DR. FEYZA BEKİ
6 Şubat 2023 tarihi, hafızalarımıza “asrın felaketi” olarak kazındı. Kahramanmaraş merkezli yaklaşık 11 ilimizi direkt, birçok ilimizi de dolaylı olarak etkileyen bu deprem, sadece bu illeri değil ülkemizle birlikte tüm dünyayı etkiledi. Acının, üzüntünün, dehşetin, korkunun, hayal kırıklığının içinden geçtiğimiz şu günlerde tutunabileceğimiz bir dayanak arıyoruz. Üzgünüz, “Neden bunlar bizim başımıza geldi?”, “Neden böyle oldu?”, “Neden bu kadar masum insan hayatını kaybetti?”, “Neden…?” vb. onlarca soru dolaşıyor zihnimizde. Kafamız karışık, zihnimiz travma karşısında donakalarak kendisini koruma evresinde. “Şimdi ne olacak?” sesleri yankılanıyor her birimizin ruhunda. Peki, şimdi ne olacak?
Deprem esnasında ve deprem sonrasında yaşanan ve yaşanacak olaylar birçok insanımızda travmalar, kayıplar, matemler ve belirsizlikler meydana getirmektedir.
Bu travmatik durumda olan birey, aile ve toplumlara yönelik yapılacak elbette birçok sorumluluk bulunmaktadır. Bu sorumluluklar hem devletin hem sivil toplumun hem de bireysel olarak hepimizin el birliği ile üstesinden gelmesi gereken sorumluluklardır.
Asrın felaketini yaşadığımız şu günlerde, birey, aile ve toplumların en temel ihtiyaçları sırasıyla fiziksel, psikolojik, sosyal ve manevi ihtiyaçları olacaktır. Bu ihtiyaçların giderilmesi noktasında da fiziksel destek, psikolojik destek, sosyal destek ve manevi destek her bireyin temel ihtiyacı olan sıraya göre bütüncül bir yaklaşımla verilmelidir. Bu kapsamda depremzedelerin birincil ihtiyaçları (yeme içme, giyim, barınma, sağlık, güvende hissetme vb.) karşılandıktan sonra psikososyal desteğe ihtiyaçları vardır. Bu anlamda verilecek hizmetler öncesi depremzedelerin yas süreçlerini yaşamaları gerekir. Duyguları çok tazeyken psikoterapi almaları mümkün değildir ve hatalı bir mesleki müdahale olur. Dolayısıyla onlara sunulacak hizmetler mesleki müdahale tarzında değil daha çok onları anlama, hissiyatlarını dinleme, onlarla doğal ortamda sohbet atmosferi oluşturma daha çok önem arz edecektir. Bu süreç atlatıldıktan sonra psikolojik müdahaleler devreye girmelidir. Daha sonra da ruhsal/manevi ihtiyaçları belirlenmeli ve manevi destek verilmelidir.
Kriz durumlarında maneviyat; insanın yaşamına anlam katan, zorlu durumlarla başa çıkma becerisine katkı sağlayan unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Maneviyat; bireylere anlam ve amaç veren yol gösterici bir ilke, insanı dünya ile ilişkilendiren inancı ve bilinci arasında bir bağlantı olarak açıklanmıştır. Maneviyat; bireyi güçlendiren, hayatına anlam katan her şeydir. Bireyi destekleyen, güç veren, hayatını “anlamlı kılan” her şey onun maneviyatıdır.
Depremzede birey ve ailelere ve onlara destek olmak için sahada bulunan kişilere yönelik hizmet verecek manevi destek uzmanlarının (MDU) dikkat etmesi gereken önemli hususları şöyle sıralamak mümkündür:
1. Öncelikle depremzedelerle iyi bir ilişki kurulmalıdır. MDU, kendisini tanıtarak destekleyici bir uzman olarak kendisinin yanında olduğunu beden dili ile belli etmelidir. “Merhametli mevcudiyet” kavramı ile açıklanan bu durum, bireyin sadece varlığı ile sessizce yanında oturarak dahi dezavantajlı konumda olan bireyin yanında olmasıdır. Bu açıdan depremzedenin “uzmanın kendisi için orada olduğunu” ve bunu içtenlikle yaptığını bilmesi, verilecek tüm desteklerden önceliklidir.
