MODERN ZİHİNLERDE YENİ HURAFELER
TOTEMDEN MANİFESTE GEÇİŞ
Doç. Dr. Murat AKIN
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Birkaç ay önce, mezun öğrencilerimden biri yüksek lisans teziyle ilgili danışmak için benimle iletişime geçti. Tez konusu “manifest” idi. İlk duyduğumda konunun siyasi ya da ideolojik manifestolarla ilgili olduğunu düşündüm. Ancak öğrenci konuyu açıklamaya başladığında, bambaşka bir fenomenle karşı karşıya olduğumu fark ettim. Öğrencim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeniydi ve lise öğrencileri arasında yayılan bir uygulamadan söz ediyordu: “Manifest etmek”. Bu konu, güncel bir olguyu dinî bağlamda ele almak için bana önemli bir zemin sunuyordu.
Bu uygulamaya göre bir şeyi yalnızca düşünerek ve ona inançla bağlanarak hayatına çekmek mümkün. İnancın nesnesi ya da yöneldiği, bir kutsal değil, yeter ki inan! Sosyal medyada “aldım, verdim, kabul ettim - 777” gibi formüllerle ya da farklı sayı kombinasyonlarıyla gerçekleştirilen bu pratikler, gençler arasında bir tür “modern büyü” ya da “sihir” işlevi görüyor. Öyle ki göz rengini değiştirmekten bir sınavı kazanmaya, hatta yeni bir sosyal ilişki başlatmaya kadar birçok arzunun “manifest” ile gerçekleştiği iddia ediliyor. Bu anlatılarda başarının tek koşulu “inanmak”, hatta “çok istemek” olarak sunuluyor. Bu tür uygulamalar, New age akımlarının birey merkezli mistisizmiyle de örtüşmektedir. Bu sayede bireyin yalnızca zihinsel gücünü kullanarak evrene müdahale edebileceği yanılsaması oluşturulmaktadır.
Bu tür inanç ve uygulamaları dinî perspektiften değerlendirdiğimizde, tarihsel bir kavram yeniden gün yüzüne çıkıyor: Totem. İlkel dinlerde bazı hayvanlar, nesneler veya simgeler kutsallaştırılır; bu kutsallık, kişiye özel koruyuculuk ve güç atfedilerek rasyonel nedene ihtiyaç duymadan anlam kazanırdı. Bugün ise “manifest” uygulamaları, totemin seküler ve bireyselleşmiş bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Bu yeni versiyonda birey artık bir hayvana ya da doğa olayına değil kendi düşünce gücüne, dile getirdiği sözlere ve sosyal medyadan öğrendiği ritüellere kutsiyet atfediyor. Böylece birey, kendi varlığını aşkınlaştıran ve arzularını merkeze alan yeni bir kutsallık inşa etmektedir. Bu, modernitenin, “kendine inan” mottosunun, ritüelci ve irrasyonel bir görünümle yeniden üretimi gibidir.
Bugün bir futbol takımının maç kazanması için koltuğunu değiştiren bir kişi, bu davranışını, “totem” olarak tanımlayabiliyor. Fakat aynı kişiye dinini sorduğunuzda büyük olasılıkla “Müslümanım.” cevabını alırsınız. Ancak bu davranışın totemizm kültürüne ait bir ritüel olduğunu ve bu durumda o kişinin farkında olmadan totemist bir uygulama yaptığını ve böylece İslamiyet ile alakası olmayan bir uygulamaya tevessül ettiğini söylemek mümkündür. Buradaki temel sorun ise bireylerin bu tür davranışları bilinçsizce gerçekleştirmesidir.
Burada dikkat çekici olan, bu uygulamaların modern birey tarafından çoğu zaman din dışı ya da “kişisel gelişim” pratikleri olarak görülmesidir. Ancak kişinin bu tür uygulamalara yönelmesinin ardında metafizik bir boşluk, belirsizlik karşısında bir kontrol arzusu ve nihayetinde çaresizlik hissi yer alır. Her ne kadar birey kendisini rasyonel ve bilimsel bir zihin yapısına sahip olarak tanımlasa da hayatın kriz anlarında simgesel ve irrasyonel araçlara yönelme eğilimi güçlü biçimde varlığını sürdürmektedir. Bu durum, sekülerleşmenin inancı ortadan kaldırmadığını, yalnızca formunu dönüştürdüğünü göstermektedir.
