YUSUF KISSASINDAN GÜNÜMÜZE RÜYA GERÇEĞİ

Dr. Halil KILIÇ
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

إِذَا رَأَى أَحَدُكُمْ رُؤْيَا يُحِبُّهَا فَإِنَّمَا هِيَ مِنَ اللَّهِ، فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ عَلَيْهَا، وَلْيُحَدِّثْ بِهَا، وَإِذَا رَأَى غَيْرَ ذَلِكَ مِمَّا يَكْرَهُ، فَإِنَّمَا هِيَ مِنَ الشَّيْطَانِ، فَلْيَسْتَعِذْ مِنْ شَرِّهَا، وَلاَ يَذْكُرْهَا لِأَحَدٍ، فَإِنَّهَا لاَ تَضُرُّهُ.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Sizden biri hoşlandığı bir rüya görürse (bilsin ki) bu, Allah’tandır. O kişi bu rüyadan dolayı Allah’a hamdetsin ve onu anlatsın. Bunun dışında hoşuna gitmeyen bir rüya görürse bu da şeytandandır. Rüyanın kötü etkisinden Allah’a sığınsın ve ondan kimseye söz etmesin. Böyle yaparsa o rüya kendisine zarar vermez.” (Buhari, Tabir, 3.)


Kur’an-ı Kerim’in en etkileyici kıssalarından biri olan Yusuf kıssası, Hz. Yusuf’un küçükken gördüğü ilginç bir rüya ile başlar. Hz. Yusuf (a.s.), bir gün babasına heyecanla şöyle der: “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldızla, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti. (Yusuf, 12/4.) Bu rüyayı dinleyen Hz. Yakup (a.s.), oğlunun istikbaline dair büyük bir hakikatin ipuçlarını sezmişti. Ancak hemen ardından ona şu tembihte bulundu: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa sana tuzak kurarlar…” (Yusuf, 12/5.) Zira bu rüya yalnızca bir haber değil, aynı zamanda uzun ve zorlu bir imtihanın habercisiydi. Ve nihayetinde yıllar süren ayrılıklar, iftiralar, zindanlar ve gözyaşlarından sonra Hz. Yusuf’un rüyası tam da babasının tabir ettiği gibi gerçekleşti.
Bu kıssa üzerinden rüya ile ilgili alınacak önemli derslerden biri de şudur:
Rüyayı gören kişi ileride peygamber olacak Hz. Yusuf’tu; rüyayı tabir eden ise yine bir peygamber olan Hz. Yakup’tu. Buna rağmen Hz. Yakup, oğlu Yusuf’un kuyuya atılmasından sonra Mısır’a köle olarak satılmasından habersiz bir şekilde ondan yıllarca ayrı kaldığında “Nasıl olsa bu rüya bir gün gerçekleşecek.” diyerek beklemekle yetinmedi; rüyaya güvenmedi. Oğlunu aradı, hasretiyle ağladı, gözyaşlarıyla görme yetisini kaybetti. Buradan hareketle şunu rahatlıkla söylemek mümkündür:
Bir peygamberin bile rüyayı mutlak bir bilgi kaynağı olarak görmeyip ihtiyatla yaklaşması, biz müminler için açık bir uyarıdır: Rüyalar, dinî ya da dünyevi kararların temel dayanağı olamaz.
İslam inancına göre rüya, gayb âleminden bir işaret olabilir; fakat asla mutlak bilgi kaynağı değildir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) rüyanın üç tür olduğunu şöyle beyan etmiştir: “Rüya üç çeşittir: (Birincisi) Allah’tan bir müjde olan salih rüyadır. (İkincisi) şeytandan kaynaklanan üzücü rüyadır. (Üçüncüsü ise) kişinin yaşadıklarından bazılarının rüyasına yansımasıdır.” (Müslim, Rü’ya, 6.)
Dolayısıyla her rüya hakikat yüklü değildir. Rüya görmek, bilgi sahibi olmak anlamına gelmediği gibi her rüya da yorumlanmaya elverişli değildir. Tabir edilse bile mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmez. Salih rüyalar mümin için bir müjde olabilir; ancak dinî hüküm, amel ve yönelişlerin kaynağı olamaz.
