YEDİ MÜŞRİĞE KARŞI TEK BAŞINA DİMDİK AYAKTA
“BABASININ ANNESİ” HZ. FATIMA

Prof. Dr. Güldane GÜNDÜZÖZ
Kırıkkale Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

Hz. Fatıma, Allah Resulü’nün sevgili kızı, gözünün nuru ve insanlar arasında herkesten çok Hz. Peygamber’e benzeyendi. Hz. Fatıma ahlaken, tavır olarak ve de suretçe babasının kızıydı. Bu vefakâr kerime, ileride Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in annesi olacak, kısa, ama her anı babasıyla dopdolu ve bereketli ömründe, Allah Resulü’nün gölgesi ve destekçisi olmayı sürdürecekti. Sevgili babasına o kadar düşkündü ki o, küçük yaşta yetim ve öksüz kalmış olan Hz. Muhammed’e, kendisinin çocuk olduğuna bakmadan annelik etmeye çalışırdı. Evet, artık annesi Hatice yoktu, ama yine de o, tek başına dahi kalsa babasını koruyabilirdi. Hz. Peygamber, Hira’da ilk gelen vayhin rahmet sancılarını yaşarken evine dönüp de Hatice’ye “zemmilûnî” feryadıyla “üstümü örtün” dememiş miydi? O da tıpkı annesi gibi onun üstünü örtebilirdi. Bazen pekâlâ büyükannesi Amine misali Resul’e sımsıkı sarılabilir, bazen ise dedesi Abdulmuttalib’in şefkatiyle onu kucaklayabilirdi.
O gün Mekke’nin taşları sıcaktan yanıyordu. Kertenkeleler, müşriklerin kalpleri kadar katı ve sert taşlar arasından seğirtiyor, güneşin kavurucu sıcağından saklanacakları kuytu bir köşe arıyorlardı. Zengin hanelerden şirk ve zulüm akıyor, putlarla çevrili harem, ilahi soluğa muhtaç bir hâlde âdeta “artık nefes alamıyorum” diye ağlıyordu. Hz. Peygamber, bu hengâmede asla söndürülemeyecek olan Allah’ın nurunun Beyt-i Mamur’dan sağanak hâlinde indiğini ve putların sonunun geldiğini kendi hâl diliyle müjdeleyen Kâbe’de namaz kılıyordu. Peygamberlik ilanından sonra ona ateş püsküren kavminin ileri gelenleri öfkelerinden kudurmuş bir hâlde bu manzarayı izliyor, “Engelleyelim şunu! Bu ne cüret, Kâbe’de namaz kılmak da neymiş?” diyorlardı. Onlar o gün orada -bazı rivayetlerde beş, diğerlerine göre- yedi kişiydiler, hepsi de müşriklerin ileri gelenlerinden ve azılı İslam düşmanıydı. (Şihâbüddîn Muhammed b. Ahmed el-İbşîhî, el-Mustatraf fî külli fennin mustazraf, thk. M Hayr Tu‘me (Beyrut: Dârü’l-Ma’rife, 2008), 2/442.)
Ebu Cehil az öteden bağırıyordu. “Namazını engelleyin onun! Deve pisliğini boca edin başından!” Cehaletin ve zorbalığın babası Ebu Cehil! Sabıkası çoktu onun… Ashaptan Ammar b. Yasir ile annesine ve babasına ve daha birçok Müslümana İslam’ı kabul ettikleri için ağır işkenceler yapan o değil miydi? Ammar’ın annesi Sümeyye’ye nasıl da kıymıştı. Hilebazdı o, ticarette güvenilmezdi. Daha neler neler… İyi olan hiçbir şeyden hoşlanmaz, söylediği sözler birbirini tutmazdı. Müslümanlara yönelik başlatılan Mekke’deki boykotun öncüsü, şirkin babasıydı o! Onun kötülüğünü tescilleyen pek çok ayet buna şahittir. (Enam, 6/108; Hicr, 15/90; Alak, 96/9-18.)
O gün Utbe b. Rebia da oradaydı. O, biraz daha mutedil görünüyordu. Vaktiyle Hz. Peygamber ile Hilfu’l-Fudul’a katılmış, toplumdaki anarşinin önünü almak isteyen gruba dâhil olmuştu. Ama şimdi iş başkaydı, hepsi de İslam’ı Mekke kodamanlarına yönelik bir tehlike olarak görüyordu. Ne olmuştu da dürüstlüğüne herkesten daha çok şahit olduğu Hz. Peygamber’i öldürmek için kardeşi Şeybe ile Darünnedve toplantısına katılmıştı? Kendi felaketine diğerleri gibi zemin hazırlıyordu, farkında değildi.
