DOĞAL AFETLER VE DEPREM

Prof. Dr. Ali ERBAŞ
Diyanet İşleri Başkanı

Bütün unsurlarıyla kâinat Yüce Allah tarafından belli bir düzen, gaye ve hikmete dayalı olarak yaratılmıştır. Tabiatın işleyişinden gezegenlerin hareketlerine kadar her şey belli bir ölçüye ve Yüce Yaratıcı’nın takdir ettiği bir nizama göre varlığını sürdürmektedir. (Yunus, 10/5; Kamer, 54/49) Bu bağlamda dağlardan ovalara, yer altı kaynaklarından meteorolojik olaylara, envaiçeşit bitkinin varlığından tüm canlı türlerine kadar yaratılan her şey hayatın devamı ve dünyanın dengesi açısından önemli işleve sahiptir. Bu muhteşem işleyiş içerisinde insanın özel bir yeri ve görevi vardır. Zira o, akıl nimeti başta olmak üzere pek çok üstün kabiliyetle donatılmış ve vahye muhatap kılınarak diğer varlıklar arasında ayrıcalıklı bir konuma yükseltilmiştir.

Varoluşunun gaye ve hikmetini idrak ederek buna uygun bir hayat sürmekle mükellef tutulan insanın, dünya hayatında Rabbine, kendisine ve içinde yaşadığı topluma karşı olduğu gibi tabiata karşı da çeşitli ödevleri vardır. Bu durum, insana, öncelikle tabiatın bir nimet ve emanet olduğu bilinciyle hareket etme, onu tahrip ve ifsattan sakınma sorumluluğu yükler. Söz konusu sorumluluk ihmal edildiğinde ve tabiata zarar verecek işler yapıldığında bundan en büyük zararı yine insan görecektir. (Rum, 30/41.) Nitekim bugün dünya çapında yaygınlık gösteren kuraklık, sel vb. felaketlerin bir sebebi de insanoğlunun Allah’ın evrene koyduğu kanunları ihlal ederek tabiatın fıtri özelliklerini göz ardı etmesidir. Tabiatın işleyişini dikkate almayan tutum ve davranışların afetlere sebep olması kaçınılmazdır. Bu bağlamda insanoğlu, örneğin yağmurun sel felaketine dönüşmemesi için ormanları muhafaza etmek ve akarsu yataklarına yerleşmekten kaçınmak zorundadır. Aynı şekilde yerleşim yerlerinin inşa ve imarında deprem riskini hesaba katmak, zemin, malzeme ve inşa teknikleri başta olmak üzere gerekli tüm iş ve işlemleri söz konusu gerçekliğe göre planlamak mecburiyetindedir. İnsanın bu bilinçle hareket etmesi ve gücünün yettiği hususlarda üzerine düşeni hakkıyla yaparak gerekli tedbirleri alması Yüce Allah’ın emridir. Bu sebeple insan, Allah’ın emrine samimiyetle bağlanıp iman ederek iyi, güzel ve sağlam işler yapmalı; adalet, iyilik, insaf ve merhamet gibi temel insani değerlerden hayatı boyunca ayrılmamalıdır.

Elbette her insanın dünya hayatında birtakım zorluklar ve sıkıntılarla karşılaşması mümkündür. Zira hiçbir acının ve hüznün olmadığı tek yer, ebedi mutluluk yurdu olan cennettir. İnsanoğlu bu dünyada bazen kendi ihmal ve hataları bazen iradesinde olmayan olaylar bazen de tamamen başkalarının kusurları sebebiyle meşakkat ve sıkıntı yaşayabilir. Bu durumda söz konusu sıkıntı, zorluk, afet ve musibete yol açan etkenlerin neler olduğu, bir ihmal ve kusur olup olmadığı ciddiyetle ele alınmalıdır. Yaşananlar doğru değerlendirilerek ibret ve ferasetle en uygun davranış ortaya konulmalıdır. Diğer yandan afetler meydana geldiğinde öncelikle karşılaşılan zorlukların üstesinden gelebilmek için maddi ve manevi tüm imkânlar kullanılarak gayret gösterilmelidir. Bireysel ve toplumsal psikolojiyi olumsuz etkileyen, yaraların sarılmasına ve acıların teskin edilmesine katkısı olmayan her türlü tutum ve davranıştan özenle kaçınılmalıdır.

