DEPREM GERÇEĞİ VE TÜRKİYE

Doç. Dr. Bülent ÖZMEN
Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi

Deprem, değişik büyüklüklerde levhalardan oluşan yer kabuğundaki harekettir. Bu bazen levhaların birbirinden uzaklaşması bazen birbirine yaklaşarak çarpışması bazen de yanal yönde birbirinden uzaklaşması şeklinde olmaktadır. Ülkemiz, güneyde kuzey ve kuzeybatıya hareket eden Afrika ve Arabistan levhaları ile kuzeydeki Avrasya levhası arasında bulunmakta, bu levhaların sıkıştırması nedeniyle batıya doğru hareket etmeye zorlanmaktadır. Yer kabuğunu oluşturan levhaların yavaş hareketleri sonucu oluşan çekme, basınç, burulma, makaslama gibi gerilmeler etkisiyle kabuğun bazı bölümlerinde yüzyıllar boyunca enerji birikir; biriken bu enerji, kayaların kırılma direncinin en zayıf olduğu yerde meydana gelen kırılmalarla aniden boşalır ve dalgalar hâlinde yayılır. Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar hâlinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzünü sarsmasına deprem nedir. Bu levha hareketlerine ve depremlere bağlı olarak ülkemizde çok sayıda aktif fay meydana gelmiştir. Bu fayların en önemlileri Kuzey Anadolu fay zonu, Doğu Anadolu fay zonu, Güney Doğu Anadolu bindirmesi ve Ege graben sistemidir. Başta bu faylar ve bu faylara bağlı olarak gelişen ve ülkemizi bir örümcek ağı gibi çevreleyen çok sayıda levha içi aktif faylar nedeniyle ülkemizde çok sayıda deprem meydana gelmekte, büyüklükleri 5.0 ve daha büyük olan depremler de hasara ve can kayıplarına neden olabilmektedir.

Türkiye’de hem denizel hem de karasal ortamdaki faylara baktığımız zaman bine yakın deprem üretme potansiyeli olan aktif fay olduğu görülmektedir. Bunların hepsi zamanı geldiği anda yıkıcı bir deprem olarak kendisini göstermektedir. Bu kadar çok sayıda aktif fayın olduğu bir yerde/ülkede deprem olmaması mümkün değildir. Türkiye için son 120 yıllık deprem istatistiğine baktığımızda 7 şiddetinde ve daha büyük depremlerin ortalama her 6 yılda bir kez, 6.0 – 6.9 büyüklüğündeki depremlerin ortalama her yıl iki kez, 5.0 – 5.9 büyüklüğündeki depremlerin ise ortalama her ay 2 kez meydana geldiği görülmektedir.

Aslında ülkemizin gündeminden hiç çıkmaması gereken deprem, sinsi ve acımasız yüzünü 6 Şubat 2023 tarihinde yerel saat ile 04.17’de meydana gelen Pazarcık (Kahramanmaraş) merkez üslü Mw 7,7 büyüklüğündeki ve yerel saat ile 13:24’te meydana gelen ve Elbistan (Kahramanmaraş) merkez üslü Mw 7.6 büyüklüklerindeki depremler ile ve çok sayıda canımızı alarak, çok sayıda binanın yıkılmasına neden olarak ülkemiz hafızasından hiç çıkmayacak şekilde ülkemizin gündemine en üzücü şekilde yeniden oturmuştur.

Türkiye’de geçmiş yıllarda meydana gelen deprem verilerine baktığımızda 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen iki depremin, 27 Aralık 1939 Erzincan depreminden (Ms 7.9) sonra Türkiye’de meydana gelen ikinci ve üçüncü en büyük deprem olduğu görülmüştür. Yine geçmiş yıllarda meydana gelen deprem verilerini incelediğimizde ardı ardına aynı bölgenin benzer büyüklükte iki büyük deprem ile sarsılması da ülkemiz tarihinde bir ilktir ve çok çok ender olarak rastlanabilecek bir durumdur. Yani aynı bölge dokuz saat ara ile tarihimizde eşi benzeri görülmemiş bir şekilde çok büyük iki deprem ile sarsılmıştır.

Deprem zararlarının ve risklerinin azaltılması için çok sayıda çalışma yapılması gerekir. Yer darlığı nedeniyle deprem risklerinin azaltılması ve şehirlerimizin depreme dirençli hâle getirilmesi için yapılması gereken birçok çalışmadan önemli gördüğümüz sadece birkaçından bahsedilecektir.