2. MDU, manevi destek sunarken her birey, aile veya grubun özelliğine, ihtiyacına göre hizmeti planlamalıdır. Manevi destek her bireye aynı şekilde verilmemelidir. Çünkü her birey, aile veya grubun “biricikliği” önemlidir. Her birinin yaşadığı olaylar ve olaylara bakış açıları da farklıdır. Her birinin kayıplarının, yaşadığı travmaların birbirinden farklı olması, onlara farklı manevi desteğin verilmesini gerektirir.
3. MDU, manevi destek hizmeti vermeden önce bireyin öncelikli ihtiyaçlarını değerlendirmek durumundadır. Öncelikle en temel insani ihtiyaçları olan; gıda, barınma, güvenlik, giyim vb. ihtiyaçları giderilmeden bireye manevi destek verilmemelidir. Bu alanlarda tespit edilen ihtiyaçların giderilmesi için gerekli birimlere yönlendirilmeli ve bu anlamda kendilerine destek olunmalıdır. Daha sonra psikolojik, sosyal ve manevi ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar ortaya konmalıdır.
4. Manevi destek uzmanları tarafından depremzede birey, kendisinin deprem anı, süreci ve sonrasında yaşadığı duygu ve düşünceleri empatik ve aktif bir şekilde anlaşıldığı hissettirilerek dinlenmelidir. Sabırla, sükûnetle ve metanetle bireyler son kelimelerine kadar dinlenilmelidir. Depremzedenin anlattıklarına uygun geribildirimler verilerek iletişim güçlendirilebilir. Onları dinlemeden yapılan konuşmalar veya eylemler sağlıklı bir netice vermeyecektir. Empatik dinleme, bireyin anlattığı konuları dinlerken tepkisiz kalmak yerine başıyla onaylayarak, örneğin kayıplarını dinlerken ona uygun bir yüz ifadesini sergileyerek mümkündür. Nötr, duygusuz bir yüz ifadesiyle depremzedeleri dinlemek, herhangi bir psikolojik/manevi destek sağlamayacaktır.
5. Depremzedenin duygularını paylaşırken ağlamasına imkân verilmeli, gerekirse uzman da onun duygusuna ortak olmalı ve beraberce samimi bir atmosferde o da ağlayabilmelidir. Depremzedenin manevi duygularını ifade etmesine de izin verilmelidir.
6. Uzmanlar, depremzede ile görüşürken onun yaşadığı olayların ne kadar büyük olduğunu anladığını hissetmeli ve bunu belirtmelidir. Depremzede birey, anlaşıldığını hissetmelidir.
7. Yukarıda belirtilen hususlar yerine getirilip bir “güven atmosferi” oluşturulduktan sonra manevi destek verilmelidir. Bunun için öncelikli şart, güven atmosferinden sonra depremzedenin bir talebi olması durumunda bu desteğin verilmesidir.
8. Depremzedeye vaaz üslubu ile yaklaşılmamalıdır. Ben dili yerine “biz” dilini kullanmalı, az konuşup çok dinlemeli, akıl vermemeye dikkat edilmeli ve depremzedenin talep etmediği telkinlerde bulunulmamalıdır.
9. Manevi destek uzmanları, depremzede ile konuşurken kesinlikle eleştirel bir dille konuşmamalıdır. Yaraların taze olduğu bu süreçte eleştirel bir dil kullanımı, daha büyük yaraların açılmasına sebebiyet verebilir. Depremzede bu süreçte öfkeli, suçlayıcı bir dil kullanabilir. Agresif, olumsuz tutum ve davranışları da olabilir. Uzmana bağırabilir, uygun olmayan sözcükler kullanabilir. Depremzedenin bu tutumu kişisel algılanmamalı ve yaşadığı travmatik sürecin bir tezahürü olduğu bilinmelidir. Bu aşamada depremzedenin duygularını ifade etmesine ve bu şekilde rahatlamasına imkân sağlamak önemlidir.