Bununla birlikte sebepleri ne olursa olsun müminler, yaşadıkları hiçbir şeyi dünya hayatının bir imtihan olduğu gerçeğinden ayrı düşünmezler. Allah Teâlâ, “Hanginizin daha güzel işler yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.” ayetiyle ölümün ve hayatın yaratılış hikmetinin imtihan olduğunu beyan etmektedir. (Mülk, 67/2.) Bu bağlamda insanın zorluklar ve kolaylıklar, sıkıntılar ve nimetler karşısında ortaya koyacağı tavır ve davranış da bir sınanma vesilesidir. Dolayısıyla alınması gereken tüm tedbirleri alıp elinden gelen her türlü çabayı gösterdikten sonra başa gelene sabretmek, Allah’a güvenmek ve teslim olmak, müminler için hem temel bir ilke hem de Allah’ın rahmet, lütuf ve inayetine vesile olacak bir tutumdur. Nitekim Yüce Rabbimiz, her türlü dert, sıkıntı ve kedere karşı sabrı kuşananları sevdiğini, onlarla beraber olduğunu ve onları mükâfatlandıracağını bildirmekte (Bakara, 2/286; Âl-i İmran, 3/146.); Müslümanlardan her daim birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmelerini istemektedir. (Asr, 103/1-3.) Peygamber Efendimiz de “Müminin durumu ne hoş! Onun bütün işleri hayırlı ve kazançlıdır. Bu duruma müminden başka hiç kimsede rastlanmaz. Mümin bir nimete nail olduğunda şükrederse bu onun için hayır olur. Darlık ve sıkıntıya düştüğünde sabrederse bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64.) hadis-i şerifiyle, gerek nimet gerekse musibet karşısında mümine yakışan davranışı beyan etmektedir. “Batan bir diken bile olsa başına gelen her musibet/acı, Müslümanın günahlarına kefaret olur.” (Müslim, Birr, 49.) hadis-i şerifiyle de mümince duruşun her musibeti hayra dönüştüreceğine işaret etmektedir.

Bu noktada önemle ifade etmek gerekir ki sabır, çaresizce beklemek değil, zorluklara göğüs germek ve onların üstesinden gelmek için çalışmaktır. Bugünlerde millet olarak yaşadığımız ağır musibetler, sabrın, metanetin, azmin ve mücadelenin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Maalesef ülkemiz büyük bir depremle sarsıldı. Tarifi imkânsız acılar yaşıyoruz. Necip milletimiz büyük bir fedakârlık ve çağlara örnek teşkil edecek bir kadirşinaslıkla büyük bir dayanışma gösteriyor. İnanç ve azimle tarihten beri nice zorlukların üstesinden gelen aziz milletimiz, yaralarını sarmak ve zorlukların üstesinden gelmek için adeta tek vücut oldu. Ülkemizin her evinde, mahallesinde, sokağında, şehrinde deprem bölgesine yardım edebilmek için büyük bir gayret var. Devletimiz, milletimiz, sivil toplum kuruluşlarımız seferber olmuş durumda. Tarihin en büyük zorluklarından birini yaşayan milletimiz, aynı zamanda tarihin en büyük fedakârlıklarından birini gösteriyor. Bu büyük afetle mücadele bir kez daha göstermiştir ki; milletimizin sabır, azim ve kararlılığı bütün zorlukların üstesinden gelecek kadar güçlüdür. Elbette Türkiye acılarını teskin edecek, yaralarını saracak ve umutla geleceğe yürümeye devam edecektir.

Rabbimiz depremde hayatını kaybeden tüm kardeşlerimize sonsuz rahmetiyle muamele eylesin. Yakınlarına ve milletimize sabr-ı cemil, yaralılarımıza acil şifalar ihsan eylesin. Ülkemizi, milletimizi, âlem-i İslam’ı ve tüm insanlığı her türlü afet, musibet ve kötülüklerden muhafaza eylesin.