Deprem anında ailesi enkazın altında kalmış ve enkaz altında yakınlarını arkadaşlarını kaybetmiş biri olarak deprem sizde nasıl bir duygu yaşattı?
İnsanların feryatlarının göğe doğru yükseldiği küçük bir kıyametti. Böylesi bir acı, böylesi bir dehşet görmedim. Yerle bir olmuştu Adıyaman. Sadece yardım çığlıkları ve gözyaşları kol geziyordu ortalıkta. Adıyaman bitti, dedim kendi kendime. Artık kadim bir şehir değildi, sadece yıkıktı. Adıyaman, bu yıkıntıların arasından evvela Allah’ın izniyle sonra devletimizin ve milletimizin yardımıyla çıkardı belki. Ancak kaybettiğimiz eşimizi, dostumuzu, arkadaşlarımızı geri getiremezdi. Dolayısıyla deprem insanların üzerine sadece enkaz değil çok da büyük bir acı ve silinemez ağır izler bıraktı. Ben evimi, bağımı kaybettim ve hiçbir şeyim kalmadı. Ancak ne mutlu ki bana, çocuklarım sağ ve ben onları öpüp koklayabiliyorum, kucaklayabiliyorum. İşte bu, benim için dünyalara değişemeyeceğim bir mutluluk. Rabbime binlerce kez şükürler olsun.
Siz hem din görevlisi hem Diyanet Vakfı gönüllüsüsünüz. Deprem sonrası ne yaptınız, nasıl organize olabildiniz? Bunlardan kısaca bahsedebilir misiniz?
Adıyaman’da, benim de dâhil olduğum Türkiye Diyanet Vakfı ve sivil toplum örgütleriyle beraber hemen organize olup arama kurtarma birimi oluşturduk ve kurtarma faaliyetlerine başladık. Türkiye Diyanet Vakfımızdaki arkadaşlarımızın ve gençlik kollarımızın yarısı maalesef enkaz altında kalarak can verdi. Din görevlisi arkadaşlarımızın, Kur’an kursu hocalarımızın çoğunu depremde kaybettik. Ama yine de çaresiz değildik. Dışarıda olan ve ailesinin güvenliğini sağlayan arkadaşlar hep birlikte hemen il müftülüğünde, belli bir merkezde toplanarak bu insanlara yardımcı olmamız gerekiyor, onları sakinleştirmemiz gerekiyor düşüncesiyle hareket etmeye başladık. En yakındaki arkadaşlarımızı aramaya, bulmaya çalışarak onları belli bir noktada toplamaya, toplanma alanlarına yönlendirmeye, açık alanlara yollamaya başladık. Diyanet Vakfı gönüllüleri kendi acılarını unutarak yardıma koştu. Onlarla ilgilenmeye başladılar. Arkadaşlarımızdan birçoğu en yakınını kaybettiği hâlde toplanma alanlarına gelenleri nasıl teskin edebiliriz, onları böyle ümitsizlik içerisinden nasıl çıkarıp bu işlerin düzelebileceğini anlatabiliriz düşüncesiyle bire bir yardımcı olmaya başladılar. Kendi acıları olduğu hâlde bunu, inanın hiç kimseye sezdirmeden yaptılar. Ben yakınlarımdan yirmi bir kişiyi kaybettim ve oradaki arkadaşlarım da en az benim kadar acılı olmasına rağmen canla başla mücadele ediyordu. Adıyaman dışından ekipler gelmeye başlayınca da Adıyaman’ın her bir köşesini mavi yelekli insanlar kuşatıvermişti. Enkazda çalışanlardan yemek dağıtımına, acil ihtiyaç malzemelerinin dağıtımına kadar Türkiye Diyanet Vakfı gönüllüleri canhıraş bir şekilde mücadelenin içerisindeydiler.
Bursa Müftüsü
Yavuz Selim KARABAYIR:
“Hayatımız boyunca unutamayacağımız anlara şahitlik ettik.”
