HAYAT TRAFİKTİR:

İLAHİ YOLUN IŞIKLARI, DURAKLARI VE EMANETLERİ


Sinan KONUT

Niğde Bor Müftülüğü Manevi Danışman


Hayat, Kur’an’ın diliyle bakıldığında bir yoldur; üzerinde yürüyenin niyetine göre ya aydınlanan ya da kararan bir yol. “Sırat-ı müstakim” diye adlandırılan bu istikamet, yalnız varılacak bir hedefi değil nasıl gidileceğini de öğretir. Trafik de böyledir: Yalnızca menzile varmak değildir gaye; yol boyunca kurallara uymak, başkasının hakkını gözetmek ve zamanı gözeterek ilerlemek gerekir. Kur’an, hayat trafiğinin işaret levhalarını ayet ayet önümüze koyar:

“O Allah ki, yeri sizin için bir beşik, yolları da üzerinde rahatça yürüyüp gidesiniz diye var edendir.” (Zuhruf, 43/10) Yolun varlığı bir rahmettir fakat yolun emniyeti, yürüyenin edebiyle mümkündür. Trafikte yol vardır ama kuralsızlık kazayı doğurur. Aynı şekilde hayatta da nimet vardır ama ölçüsüzlük helaki getirir. Bu yüzden Kur’an, ilk iş olarak ölçüyü öğretir: “İşte bu dosdoğru yolumdur; ona uyun, başka yollara uymayın ki sizi O’nun yolundan ayırmasın.” (Enam, 6/153) Çok yol vardır ama tek istikamet; çok hız vardır ama tek denge.

Kırmızı ışıklar vardır hayatta, durmamız gereken anlar. Sabırla beklenmeyen her durak kazaya gebedir. “Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153) Sabır, hayattaki fren sistemidir; onun yokluğunda ise hız felakete dönüşür. Nice kapılar vardır ki hemen açılmaz, nice yeşiller vardır ki erken geçilmez. Kur’an, aceleyi insanın zaafı olarak niteler: “…İnsan pek acelecidir.” (İsra, 17/11) Trafikte acele, hayatta hüsrandır.

Yeşil ışıklar da vardır hayatta, imkân ve fırsat anları sunan. Ancak yeşil yanınca geçmek, yalnız hız değil hazırlık da ister. “…Allah, bir toplumu onlar kendilerindeki hâli değiştirmedikçe değiştirmez…” (Rad, 13/11) Emniyet kemeri takılmadan yola çıkılmayacağı gibi hayatta da ahlak ve sorumluluk kuşanılmadan imkânlar hayra dönmez. Hadis-i şerif bunu berraklaştırır: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.” (Buhari, Ahkâm, 1) Trafikte direksiyon başına geçen, yalnız kendini değil yolun tamamını emanet alır.

Hayatın trafiğinde şerit ihlali de vardır bazen; başkasının hakkına girmek. Kur’an bu ihlali sert levhalarla yasaklar: “Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin…” (Bakara, 2/188) Yaya geçidi gibi kul hakkı da görünürdür; onu çiğneyen, yalnız başkasının değil kendi yolunu da karartır. Resulullah (s.a.s.) uyarır: “Müflis kimdir bilir misiniz? … Kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir fakat buna sövmüş, şuna iftira atmış, bunun malını yemiştir… Sevapları alınır, borçları ödenir; yetmezse onların günahları ona yüklenir.” (Müslim, Birr, 59) Trafikte kazanın bedeli vardır, hayatta da ihlalin.

Sis çöker bazen, o anlarda görüş daralır. Kalp puslanır, akıl şaşar. Kur’an bu anlar için takva farlarını yakar mümine: “Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız o size bir Furkan (iyiyi kötüden ayırt etme gücü) anlayışı verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar…” (Enfal, 8/29) Sisli havada hız kesmek cesarettir; belirsizlikte durup istişare etmek hikmettir. Hadis-i şerif ise elimize pusulayı vermiştir: “Helal bellidir, haram bellidir; ikisi arasında şüpheli şeyler vardır… Kim şüphelilerden sakınırsa dinini ve ırzını korumuş olur…” (Buhari, İman, 39)

Yolculukta dinlenme tesisleri vardır, kul için tefekkür ve ibadet durakları. “…Kalpler, ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad, 13/28) Uzun yolda mola vermeyen şoför nasıl risk alırsa hayatta zikirsiz ilerleyen kalp de yorulur. Namaz, bu yolun düzenli molasıdır; oruç, hız kontrolü; zekât ise şerit paylaşımıdır.

Kaza da olur hayatta; çünkü insan kimi zaman yanılır. Kur’an, kazadan sonra yapılacakları öğretir bize: “De ki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin…” (Zümer, 39/53) Tövbe, çekici gibidir; aracı hurdaya ayırmaz, tamire alır. Resulullah’ın (s.a.s.) şu hadisi ise o anlarda umut kapısını açık tutmamız gerektiğini bize hatırlatır: “Âdemoğlu hata eder; hata edenlerin en hayırlısı ise tövbe edenlerdir.” (Tirmizi, Kıyamet, 49)

Varış noktası bellidir: “Ey insan! Şüphesiz sen Rabb’ine kavuşuncaya kadar didinip duracak ve sonunda didinmenin karşılığına kavuşacaksın.” (İnşikak, 84/6) Trafikte yol biter, menzil başlar; hayatta da yolculuk hesapla taçlanır. O gün hız değil niyet, geçiş üstünlüğü değil adalet konuşur: “Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür, kim zerre kadar şer yapmışsa onu görür.” (Zilzal, 99/7-8)

Evet, hayat trafiktir ama bu trafik kaos değil bir imtihandır. Işıkları Kur’an yakar, kuralları ise sünnet çizer. Direksiyon vicdanda, fren sabırda, farlar da takvadadır. Yol uzundur ama istikamet bellidir. Ve en güvenli yola sahip olanlar, “Bizi dosdoğru yola ilet.” (Fatiha, 1/6) duasını her adımda fısıldayarak yürüyenlerdir.