10. Depremzedelerle çalışırken kendilerine rahatlama/gevşeme teknikleri, örneğin nefes egzersizleri, diyafram nefesi, vb. öğretilebilir. Nefes egzersizi ile mağdur bireylerin psikolojik ve fiziksel olarak rahatlaması sağlanacaktır.
11. Destek uzmanları sahada
çalışırken direkt olarak depremzedelerle ve onların yaşadığı acı süreçlerle karşı karşıya kaldıklarından, ikincil travma yaşayabilirler. Bu nedenle sahaya gitmeden önce uzmanların mutlaka psikolojik sağlamlıklarını gözden geçirmeleri önemlidir. Kendilerinin baş etme mekanizmaları ve psikolojik sağlamlıkları zayıf iken başkalarına destek olmaları elbette mümkün olmayacaktır. Bu açıdan bu süre zarfında destek uzmanlarının, manevi destek alanında uzmanlardan süpervizyon almaları önemlidir.
12. Manevi destek uzmanı, depremzedelere acıma duygusu ile değil şefkat ve merhametle yaklaşmalıdır. Bunu yaparken de profesyonelliği elden bırakmamalıdır. Neticede meslek elemanı da insan olması hasebiyle ikincil travmaya maruz kalabilir. Bunun için profesyonelce meseleye yaklaşmalıdır.
13. Manevi destek uzmanı, afetzedelerin dinî inançlarının farkında olmalı ve buna saygı göstermelidir. Bununla birlikte depremzedeler, manevi/dinî ritüellerden bahsediyorlarsa, dua etmek istiyorlarsa bunları uygulama konusunda desteklenmelidir. Yakınlarını kaybeden Müslüman afetzedelere yönelik onların “şehadet rütbesi” ile onurlandırıldıkları müjdesini verebilir.
14. Manevi destek uzmanları, belirsizlik atmosferinde bulunan depremzedelere yönelik olarak ümit, sabır, metanet ve tevekkül noktasında destekler sunmalıdır.
15. Dinî sosyalleşme anlamında manevi destek sunulmalıdır.
16. Afetzedelerin dinî veya manevi inançlarının gereğini yerine getirme noktasında kendilerine destek olunmalı, istenildiğinde beraberce dinî/manevi söylevlerde bulunma (dua etme, istiğfar vb.) ve Kur’an-ı Kerim okuma veya ibadetleri yerine getirme noktasında kendilerine destek sunulmalıdır.
17. Dinî içerikli kıssalar, manevi içerikli hikâyeler, uzmanlar tarafından okunarak manevi bibliyoterapi tekniği ile afetzedelerin güçlenmesi sağlanabilir.
18. Özellikle travmanın yaşandığı şu günlerde kelami tartışmalara kesinlikle girilmemeli, depremzede tarafından buna yönelik sorular sorulmadığı müddetçe bu konular açılmamalıdır. Yukarıda ifade edilen “her bireyi kendi özelinde değerlendirmek” ve ona göre manevi desteği sunmak prensibi unutulmamalıdır. Uzman, cevabını bilmediği soruları geçiştirmek yerine doğru cevabı araştırarak bireye yanıt vermelidir.
19. Son olarak manevi destek uzmanı, alanda kendisini etkin, yetkin ve olaylara profesyonelce yaklaşabilme noktasında da donanımlı görüyorsa müdahale sürecine girmelidir. Aksi takdirde fayda yerine zarar verme endişesi olacağından, belki bulunduğu yerden, sahaya inmeden yapabileceği çalışmalara odaklanması depremzedelere daha fazla fayda sağlayacaktır.