Diyanet İşleri Başkanlığı bütün imkânlarıyla deprem bölgesindeydi. Siz de bölgede yaraları sarmaya çalışan müftülerimizdendiniz. İlk andan itibaren nasıl bir yol haritası izlediniz, neler yaptınız?
6 Şubat sabahı tüm ülkeyi yasa boğan haberi almamızın üzerine Başkanlığımızın talimatları doğrultusunda ivedilikle hazırlıkları tamamlayıp deprem bölgesine ulaşmak için yola çıktık.
Hava ve yol şartlarındaki olumsuzluklar sebebiyle ikinci günün gecesinde Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürlüğündeki koordinasyon merkezine ulaşabildik. Koordinasyon merkezinden aldığımız bilgiler doğrultusunda Kahramanmaraş belediye binasının önündeki meydan ve Kapıçam Mezarlığı olmak üzere iki ekibe ayrılarak görevimize başladık.
Mezarlıkta bulunan ekiplerimiz soğuk ve karanlık gibi tüm olumsuzluklara rağmen canla başla işe koyuldular. Aydınlatma, barınma, kefen, defin ve diğer ihtiyaçların giderilmesi için ivedi olarak bir çalışma başlatıldı.
İlk üç gün şartların en ağır olduğu süreçti, ekiplerimiz, din görevlilerimiz büyük bir fedakârlıkla çalışmalara ara vermeden devam etti. Özellikle kadın görevli arkadaşlarımız barınma ve özel ihtiyaç konusunda daha büyük sıkıntıya girdiler. Bir yandan eksiklerimizi tamamlamaya çalışırken diğer yandan henüz yaşadıklarının etkisinden çıkamamış halkın yaralarını sarmaya, onlara manevi olarak destek olmaya gayret ettik.
Hayatımız boyunca unutamayacağımız anlara şahitlik ettik. Mesela merkezde tozun dumanın birbirine karıştığı, ambulans seslerinin acılı feryatları bastırdığı, arama kurtarma ekiplerinin kullandığı aletlerin çıkardığı gürültünün insanın kalbine işlediği bir anda bir ses duyuldu: “Sesimi duyan var mı?” Herkesin nefesini tuttuğu bir sükûnet ile enkaz altından gelen ufacık bir sesle umutlar yeniden yeşerdi. İnsanlar gözyaşlarına boğuldu. Hamile genç bir kadın enkazdan çıkarıldı ve kısa süre sonra ekiplerin yardımıyla bebeği dünyaya geldi. Bunu tarif etmek imkânsız.
Diyanet Vakfı yiyecek, giyecek, aşevleri ve çadırlarıyla bu elim hadisede milletimizin yanında oldu. Yardımların düzenli şekilde dağıtımı noktasında neler yapıldı?
Bütün bunların yanında enkazların başında yakınlarını umutla bekleyenlerin de ihtiyaçları giderilmeye çalışıldı. Ayşe Gümüşer İlkokulu bahçesinde Türkiye Diyanet Vakfımızın kurduğu aşevinden enkaz başında bekleyen kardeşlerimize ulaşılarak yemek ve ihtiyaçları karşılandı. Henüz ulaşılamayan mahalle ve köylere, sıcak yemek ve temel ihtiyaçlar ulaştırıldı. Kahramanmaraş merkeze 40 kilometre uzaklıktaki Ördek Dede köyündeki 120 hanenin 110’unun yıkıldığında şahit olduğumuzda depremin boyutunun ne denli büyük olduğunu bir kez daha müşahede ettik
Bu şekilde Kahramanmaraş’ta beş günümüzü tamamladık. Daha sonra Adıyaman koordine merkezine geçtik. Cenaze ve hastane işlerinin biraz daha hafiflemesi ile birlikte depremzede kardeşlerimizin acil olan ihtiyaçlarını sahada tespit ettik. Bize ulaşan yardım tırlarını tasnif ederek, il müftülüğünün bahçesinde kurmuş olduğumuz çadırlarda istifledik. Erzak, kıyafet, soba, elektrikli ısıtıcı, odun, kömür gibi malzemeler düzenli şekilde vatandaşlarımıza ulaştırıldı. Bununla birlikte kiraladığımız araçlarla Adıyaman’ın bütün ilçelerine bizatihi gidilerek yardımlar ulaştırıldı. Çok büyük bir bölgeyi kapsayan bir afetti bu. Ama el birliğiyle tüm yaralar en kısa sürede sarılacak. Milletçe yeniden ayağa kalkacağız inşallah.
