlu – Demir, 2020). Dünya Sağlık Örgütüne (2025) göre 10-19 yaş grubunda her 7 ergenden 1’i ruhsal bir bozukluk yaşamakta; depresyon ve anksiyete ergenlik döneminde başlıca sorun alanları arasında yer almaktadır. İlgili literatürde de çocuk-ergen ruh sağlığına dair çalışmalar, klinik başvurularda anksiyete bozuklukları ve depresyon gibi tanıların önemli yer tuttuğunu; ayrıca aile yapısı, ebeveyn eğitimi ve sosyoekonomik değişkenlerin ruh sağlığıyla ilişkili olabildiğini vurgulamaktadır. Bu tablo, genç bireye “Sen zayıfsın.” demek değildir; aksine, baskı altında ayakta kalmaya çalışırken bedenin alarm vermesi normaldir. KONDA’nın yürüttüğü bir çalışmada, üniversiteli gençlerin önemli bir kısmının son dönemde bunalmışlık hissettiği belirtilirken gençlerin yaklaşık dörtte biri ücretli/ücretsiz psikolojik destek aldığını ya da almaya devam ettiğini ifade etmektedir. Aynı araştırmada psikolojik destek ihtiyacı, gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu başlıklardan biri olarak % 45 ile öne çıkmaktadır.
Esasen toplumsal baskı sadece aile ve yakın çevreyle sınırlı değildir. Leon Festinger’in sosyal karşılaştırma kuramına göre bireyler kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak değerlendirir (Festinger, 1954). Günümüzde sosyal medya bu karşılaştırmayı sürekli ve görünür hâle getirmiştir. Birey artık sadece yakın çevresindeki insanlarla değil küresel ölçekte görünür kılınmış başarı, mutluluk ve estetik temsilleriyle kendini kıyaslamaktadır. Üstelik bu temsiller çoğu zaman seçilmiş, filtrelenmiş ve idealize edilmiş içeriklerden oluştuğu için gerçeklik algısı da dönüşmektedir. Böylece sosyal medya, bireyin kendi yaşamını değerlendirme ölçütlerini içsel referanslardan uzaklaştırarak dışsal onay mekanizmalarına bağımlı kılabilmektedir. Birey, yalnızca yaşayan değil aynı zamanda sürekli kendini sergileyen ve karşılaştırılan bir özneye dönüşmekte; bu da modern dönemin görünürlük merkezli baskı biçimlerinden birini oluşturmaktadır.
Yeteneği keşfetmek, bir gecede aydınlanma değildir, çoğu zaman küçük deneyler dizisidir. Baskı tek doğru yol diye dayatıldığında en güçlü karşı hamle kanıt toplayan bir süreç olabilir. Önce kendini tanımak, bireyin ilgi alanlarını ve güçlü yönlerini haritalamak için iyi bir başlangıçtır. Bu haritalama sürecinde temel mesele, aile ve toplumu karar verici bir otorite olmaktan çıkartıp bireyin kendi tercihlerini oluşturma sürecinde rehberlik eden ve destek sunan bir konuma yerleştirebilmektir. Kendi yolunu çizmek bir isyan değil bir emek planıdır. Çünkü bireyin kendi yönünü tayin etmesi, başkalarını reddetmekten ziyade kendi yeteneklerini tanımayı, sınırlarını kabul etmeyi ve sorumluluk almayı gerektirir. Bu süreç çoğu zaman sabır, belirsizlikle baş etme cesareti ve dış beklentiler karşısında ölçülü bir direnç ister. Kendi yolunu seçen genç alkıştan çok anlamı, görünürlükten çok sahiciliği önemsemeyi öğrenir. Asıl başarı, başkalarının yazdığı bir senaryoyu kusursuz oynamak değil kendi hikâyesini tutarlı ve bilinçli bir emekle inşa edebilmektir.
Kaynaklar
• Çapcıoğlu, İhsan. “Gençlik Dönemi ‘Kimlik Arayışı’nın Demokratik Değerlerin ve İletişim Becerilerinin Gelişimine Katkısı”. Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1/2 (2015), 57–76.
• Çapcıoğlu, İhsan – Demir, Zafer. “Durgun Sulardan Bulanık Denizlere: Din, Kültür ve Kimlik İlişkisi”, Kültür ve Kimlik: Disiplinlerarası Yaklaşımlar. 121-152. H. Beşirli, Z. Tekten Aksürmeli (ed.), Ankara: Siyasal Kitabevi, 2020.
• Erikson, Erik H. Identity: Youth and Crisis. New York: W. W. Norton & Company, 1968.
• Festinger, Leon. “A Theory of Social Comparison Processes”. Human Relations 7/2 (1954), 117-140.
• Geçgin, Ercan. “Navigasyonlu Gençlik: Üniversite Öğrencileri Üzerine Bir Toplumsal Karakter Araştırması”. Gençlik Araştırmaları Dergisi 7/17 (Nisan 2019), 45-71.
• KONDA. Üniversiteli Gençlerin İhtiyaçları Araştırması. TOG, Nisan 2024. https://www.tog.org.tr/files/konda-genclerin-ihtiyaclari-arastirmasi-2024.pdf
• Sarıkaya, Türkan - Khorshid, Leyla. “Üniversite Öğrencilerinin Meslek Seçimini Etkileyen Etmenlerin İncelenmesi: Üniversite Öğrencilerinin Meslek Seçimi”. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi 7/2 (2009), 393-423.