Kişileri bu tür batıl uygulamalara yönlendiren sebepler arasında; geleceği bilme arzusu, çaresizlik, güvenlik ihtiyacı ve sosyal uyum gibi kaygı temelli etkenler yer almaktadır. Bununla beraber totem veya manifest, bugün sadece düşünsel birer unsur değil; reklamlar, diziler ve sosyal medya içerikleriyle yeniden üretilen bir tüketim motifidir. Bunlar, kapitalist sistemin batıl inançları araçsallaştırarak tüketime entegre ettiğini gösterir. Batıl olan artık yalnızca bireysel bir inanç sapması değil sistematik biçimde dolaşıma sokulan kültürel bir içerik hâlini almıştır. Dolayısıyla manifest gibi pratikler, yalnızca bireysel bir eğilim olarak kalmayıp kitle iletişim araçları tarafından desteklenen ve tüketim kültürünün parçası hâline gelen bir yapıdır. Modern totem, artık sembolik olmaktan öte pazarın diliyle konuşan bir meta biçiminde bireye sunulmaktadır.
Bu noktada önemli bir ayrımı yapmak gerekir. İslam’da bazı varlıkların kutsal kabul edilmesi, akıllara bu dinin de diğer inançlarda olduğu gibi kutsallaştırmalara yer verdiği düşüncesini getirebilir. Ancak İslam’ın kutsal kabul ettiği şeylerle totemizm ya da manifest arasında temel farklar bulunmaktadır. Bu farkların en önemlisi ise Müslümanların kutsal addettiği unsurların kaynağı bireysel inanışlar değil doğrudan Allah’ın ve Resulü’nün haber verdiği hakikatlerdir. Bu bağlamda en çarpıcı örneklerden biri Hz. Ömer’in Hacerü’l-Esved taşına dair ifadesidir. Hz. Ömer, “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resulullah’ı (s.a.s.) seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim.” (Buhari, Hac, 57, [1605]; Müslim, Hac, 248-251, [1270].) diyerek Müslümanların kutsal kabul ettikleri nesnelere ibadet etmediklerini ve bunun kaynağının Hz. Peygamber olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, İslam’ın kutsallığı nasıl tanımladığını ve bu kutsallığın sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Dolayısıyla “manifest” gibi uygulamalar, tevhid inancı ile temelden çelişir. Zira burada kutsallık insan tarafından üretilmekte ve yönlendirilmektedir. Bu tür eğilimler, Allah’ın iradesini devre dışı bırakıp insan iradesini mutlaklaştırma çabası olarak da okunabilir. Bu ise yalnızca batıl bir inanç değil, aynı zamanda bir itikadi sapmadır.
Yine Hz. Ömer’in uygulamaları bu konuda bize önemli ipuçları sunar. Hudeybiye Antlaşması sırasında müşriklere elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın öldürüldüğü haberi geldiğinde, Hz. Peygamber, “Semura” adı verilen bir çöl ağacının altında Müslümanlardan biat almıştır. Bu biat, Hz. Osman zarar görmüşse müşriklerle savaşacaklarına dair verilmiş bir söz niteliğindedir. Ancak bu ağacın sonradan kutsallaştırılmasını önlemek amacıyla Hz. Ömer, halifeliği döneminde o ağacı kestirmiştir. (Mustafa Fayda, “Bey‘atürrıdvân”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 6/39-40.) Benzer şekilde, Müslüman olduktan sonra girdiği her savaştan galip çıkan Halid b. Velid’in başkomutanlıktan azledilmesinin sebebi de bazı Müslümanların, zaferleri Halid b. Velid’in şahsına bağlamasıydı. Hz. Ömer, zaferin Allah’tan geldiğini hatırlatmak ve kişisel kutsallaştırmanın önüne geçmek adına bu kararı almıştır. (Haci Ataş, “Hâlid b. Velîd’in Komutanlığı ve Azledilmesi”, Din ve Bilim – Muş Alparslan Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dergisi (2020), 34-50.) Her iki örnek de Hz. Ömer’in, İslam’da Allah ve Resulü tarafından belirlenmeyen kutsamaların doğru olmadığını fiilî uygulamalarıyla gösterdiğini ortaya koymaktadır.