Deprem sonrasında nasıl organize oldunuz ve yardıma koştunuz? İlk olarak ne yaptınız, bize bunlardan bahseder misiniz?
Çoğu insan gibi biz de depreme evde, uykuda yakalandık. Depremi hissettiğim an ilk olarak aklıma kızım geldi, ona doğru koştum, korkmuştu. Daha önceki Marmara ve Bingöl depremlerini yaşamış birisi olarak hemen kızımı da alarak eşimle yaşam üçgeni olarak düşündüğümüz yere geçtik. Çocuğumuzun bizi taklitleri eşliğinde eşimle birlikte dualar ediyor, tekbir getiriyorduk. Depremi Bingöl’de zannettim başlangıçta ama zamanla öğrendik ki bizden uzakta olan bir depremdi bu. Adıyaman’a görevlendirildik, o andan sonra kalplerimiz Adıyaman’la birlikte atmaya başladı.
Bizler Müftü beyin koordinatörlüğünde AFAD merkezine gittik. Merkezde yapılan istişare sonucu Müftü bey bizlere, “Arkadaşlar şu an yapabileceğimiz en öncelikli iş hastaneye gitmek, orada neler yapabileceğimizi görmek.” dedi ve biz hastaneye gittik. Morga indik. Ruhumuza ağır gelen bir manzarayla karşılaştık. Morgun dış kapısından içeriye doğru ilerledikçe her yer cenazelerle doluydu. Oradan hastaneye girdik. Cenaze sahiplerini bir nebze olsun teselli etmek istiyorduk. Ama o kadar kritik bir durumdaydık ki ağzımızdan çıkacak kelimeleri itinayla seçmeye çalışıyor, hâlâ şokun etkisinde, yakınlarını kaybetmiş, hassas ve endişeli yüreklerin olduğunun bilinciyle daha özenli davranıyorduk. Sabah mezarlığa geçtik. Mezarlığa gelen cenaze sayısı binlerle ifade ediliyordu.
Günlerce süren defin çalışmalarında farklı şeyler yaşadığınızı, hissettiğinizi anlıyoruz. Şahit olduğunuz ve sizi etkileyen olayları okuyucularımızla paylaşır mısınız?
Bölgede gördüğümüz kadarıyla kimi yapılar kısmi olarak hasar almış olsa da ayakta kalmıştı. Maddi kayıpların yaşandığı bu tip sağlam yapılarda şükürler olsun ki can kaybı olmamıştı. Bazı insanlardan sahada şunları da duyduk: “Hocam, acaba biz çok mu isyan ettik, günah işledik de bunlar başımıza geldi?” Tabii ki bunları duymak çok olağandı ama onlara bunun iyilik ve kötülükten ziyade sünnetullahın bir parçası olduğunu ifade etmekle iktifa ediyorduk. Bize düşenin bunları sorgulamak yerine gerekli tedbirleri almak sonrasında da tevekkül etmek olduğunu söylüyorduk.