Maalesef günümüzde bazı kişiler, rüyalardan hareketle hem kendilerini hem de başkalarını yönlendirmeye kalkışmaktadır. Hatta zaman zaman “Bana şöyle rüya gösterildi.”, “Rüyamda bana görev verildi.”, “Bana cennetlik olduğum söylendi.” gibi ifadelerle kendilerini ilahi bir misyonla tanıtanlar olabilmektedir. Bu tür söylemler, İslam’ın temel bilgi kaynaklarını devre dışı bırakmakta ve müminlerin dinî duygularını istismar etmektedir.
Son yıllarda bazı yapılar, rüyaları bir “tebliğ aracı” gibi kullanarak toplumun dinî duygularını istismar etmiştir. Özellikle 15 Temmuz hain darbe girişimi sürecinde, “rüyada emir aldım, ilham geldi, Peygamber bana göründü…” gibi iddialar, hem dini sulandırmış hem de masum insanların kanına girilmesine zemin hazırlamıştır. Yaşadığımız bu meşum hadise, FETÖ gibi yapıların rüyaları nasıl araçsallaştırdığını ve manipülasyon aracına dönüştürdüğünü net bir şekilde göstermiştir. Bu acı tecrübelerin bir daha yaşanmaması için Müslümanların bu konuda daha bilinçli ve uyanık olması şarttır.
Günümüzde rüyalarla ilgili bir diğer istismar alanı da TV ekranlarında ve sosyal medya mecralarında yapılan rüya yorumculuğudur. Rüya tabiri bir eğlenceye, hatta kazanç kapısına dönüştürülmüş; bu durum da pek çok insanın yanlış yönlendirilmesine sebep olmuştur. Ayrıca bazı kişiler rüya tabirleri üzerinden gelecekten haber verme iddiasında bulunmakta, bu da gaybın sadece Allah’a ait olduğu inancına açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Bilinmelidir ki rüya tabiri yapanlar ne Hz. Yakup’tur ne de Hz. Yusuf’tur. Onların yorumları sadece zan ve ihtimale dayanmaktadır. Bu sözleri kesin bir bilgi olarak telakki etmek son derece yanlıştır. Ayrıca her rüya, görene özeldir; tabiri de kişiseldir. Bazı rüyalar ise ancak vakti gelince anlaşılır; Hz. Yusuf’un rüyasında olduğu gibi.
Rüya, herkesle paylaşılacak bir şey de değildir. Nitekim Hz. Peygamber’in yazının başında yer verilen hadisinde de görüldüğü üzere rüyalar herkese anlatılmamalıdır. Her görülen rüya yorumlanmak zorunda da değildir. Bazen görülen rüyanın unutulması, bazen saklanması en doğru tutumdur. Bazen de susmak, en yakınlara bile anlatmamak, daha derin bir edep göstergesidir.
Dolayısıyla gördüğü bir rüya üzerine “hemen anlamalıyım” veya “hemen birine yorumlatmalıyım” telaşı doğru değildir. Önemli olan görülen rüyadan ibret almaktır. Bu itibarla akl-ı selim sahibi müminler olarak rüyayı değil, rüyadan sonra değişen kalbi konuşmalıyız. Rüyaları anlatmadan önce süzgeçten geçirmeli, bu rüya beni tevazuya mı yoksa kibre mi götürüyor diye düşünmeliyiz.
Sonuç olarak rüyalar kişiye özeldir; bilgi kaynağı değildir. Mümin için ancak bir işaret olabilir. Allah’ın kitabı elimizdeyken, Hz. Peygamber’in sünneti bize ışık tutarken, akıl ve istişare bizlere emanet edilmişken, rüyalara göre hayat kurmak ya da rüyalarla dinî bir söylem inşa etmeye kalkışmak büyük bir yanılgıdır. Rüya varsa onun üzerinde düşünen bir akıl da olmalıdır. Onu süzen bir ilim, dengeleyen bir istişare gereklidir. Aksi takdirde rüya, insanı hakikate değil, hezimete götürür.