ANADOLU’NUN GÖNÜL SULTANI

Hacı Bektaş-ı Veli


Dr. Lamia Levent ABUL


Türkistan’ın irfan ocağında yetişen pek çok sufi, başta Anadolu olmak üzere geniş bir coğrafyayı etkileyerek hem İslam’ın hem de Horasan ilim ve irfanının Anadolu’ya taşınmasına öncülük etmişlerdir. Orta Asya’nın bu velüt ikliminde yetişen büyük mutasavvıflardan biri de Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’dir. O, Türkistan’ın piri Hoca Ahmet Yesevi’nin tarikat silsilesinin çok değerli bir halkasını temsil eden gönül eridir. O, Anadolu’nun Türkleşmesindeki ve İslamlaşmasındaki önemli rolü sebebiyle dün olduğu gibi bugün de gönüller sultanı olarak yaşamaya devam etmektedir.

Büyük velinin tasavvuf anlayışının merkezinde insan ve insanın tekamülü yer alır. İnsanın okunacak önemli bir kitap olduğunu söyler Bektaş-ı Veli, seyrü süluk aşamaları boyunca adeta bu mühim kitabı açıklar. Öyle ki ona göre, Yüce Allah'ın insanı yaratmasında üç mana vardır. Birinci mana kendini bilmektir, ikincisi toprak olmaktır, üçüncüsü ise kabri mesken tutmaktır. Yani insan önce kim olduğunu, niçin yaratıldığını bilecek, toprak gibi tevazu ve teslimiyet gösterecek. Bir gün fena bulacak bu âlemde yine toprak olduğunu bilme şuuru içinde yaşayacak. Dolayısıyla yetmiş iki milleti ayıplamamak, kimseyi hor ve hakir görmemek gerekir. Bunun yolu, incinse de incinmeyen bir gönle sahip olmaktan geçer. Hak Teâlâ insana ikisi başında ikisi de gönlünde olmak üzere dört göz vermiştir. Baş gözüyle bakanlar halkı görür, gönül gözüyle bakanlar ise Hâlık’ı görür. (Hacı Bektaş Veli, Makalat, TDV Yayınları, Ankara 2007, s. 90.) Yüce Hâlık'ın yarattığı her mahluka sevgi ve hoşgörü ile bakmak, hürmet göstermek Hacı Bektaş-ı Veli'nin insan anlayışının özünü teşkil eder.

Soyu Peygamber Efendimize (s.a.s.) kadar uzanan Hacı Bektaş-ı Veli, Miladi 1210 yılı dolaylarında Nişabur'da doğmuştur. Vilayetnâme'de yer alan bilgilere göre Hacı Bektaş-ı Veli'nin babası İbrahim Sani'nin, Musa Kazım Hazretlerinin torunlarından olduğu kaydedilir. İlk tahsilinden sonra Hoca Ahmet Yesevi hazretlerinin halifelerinden Lokman Perende'nin yanında akli ve naklî ilimlerin yanı sıra manevi eğitimini itmam eder. Dünyevi bütün hırsları terk ederek kendisini Hak yoluna adar. Zühd yolunu tercih eden Hacı Bektaş-ı Veli, mürşidi Lokman Perende'nin icazetiyle irşat hizmeti için Anadolu'ya gönderilir. Zira Lokman Perende de mürşidi Hoca Ahmet Yesevi gibi halifelerini irşat hizmetlerinde istihdam ederek Rum diyarına, Anadolu'ya gönderirdi. Hacı Bektaş-ı Veli de aldığı bu vazife ile yola revan olur. Önce Necef ve Kerbela'yı ziyaret eder, Hz. Ali'nin türbesinde halvete girer ve erbain çıkarır. Sonra Mekke ve Medine'ye giderek haccını eda eder. Bir süre Hicaz’da kaldıktan sonra Kudüs, Şam, Halep gibi şehirlere uğrayıp bu bölgelerdeki âlimler ve mutasavvıflarla görüşür. Uzun bir yolculuğun ardından Anadolu'ya gelir. Önce Sivas'a yerleşir, sonra Kırşehir ve Kayseri'ye geçerek Ahi Evran ile dostluk kurar ve Ahilik Teşkilatına katılır. Nihayetinde büyük şehirleri değil Sulucakarahöyük (HacıBektaş) gibi sakin bir Anadolu kasabasını tercih ederek buraya yerleşir. Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri cezbe sahibi bir veli idi. O, Allah aşkıyla yanıp tutuşan, her an O'nu anan bir mutasavvıftı. Onun insanlara hoşgörü ile yaklaşımı sebebiyle göçebe Türkler ve yerli Hristiyanlar İslam'ı kolayca benimsediler. (Ahmet Yaşar Ocak, Hacı Bektaş Veli, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1996, c. 14, s. 455-458; Hacı Bektaş Veli, a.g.e., s.13-17)

Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin tasavvuf anlayışında “İnsan-ı kamil” önemli bir yere sahiptir. Ünlü eseri Makalat'ta dile getirdiği üzere bu mertebeye yani kamil insan mertebesine erişmek için insanın önünde dört kapı ve kırk makam vardır. Bunlar, insan-ı kamil olmanın merhaleleridir. Bunların hepsinin gereğini yerine getirenler ancak Hakk’a vasıl olurlar. Hacı Bektaş-ı Veli "Allah'ın varlığını müşahede etmek ve ona ulaşmak için bu makamların hepsini tam ve eksiksiz olarak kat etmek hiçbirini eksik bırakmamak" gerektiğini ifade eder. Söz konusu dört kapı; şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kapılarıdır. Her bir kapının da on makamı vardır. Şeriat makamında iman ve ibadet esasları yer alır. Yani kişinin önce iman ve bu imanın gereği olan amelleri yerine getirmesi gerekir. Sonra gelen tarikat makamı tövbe ile başlar, seyrü süluk yolunda olmak, hizmet, nasihat, havf, reca, aşk ve muhabbetle tamam olur. Sonra marifet kapısı gelir. Marifetin ilk makamı edep son makamı ise kendini bilmektir. Dördüncü ve son kapı hakikattir. Bu makamda kul, toprak gibi mütevazı ve teslimiyet içinde olur.Yetmiş iki milleti ayıplamamak, Allah'ın yarattığı her şeye tazim ve hürmet göstermek hakikat kapısının gereğidir. Hakikat sırrına eren kul için bu makam, münacat ve müşahede makamıdır. (Mahmut Esad Coşan, Makalat, Ankara, 1996, s. 11.)

Hacı Bektaş-ı Veli, Makalat'ında inanan insanları dört gruba ayırır ve her bir zümrenin özelliklerini anlatır. Ona göre dünyada dört çeşit insan vardır. Bu dört insan zümresi abidler, zahidler, arifler ve muhiblerdir. Birinci gruptaki abidlerin aslı havadır. Şeriat kapısını temsil eden abidler gece gündüz Hakk'a ibadet eden, onun emirlerini yerine getiren, yasaklarından sakınan, namaz, oruç, hac gibi İslam'ın temel şartlarını eda eden, zorunlu hâllerde savaşa katılan, dünyevi zevkleri terk edip nefsiyle savaşan ve kimseyi incitmeyen özellikleri haizdirler.

İkinci zümre aslı ateş olan zahidlerdir. Bunlar tarikat ehli kimselerdir. Bu dünyada nefsini yakan, hırslarından kurtulup arınan ve olgunlaşan kimselerdir. Hacı Bektaş-ı Veli, bu dünyada nefsini yakanın ahirette azaptan kurtulacağını söyler. Ona göre zahidler nefislerini yok etmiş, gece gündüz Hakk aşkıyla zikreden ve ahiret için dünyada birikim yapan ilm-i ledün sahibi kimselerdir.