Orada Diyanet personeli arkadaşlarımız gerçekten insanüstü bir gayret ve fedakârlıkla vefat edenlere dinî görevlerini yerine getiriyordu. Kendi can kaybı yaşayanların, yaralı olduğu hâlde orda çalışması beni çok etkiledi. Beraberlerinde getirdikleri cenazeleri teyemmümleyip defnediyorduk. Büyük bir şok yaşıyordu insanlar. Bir beyefendi geldi, ailesinden on iki kişi vefat etmişti. Ailesinden herkesi kaybeden bir kadının, “Can pazarı, can pazarı!” diye bağırmasını hiç unutmayacağım. Kelimelerin bittiği yerdeydik. Kimileri tevekkül içinde, “Allah’ım bu sendendir, bu sendendir.” deyip duruyordu. İnsanımızın bu teslimiyeti, bu tevekkülü beni hayretlere düşürdü. Hem bizler hem erkek hocalarımız, orada cenaze namazı kılmak isteyenlere hızlıca teyemmümü tarif ettik. İnsanlar çaresizlik içindeydiler; bizim her bir sözümüze, telkinimize, tavsiye ve yönlendirmemize muhtaç hâldeydiler. Arkadaşlarımız çok yoruluyordu ama insanların o hâllerini görünce araçlarda yarım yamalak uykuyla ertesi gün görevine kaldığı yerden devam ediyordu. O anları, yakılan ağıtları hiçbir zaman unutmayacağım.
Hatay ilimiz depremden en çok etkilenen şehirlerimizden oldu. Siz oradaydınız, deprem anında neler yaşadınız?
İskenderun Müftülüğüne bağlı 4-6 yaş Kur’an kursunda öğretici olarak görev yapmaktayım. Asrın felaketi olarak yaşadığımız depremi bulunduğumuz apartmanın 8. katında yaşadık. Gece büyük bir sarsıntı ve uğuldama sesiyle uyandık. Çok şiddetli bir sarsıntıydı. Binayı çok sarsıyordu. Kızımla ve eşimle hemen güvenli bir yere geçip kelime-i şehadet getirmeye başladık. Yani o an artık her şeyin bittiğini düşünmüştük. Çünkü gerçekten sarsıntı geçmiyordu. Şiddetliydi ve sanki bize bir dakika değil de daha uzun bir süre sürmüş gibi geldi. Çok korkmuştuk. Sarsıntı biter bitmez hemen aşağıya indik. Gökyüzü karanlıktı. Gökyüzünün aydınlanmasıyla şehirde yıkılan minarelerimizi, enkaza dönen apartmanları gördük. Sevdiklerimizden, hocalarımızdan, komşularımızdan enkaz altında kalanlar olmuştu. Öğrencilerimizden kaybettiklerimiz oldu, arkadaşlarımızdan kaybettiklerimiz oldu, mahalle komşularımızdan kaybettiklerimiz oldu. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin. Bizlere de yaralarımızı sarmayı nasip etsin.
Deprem sonrası afet bölgesinde kalıp yaraları sarmayı tercih ettiniz. Bunu neden tercih ettiniz ve bu süreçte neler yaptınız?
Kızımı şehir dışına gönderdim. Ama benim kalmam gerekiyordu. Çünkü gerçekten yaraları sarmak bu süreçte bana iyi gelecekti ve biz arkadaşlarımızla sahada cenaze işlerine, tekfin işlerine katıldık. Çadır kentler kurulmaya başlandıktan sonra çadır kentlere gidip orada depremden etkilenen vatandaşlarımızın sıkıntılarını gidermeye yardımcı olduk. Çocuklarımızla çeşitli sosyal faaliyetler yaparak onların yüzlerini güldürmek istedik. Onların yüzlerindeki tebessümlere şahit olmak, gözlerindeki ışıltıları görmek gerçekten bizim içimizde umutları yeşertti. İnşallah devlet ve millet el ele verip bu yaralarımızı saracağız, tekrar şehirlerimizi imar edip okullarımızı, kurslarımızı açacağız. Bu süreçte bizlere maddi manevi destek olan, gönüllü olarak çalışan bütün çalışanlarımıza, bütün vatandaşlarımıza gerçekten biz depremzedeler olarak can-ı gönülden teşekkür ediyoruz. Dua ediyoruz, Allah hepsinden razı olsun. Rabbim devletimizden de razı olsun. Bütün imkânlarını seferber etti. Bu soğuk günlerde, bu yağışlı günlerde ellerinden geleni yaptılar. Rabbim hepimize güç kuvvet versin, tekrar vatanımızı imar ettiğimiz günleri görmeyi nasip eylesin bizlere.