gezici mikrofon

Sanat nedir, ne işe yarar, insanın sanata olan ihtiyacı neden hiç tükenmez?

L. N. TOLSTOY

Sanat ne keyiftir, ne avuntu, ne de eğlence; sanat yüce bir iştir. Sanat insan yaşamında bilinçli bilgiyi duygulara aktaran bir organdır. Günümüzde insanların ortak dinsel bilinci, insanların kardeşliklerinin bilincidir; insanların bir ve beraber olmak için karşılıklı olarak birbirlerine atılışlarından kaynaklanan esenliğin bilincidir. Gerçek bilim bu bilincin hayata uygulanışının farklı biçimlerini gösterirken, sanat bu bilinci duygulara taşımalıdır.

Sanatın üzerine düşen büyük görevler vardır: Sanat, ama gerçek sanat, dinin güdümündeki bilimin de yardımıyla, günümüzde mahkemeler, polis, teftiş, denetleme, hayır kurumları vb. dışsal birtakım önlemlerle gerçekleştirilen bir şeyi, insanların özgür, mutlu, barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamalıdır. Sanat, zoru, şiddeti hayatımızdan uzaklaştırmalıdır.

Bir tek sanat yapabilir bunu.

Bugün insanların ortak yaşam sürebilmeleri, şiddet ve ceza korkusunun dışında kalan şeyler sayesindedir ve yaşamımızın önemlice bir parçasının üzerinde yükseldiği temel de budur. Bunu gerçekleştiren şey ise sanattır. Dinsel değerler, ana babamıza, çocuklarımıza, karımıza, kocamıza, yakınlarımıza, düşmanlarımıza, yabancılara, büyüklere, hastalara, hayvanlara… nasıl davranılması gerektiği sanat yoluyla aktarılabilir ve kuşaklar boyunca milyonlarca insan, herhangi bir zor uygulamak şurada dursun, bu işin tek yolunun sanat olduğundan en ufak kuşku duymaksızın buna uyarsa eğer, o zaman sanat günümüzün din bilincine karşılık gelecek, ona uygun düşecek başka değerlerin, başka anlayışların da doğmasını sağlayabilir.

(L. N. Tolstoy, Sanat Nedir? Çev. Mazlum Beyhan, İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2019, s. 230.)

Hüseyin AKIN

Sınırları beş duyuyla çevrili bir sanatın insan arzu ve biyolojik beklentilerinin ötesine geçemeyeceği bir vakıadır. Kelimelerin de bir miracı, maverası olduğunu düşündüğümüzde insanın geçici ihtiyaçlarını aşabilecek kelimelere sahip olması gereği inkâr edilemez. Zihin üst üste giydirilen dünya elbiselerinden soyutlanmadıkça edebiyat ve sanat kendi kısır ekseni etrafında dolaşıp duracaktır.

Şiir tabiatı gereği metafiziktir. Onu doğasından uzaklaştırmak, ruhsal rabıtasını koparıp atan kalbini durdurmak ancak fizikötesi ile arasını açabilir. Şair de bir kimlik olarak bu dünyaya ait olmayan yanıyla metafizik bir kişiliktir. Şiirin çığlığı şairin hesap soran haykırışı profanlaşan ve ilahi niteliğinden arındırılmaya çalışılan dünyaya karşıdır. Bu çığlık da bu haykırış da aşkın ve metafizik karakterlidir. Tabiat kutsaldır, insan kutsaldır, söz kutsal. İlk günkü orijinalliği ile evrende ne var ne yok hepsi kutsalla irtibatlı idiler. Her şey zıddı ile kaimdi. Bir el gelip zıddını evrene kaim kıldı. Adına dünyevilik, çağdaşlık, yenilik denildi. Hapsolduğumuz daracık odalardan çıkmamıza izin verilmedi. Tanrı sadece sosyal hayattan değil tabiattan da kovulmak istendi. Sadece bilimin değil şiirin de ufku daraldı. Oysa sanat daha ilk başta Tanrı ile aramızdaki engelleri ortadan kaldırmak gibi bir misyona sahipti. Kutsal olanla ilişkisini kesen pozitivist bakış açısı sanat ve edebiyatı da insan iştihasının hizmetkârı kılmak için her yolu denemekten kaçınmadı.

Paul Valery “İlk dize Tanrı’dandır” der. Bunu önemsemek lazım. Sezgi, ilham, çağrışım adına ne derseniz deyin her sanat ve edebiyat dalının ilk hamlesinde bir metafizik taraf, bir şimşek, bir ışık var. Sadece söyleyene değil söyletene de bakmak lazım!