Üçüncü zümre olan ariflerin aslı sudur. Marifet kapısını temsil eden arifler benliklerini yok etmiş kimselerdir. Ona göre kendini arındırmayan başkasını arındırmaz. Suyun aslı temizdir, durudur, arıdır. Her girdiği kabın şeklini alır ve o kabı da temizler. Tıpkı su gibi arifler de hem kendilerini hem başkalarını arındırırlar. Ariflerin taatı tefekkürdür, dünyayı ve dahi ahireti terk etmiş, tek arzuları Allah'a yakın olmaktır.

Muhibler hakikat kapısını temsil ederler ve asılları topraktır.Toprak, nasıl teslimiyet ve rızayı temsil ediyorsa muhibler de boyun büküp Hak'tan gelene razı olan kimselerdir. Muhiblerin taatı münacaat, seyir ve müşahededir. Onların arzusu Allah'ı bulmak, kendilerinden geçmek ve Hakk aşkına vasıl olmaktır. (Hacı Bektaş Veli, Makalat, a.g.e. , s. 33-35.) Büyük mürşidin eserinde ifade ettiği bu esaslar, inanan insanın yapmakla mükellef olduğu hususlardır. O, bir taraftan İslam'ın temel prensiplerini ortaya koyarken diğer taraftan tasavvufi gelenekte yer alan manevi eğitime dair hususları açıklamıştır.

İslami ilimlerle mücehhez bir âlim ve mutasavvıf olan Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri Anadolu'nun maneviyat önderi olarak büyük hizmetlerde bulunmuştur. Ahi Evran Hazretlerinin esnafı teşkilatlandırması gibi Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri de konargöçer Türkmen aşiretlerini teşkilatlandırmıştır. Mevlana Hazretleri ile aynı dönemde yaşayan büyük veli, ehl-i sünnetinancının yayılmasına hizmet etmiştir. O, birçok halife yetiştirmiş ve yetiştirdiği halifeleri Anadolu'nun dört bir yanına irşat için göndermiştir. Beylikler döneminin ardından kurulan Osmanlı sultanları da yapmış olduğu bu hizmetlerden ötürü Bektaşi dervişlerine sevgi ve hürmet göstermişlerdir. Hacı Bektaş-ı Veli, Osmanlı Devletinin Yeniçeri Ocağının da piri olarak görülür. Esasında Osmanlının ve Yeniçeri Ocağının kuruluşu sırasında kendisi vefat etmiştir. Ancak büyük bir mürşit ve veli olarak bu topraklarda şöhret bulmasından dolayı manevi pir olarak kabul edilir. Bunun yanı sıra Abdal Musa, Kara Rüstem, Seyyid Ali Sultan gibi ilk Osmanlı fetihlerine katılan ve Yeniçeri Teşkilatının kurulmasını sağlayan kişilerin Ahilik , gazilik ve Hacı Bektaş'ın ismi etrafında oluşmuş tasavvufi gelenekle irtibatlı olmalarının da böyle görülmesinde etkisi vardır. (Mahmut Esad Coşan, a.g.e., s, XXIX.)

Yeniçerilerle sefere çıkan Bektaşi dervişleri, Hacı Bektaş-ı Veli'nin tasavvuf anlayışını Anadolu'dan Balkanlara kadar yaydılar. Cengaver dervişleri Sultan Murat Hüdavendigar himaye etti. Hacı Bektaş Külliyesi’ni aynı zamanda bir Ahi Babası olan Sultan I. Murat Han yaptırdı. Damadı Karamanoğlu Alâeddin Bey vasıtasıyla Hacı Bektaş dervişleri ile Sulucakarahöyük'te (Hacıbektaş) inşa ettirdiği külliyenin giriş kapısı üzerindeki şu yazı yer alıyor: "Bu imareti, meliki, evliya soyu olan Ahi Murad -devleti daim olsun- yaptırdı. Hicri 769 (m.1367–68)" (http://www.evliyalarimiz.com/haci-bektas-i-veli-hazretleri)