Bİ' KAHVE


Bİ’ DEYİM

Şehadet Şerbeti İçmek

Osmanlı Dönemi’nde savaş sırasında ağır yaralanan ve kurtulma ihtimali kalmadığı anlaşılan askerlere, ordu hekimleri tarafından manevi bir destek sağlanırdı. Hekimler, omuzlarında taşıdıkları küçük fıçılarda muhafaza edilen ve zemzem suyu ile özel olarak hazırlanan bir şerbeti, şehit olmadan hemen önce ağızları tatlansın diye askerlere içirirlerdi. Yudumlanan bu kutsal ikram askerin son nefesindeki huzuru simgelerdi. Günümüzde fedakârlık ve şehitlik mertebesini ifade etmek için kullanılan bu deyim, doğrudan bu tarihî uygulamadan ve hekimlerin sunduğu o son şerbetten gelmektedir.

Bİ’ SORU

Develer Uzun Süre Su İçmeden

Nasıl Yaşar?

Develer, kavurucu çöl sıcaklarında susuzluğa karşı gösterdikleri dirençle tabiatın en etkili adaptasyon örneklerinden birini sergilerler. Bu dayanıklılığın sırrı hörgüçlerindeki yaklaşık 30 kg ağırlığındaki yağ depolarıdır. Bu yağ dokusu parçalandığında bir miktar su açığa çıksa da asıl mucize, devenin vücudundaki su kaybını minimize eden biyolojik sistemlerde gizlidir. Yağın vücuda yayılmak yerine tek bir noktada toplanması terlemeyi azaltırken vücut sıcaklıklarını 42°C’ye kadar esnetebilmeleri su tasarrufu sağlar.

Buna ek olarak develerin elastik ve oval yapıdaki kırmızı kan hücreleri, kan yoğunlaşsa bile damarlarda rahatça hareket edebilir, su bulduklarında hacimlerinin 2,5 katına kadar şişebilirler. Böbrek ve bağırsakların suyu yüksek oranda geri emmesi sayesinde boşaltım yoluyla kaybedilen sıvı miktarı en aza indirilir. Diğer memeliler için ölümcül olabilecek %40’lık sıvı kaybını tolere edebilen develer, bir kaynağa ulaştıklarında 10 dakikada 100 litreden fazla su içebilir ve bu suyu “rumen” adı verilen bölmede tutarak sisteme yavaşça dâhil ederler.

Bİ’ SANAT

Katı‘

Katı‘, kâğıt veya deri bir yazı ya da motifin ince uçlu keskin aletlerle oyulup başka bir zemine yapıştırılmasıyla icra edilen kadim bir Türk-İslam sanatıdır. Kelime anlamı “kesmek” olan bu sanatın ürünlerine kātıa, sanatkârına ise kātı‘ ve kattâ‘ denir. Kökeni iki bin yıl öncesine, Orta Asya’daki Uygur Türklerine kadar uzanan bu gelenek, Kanuni Sultan Süleyman döneminde altın çağını yaşamıştır.

Klasik dönemde hat, çiçek ve bahçe kompozisyonları ağırlıklıyken 18. yüzyıldan itibaren Batı etkisiyle üç boyutlu manzara tasvirleri de görülmeye başlanmıştır. Efşancı Mehmed, Benli Ali Çelebi ve Bursalı Fahrî gibi üstatlar, bu sabır ve titizlik gerektiren sanatın tarihteki en önemli temsilcileridir.

Bİ’ BİLGİ

Sayfa Kenarlarında Saklı Tarih:

Fevâid Kayıtları

Fevâid kayıtları, yazma eserlerin korunması amacıyla eklenen boş yapraklara veya metinden artan sayfalara düşülen mühim notlardır. Bu satırlar, mülkiyet ve vakıf bilgilerini belgelerken toplum hafızasına dair salgın, deprem veya fetih gibi olayları günümüze taşır. Araştırmacılar açısından söz konusu açıklamalar, bazen kaybolmuş bir eserin izi bazen de bir şahsiyetin biyografisindeki en kritik tarih anahtarıdır.

Özellikle Yunus Emre örneğinde bu durum hayati bir önem taşır. Şairin vefat yılı, klasik kaynaklarda bulunmazken Adnan Erzi’nin bir yazmanın boş sayfasındaki fevâid kaydını keşfetmesiyle netleşmiştir. Benzer şekilde İbn Kuteybe’nin hayatının son günleri de bir öğrencisinin düştüğü notlarla aydınlatılmıştır. Eseri tanımlarken bu kısımları incelemek, tıbbi reçetelerden kişisel hatıralara kadar uzanan geniş bir mirası belgeler. Bu sebeple fevâid notları, rastgele karalamalar sayılamaz. Aksine tarihin karanlık noktalarını aydınlatan birincil kaynak niteliği taşır.

Bİ’ ALINTI

"Dünya ahiretin tarlasıdır." hikmetinin sırrına eren insan yaptığı her hareketi bir ibadet şuuruyla yapmaya başlar, işinin adı ve şekli ne olursa olsun kâinattaki diğer canlılar gibi zikir meclisine katıldığının farkına varır. Herkes zâkir, kâinat dergâh olur. Yaptığı her yararlı işin öbür dünya için bir "fide" olduğunun şuuruna erer. Onu sulamaya gayret eder. Ayrık otları temizler

Gönül Mektupları,

Mustafa Kara