Ümeyye b. Halef, Mekke müşriklerinin sözü dinlenen kişilerindendi. Müşrikler, “Keşke Kur’an, Ümeyye b. Halef, Mesud b. Amr gibi birine inseydi…” deyip durmaktaydılar. (Belâzürî, Ensâbü’l-Eşrâf, nşr. Muhammed Hamîdullah (Kahire: yy, 1959), 1/150-151.) Diğer taraftan da şair Ümeyye b. Ebi’s-Salt, “Peygamberlik bana gelmeliydi ah! Ben olamadım, ama en azından Utbe ya da Ümeyye b. Halef gibi biri peygamber olsaydı ya!” diye söylenip duruyordu. (İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Dâru Âlemi’l-Kutub, 1424/2003, c. I-XX, cilt 2, s. 283.) Hz. Peygamber ilk kez o gün, bu çete üyelerinin isimlerini tek tek sayarak “Allahümme! Aleyke bi-Ebu Cehl, Utbe ve Şeybe ve Ukbe b. Ebu Muayt ve Ümeyye…” diyerek onları Allah’a havale etmişti. (Buhari,
Cizye, 2.) Çünkü onlar, farklı zamanlarda bu suçları işleyip dursalar da Kâbe’de temessül etmiş olan vahdaniyetin azametine hürmetsizliği, nübüvveti tahkirle ilk kez orada birleştirdiler. Bu çetenin içinde oyuna en fazla gelen Ukbe b. Ebu Muayt’tı ve o gün de öyle de oldu. Ukbe, Hz. Peygamber’i, davasından vazgeçirmeye ve yeni Müslüman olanları dinlerinden döndürmeye çalışanların önde gelenlerinden biri olsa da çoğu zaman onun işi, Ebu Cehil gibilerinin tetikçiliğini yapmaktı. Bu yüzden “kavmin haydudu” diye bilinir, asilzadeden çok bir çapulcu gibi görülürdü. Üstelik Ukbe ve Ebu Leheb, her ikisi de Allah Resulü’nün komşuları idi. Ebu Cehil’e Ebu Leheb mi akıl vermişti, bilinmez. Ebu Leheb, sık sık evinden Hz. Peygamber’in üzerine hayvan pisliği fırlatırdı ya… Şimdi de Ebu Cehil, Ebu Leheb’den rol çalmış, namaz kılan Allah Resulü’nün üstüne pislik döktürmeye çalışıyordu. Ukbe öne atıldı ve Hz. Peygamber secdedeyken başına, devenin tüm pisliğini boca etti. Bu da yetmezmiş gibi onu boğmaya kalkıştı. (Buhari, Salat, 21; Menakıbü’l-ensar, 29.) O an yer ve gök, Züntikam ilahi isminin tecellisine kulak kesildi. Abdullah b. Mesud donup kalmış, bir şey yapamamıştı. Hz. Fatıma’ya haber verdiler. Evinden Harem’e koşan Fatıma, âlemlere rahmet olarak gönderilen biricik babasının üstünden pislikleri, bir anne şefkati ile temizlemişti.
Hz. Cebrail’in sözü vardı. Zaman daralıyor, kaderin sarkacı Bedir’i işaret ediyordu. Ok yaydan çıkmıştı bir kere, olay gayret-i ilahiyeye dokunmuştu. Hicretin ikinci yılında çetenin tüm fertleri tek tek Bedir’de can verdi. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, nşr. Şuayb el-Arnaût v.dğr., Beyrut: yy, 1416/1995), 1/393, 397.) Abdullah b. Mesud bu sefer Ebu Cehil’i Bedir’de elinden kaçırmamış; Bilal, kendisini kızgın kumlara yatırıp Lat ve Uzza’ya tapmaya çağıran Ümeyye b. Halef’i haklamıştı. Hz. Hamza ve Hz. Ali, Utbe ve Şeybe’yi öldürmüştü. Onların küfre adanmış bedenlerini, kızgın çölün ortasındaki Bedir’in kör kuyuları yutuvermişti. Ebu Süfyan’ın hanımı Hind, Bedir’de öldürülen babası Utbe’nin, kardeşi ve amcasının intikamını almak için Vahşi b. Harb ile anlaşıp Uhud Savaşı’nda Hz. Hamza’yı şehit etse de müşrikler için kaçınılmaz son çoktan gelmişti.
Allah Resulü, her kötü şeyin içinde umuda bir yol arardı ya! Ebu Cehil’in oğlu İkrime ve Velid b. Mugire’nin oğlu Halid b. Velid Müslüman olup iki büyük İslam kumandanına dönüştüklerinde Hz. Peygamber onları ne zaman görse “Allah ölüden diri çıkartır.” (Rum, 30/19.) ayetini okur, kalpleri ve ruhları ölmüş Ebu Cehil ve Velid b. Mugire’nin iman ile hayat bulmuş oğullarını, yarınların, ne umutları bağrında filizlendirdiğini anlatmak için örnek gösterirdi. Ebu Cehil 54 yaşında şirke bulaşmış bir hâlde cehenneme yol alırken 104 ayetin nüzulüne sebep olan bu müşrik taifesinden, Kur’an’ın, bütün müşrikler içinde en fazla tenkit ettiği doksan küsur yaşında şirk üzere ölen Velid b. Mugire, yeğeni Ebu Cehil (İbn Hişam, es-Sîre, nşr. M. Muhyiddin Abdülhamid (Kahire: yy, 1399/1979), 1/270-272.) ve diğerlerinin ruh ve bedenleri korku ile mahşeri beklerken Hz. Fatıma, 22 yıllık hayatında babasının annesi sıfatını sonuna kadar hak ederek Nebi’den altı ay sonra Rabbine tertemiz yürüdü.