Günümüzde gençler arasında yaygınlaşan “manifest” uygulamaları ve bu kavrama dayalı ritüeller, İslam inancı açısından oldukça sorunlu bir yapı arz etmektedir. Tıpkı totemizmde olduğu gibi belirli sözlerin, sembollerin ya da sayıların insanın kaderi üzerinde etkili olduğuna inanılması, İslam’ın tevhid ilkesine doğrudan aykırıdır. Totemizmde örneğin bir akrebin totem kabul edilip öldürülmesinin uğursuzluk getireceğine inanılması, bir varlığa kutsiyet atfetmenin açık bir örneğidir. Oysa İslam, kutsallığı yalnızca Allah’a ve O’nun bildirdiği değerlere atfetmiştir. Dolayısıyla bir nesne ya da ritüelin, Allah’ın iradesini etkileyebileceğine inanmak, bireyin hem kader inancını hem de Allah’ın kudretini inkâr etmesine yol açabilir. Totem ya da manifest gibi uygulamalarda, birey yaptığı bazı eylemlerle olayların sonucunu değiştirebileceğine inanmakta, böylece Allah’ın mutlak iradesine ortak koşulabilecek bir anlayışı benimsemektedir. Oysa İslam’da olayların neticesi, kulun gayreti ve Allah’ın takdiriyle şekillenir.
Bu tür uygulamalar, yalnızca tevhid ilkesine zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda İslam’ın dua anlayışını da tahrif ve istismar eder. Dua, bireyin sorumluluklarını yerine getirdikten sonra sonucu Allah’tan talep etmesi, O’na yönelmesi anlamına gelir. Totem ya da manifest anlayışında ise birey, geleceği şekillendirmek için çeşitli semboller, sözler ve eylemler kullanarak neticeye ulaşmayı hedeflemekte, ilahi iradenin dışındaki unsurlara bir tür etki gücü atfetmektedir. Bu ise duanın yerine batıl bir inanışı ikame etmek anlamına gelir.
Hz. Peygamber’in uygulamadığı ve İslam’ın temel ilkeleriyle bağdaşmayan bir inanışı sonradan dine dâhil etmek, İslam akaidi açısından büyük tehlikeler barındırır.
Modern dünyada bireysel inanç ve motivasyon araçları olarak sunulan “manifest” uygulamaları, dijital kültür aracılığıyla meşrulaştırılmaktadır. Ancak bu ritüellerin özü itibarıyla geçmişteki totem inancına benzediği, sadece biçim ve bağlam değiştirerek günümüze taşındığı açıktır. Ritüellere atfedilen gücün, Allah’ın kudretinin yerine geçirilmesi, İslam’ın temel ilkeleri olan tevhid, dua, kader ve gayb inancı ile ciddi biçimde çelişmektedir. Bu nedenle birtakım söz ve eylemlere metafizik güçler yüklemek, görünüşte zararsız gibi dursa da bireyi farkında olmadan batıl inançlara ve şirk riski taşıyan anlayışlara sürükleyebilir. Ayrıca bu tür uygulamalar insanın sorumluluk bilincini zayıflatmakta ve tevekkül ile dua anlayışını şekilci ritüellere indirgemektedir.
Sonuç olarak şunu söylemek mümkün: Günümüz modern bireyinin “manifest” adıyla sürdürdüğü ritüeller, bir yönüyle seküler dünyanın totemizmidir. Bu ritüeller, bireyin içinde bulunduğu anlam boşluğunu doldurmayı amaçlasa da hakiki bir inanç ve marifet yoluna dönüşemez. Aksine, insanı kendi arzularının ve beklentilerinin esiri hâline getirir. Gerçek inanç ise insanın çabasını ve Allah’ın kudretini merkeze alır. Modern totemler, bireyi özgürleştirmez; aksine onu, görünmeyen fakat etkili bir tahakküm altına sokar. Bu yanılgı, insanı hem dünyada hem ahirette hüsrana sürükler. Bu sebeple manifest gibi popülerleşen batıl eğilimlere karşı başta eğitimciler ve ebeveynler olmak üzere toplumun tüm paydaşlarının bilinçli ve uyarıcı bir tutum sergilemesi elzemdir. Gençlerin zihin ve inanç dünyasını sağlıklı temellerde inşa edebilmek adına bu tür modern ama temelde eski ritüeller dikkatle analiz edilmeli, İslam’ın sahih öğretileriyle çeliştiği noktalar net bir biçimde ortaya konmalıdır.