Deprem risklerinin azaltılması çalışmalarına odaklanılmalıdır

Depremin ne zaman ve nerede olacağına ilişkin çalışmaların yanı sıra ülke olarak deprem öncesine, deprem risklerinin azaltılması çalışmalarına odaklanılması gerekmektedir. Türkiye, deprem sonrası müdahale ve koordinasyon konularında 17 Ağustos 1999 depreminden bu yana ciddi mesafe katetmiş durumdadır. Fakat deprem risklerinin azaltılması konusunda yeterince yol aldığımızı söylemek çok olanaklı değildir. Öncelikle 1959’da çıkarılan “Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun”un günümüz gerçeklerini yansıtacak şekilde güncellenmesi hayati derecede önemlidir. 3194 sayılı İmar Kanunu, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu, 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu ve 2872 Sayılı Çevre Kanunu gibi deprem ve afetle ilgili kanun ve yönetmeliklerin bütüncül bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesi ve bu kanunların birbirini tamamlar hâle getirilmesi lazımdır. Şemsiye yasaları masaya yatırarak ülkemizin yol haritasını kanun ve yönetmelik olarak ortaya çıkarmalıyız. Günübirlik çözümler, bir noktayı düzeltirken başka bir noktada sorun çıkarabiliyor. Kanunların birbirine uyumlu hâle getirilmesinde şu anda İçişleri Bakanlığına bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına (AFAD) büyük rol düşmektedir.

Deprem risklerini en aza indirebilmek ve uzun dönemli çalışmaları planlayabilmek için deprem tehlike ve risk haritalarının hazırlanması da oldukça önemlidir. Tehlike haritalarının ülke mekânsal planı, ülke kalkınma planı, bölge planı, çevre düzeni planı, nazım imar planı ve uygulama imar planı gibi plan ve çalışmalarda kullanabilmek için değişik ölçeklerde hazırlanması gerekir. Bu çalışmaların küçük ölçekten (ülke, bölge ve yerel) büyük ölçeğe doğru yapılmasında büyük yarar vardır. Diğer kriterlerin yanı sıra deprem tehlikesini de göz önüne alarak hazırlanan planlar deprem risklerini azaltma çalışmalarına büyük katkı sağlarlar. Mekânsal strateji planlarından uygulama imar planına kadar tüm planlama süreç ve kademelerinde deprem tehlikesi ve risk haritalarının dikkate alınması ve kullanılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun 13/07/2001 tarih ve 24461 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış, 13/08/2001 tarihinde de Yapı Denetimi Uygulama Usul ve Esasları Yönetmeliği yürürlüğe girerek 19 ilde uygulama başlamıştır. Uzun bir süre 19 ilde uygulanan bu kanun, 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren 81 ilde uygulanmaya başlamıştır. 4708 sayılı kanunun amacı; can ve mal güvenliğini teminen, imar planına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Yapı denetim sistemi ile binaların yapım aşamasındaki denetiminin en sağlıklı bir şekilde yapılmasına çalışılmaktadır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Yapı Denetim Kanunu’nun uygulanması, denetim sisteminin iyileştirilmesi ve etkili çalışmasından sorumludur. Eskiden yapısının denetlenmesini isteyen müteahhit, yapısını denetleyecek firmayı doğrudan kendisi seçebiliyordu. Şimdi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yaptığı değişiklikle denetleyici firma otomatik olarak atanıyor. Bu önemli ve olumlu bir gelişmedir. Bu olumlu gelişmeye ilave olarak yapı denetim firmalarının mutlaka zemin etütlerini yerinde denetleyerek bunların bilimsel kriterlere ve “Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatı”na uygun olacak şekilde yapılmasının/yaptırılmasının sağlanması gerekiyor.

Fay yasası çıkarılmalıdır

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve yerel yönetimler tarafından yürütülen kentsel dönüşüm çalışmalarının öncelikle olası bir depremden en fazla etkilenmesi beklenen bu bölgelerden başlaması gerekir. Bunun içinde öncelikle 7269 sayılı “Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun” veya kamuoyunda kısaca “Afet Kanunu” diye bilinen yasaya bir madde eklenerek fay yasasının çıkarılması ve bu bölgelerdeki riskli yapıların süratli bir şekilde yıkılması ve bu bölgelere yapı yapılmasının yasaklanması gerekir. Ülke olarak bizim bu konu ile ilgili bir yasal düzenlememiz bulunmuyor maalesef. ABD bu konu hakkında yasayı yıllar önce 1973 yılında çıkartmış. Avrupa ülkelerinin birçoğu deprem tehlikesi altında olmamasına rağmen kendi yapı standartları içerisine buna benzer yasa maddelerini 1998 yılında ilgili yerlere eklemiş. Ülkemizde hâlen bir fay yasasının olmadığı, aktif faylar üzerine yapılar yapılmaya devam edildiği veya diri fay üzerinde yer alanların da kaderine terk edildiği görülmektedir. Yapılacak özel jeolojik araştırmalar sonucunda diri/aktif olduğu tespit edilen ve/veya tespit edilmiş olan fay hattı veya zonları üzerine yapı yapılamaz şeklinde bir düzenlemenin yapılarak 7269 sayılı yasaya bir maddenin eklenmesi deprem risklerinin azaltılması çalışmalarına önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu nedenlerle acil olarak “Fay zonları üzerine yapı yapılmaz.” cümlesi kurularak “fay yasası” çıkarılmalı, aktif fay hatları veya zonları üzerine yapı yapılması engellenmelidir.