DEPREMİN GÖLGESİNDE
6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli art arda gerçekleşen 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremler, dinî, içtimai, iktisadi ve ahlaki gibi farklı birçok alanda, yeniden düşünmeyi ve değer yargılarımızı sorgulamayı gerekli kıldı. Enkaz altında kalan yakınlarımızın canlı cansız bedenlerine umutlarımız, planlarımız, hedeflerimiz, duygularımız, düşüncelerimiz de eşlik etti. Deprem, bölgedeki insanları uykuda yakalamış, panikle dışarı fırlayan kitleler olarak aşırı kar ve yağmur altında âdeta çaresiz kalmıştık. Arabası olup da kullanılabilir durumda olanlarımız, tek çare olarak kendimizi arabalarımıza attık. Belki de icat edildiği tarihten bu yana arabanın bu kadar önem kazandığı başka bir zaman olmamıştı. Önce yaşanan 04.17’deki depremin şokunu tam atlatamadan, dokuz saat sonra 13.24’te başka bir depremle sarsıldık. Tam olarak kıyametin küçük bir provasını yaşıyorduk. Daha önce hazırlıklı olanlar, yani deprem için tedbirini sağlam alanlar, nispeten kolay atlatıyordu. Hazırlıksız yakalananlar için ise artık yapacak hiçbir şey yoktu. Dedik ya küçük bir kıyamet gibi hayattayken hazırlıklı olanlar, kıyameti de kolay atlatacaklar, hazırlıksız olanlar içinse vakit artık çok geç olacaktır.
Depremin ceza, imtihan ya da nasıl bir felaket olduğuna dair çok şey söylendi. Belki de bunlar arasında imtihan seçeneği, en isabetli tercih olacaktır. Bundan, Yüce Allah’ın bize verdiği can emanetini her an alabileceğini, bizim de buna hazırlıklı olmamız gerektiğini çıkarmamız mümkündür. Yüce Allah, emanetini tek tek alabileceği gibi toplu bir şekilde, bir felaketi aracı kılarak da alabilir. Mesele buna göre hazırlıkların yapılması ve o an gelip çatmadan her an gelecekmiş gibi hazır olmaktır.
Depremin, bir imtihan olduğundan bahsetmiştik. Herkes bulunduğu duruma göre imtihan edilmektedir. Hayatta kalabilen insanların ne kadar aciz olduğunu fark ederek bundan sonra yeni bir dünya kurması gerekir. İmkânı olup da yardım için hemen harekete geçmeyenler, imkânlarıyla imtihan edildiler ve tabii ki kaybettiler. Bütün imkânlarını seferber ederek kurtarma, iaşe, kıyafet, battaniye ve barınma desteği sağlamak için âdeta çırpınanlar, imtihanı büyük bir başarıyla kazandılar. Milletimizin tamamına yakınının bu kategoride olduğunu herkes gördü. Bir de özellikle yakınlarını kaybedenler, evleri barkları viran olanlar, bu ortamda bile Allah’ı hatırlayıp O’na sımsıkı dayananlar kazandı.
Kuşkusuz Yüce Allah’ın tabiata ve tabii ki bunun bir parçası olan yeryüzüne birtakım kurallar koyması, bu varlıkların da varlığını bu kanun ve kurallar çerçevesinde sürdürmesi, O’nun takdiridir. Fay hatlarının niteliği, gerilimin şiddeti, coğrafi tercihleri gibi hususlar da tamamen O’nun takdiridir. Ancak bu durum insanlar tarafından bilindiği hâlde yapı stokunu ve zemin tercihlerini ona göre belirlememek ihmaldir. Bu ihmal kasten olabildiği gibi sehven de olabilir. Bunda katkısı olan herkes, katkısı oranında ilahi adalet karşısında hesap verecektir. Allah’a ve ahirete iman eden her birimizin bu husus üzerinde daha dikkatli bir şekilde düşünmesi ve karar süreçlerinde bunu değerlendirmesi gerekir.
Depremin gölgesinde geçirdiğim altı gün boyunca en çok dikkatimi çeken, gönlüme ferahlık veren husus, yardım faaliyetlerinin kısa sürede bölgeye ulaşması ve faaliyetlerde toplumun her kesiminin pay sahibi olmak için gayret sarf etmesini görmek oldu. Bu arada Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı personelinin Cuma namazından, cenaze işlerine, yardım dağıtımından mağdurları dinleyip moral vermeye kadar her alanda çok organize bir şekilde bu faaliyetleri yürüttüklerini mutlulukla müşahede etme imkânı buldum. Büyük bir felaketle karşı karşıya kaldık. Milyonlarca insan etkilendi, on binlerce kayıp verdik, matematiğin hesaplamakta aciz kalacağı derecede maddi kayıplar verdik. Bununla beraber yan yana olduk, omuz omuza olduk. Ekmeğimizi, aşımızı, evimizi, yuvamızı seve seve paylaştık, kenetlendik, kardeşliğimizi bir kez daha yeniledik.
Yüce Allah bir daha bu felaketi hiç kimseye yaşatmasın.