EMEK VERMEK TAHAKKÜM ALTINA ALMAYI GEREKTİRMEZ


Ayşeli POLAT
Isparta İl Vaizi


“Eşref-i mahlukat” vasfıyla dünyaya halife olan insan, âlem-i ervahta Rabbine verdiği sözdeki sadakatini ispat ve yaratılış gayesi olan ubudiyet vazifesini ifa için bu fâni âleme gözlerini açar. Bebeklik, çocukluk, gençlik ve yaşlılık evrelerini tamamlayıp kendisine lütfedilen süre içerisinde dünya tarlasına ektiği hububatın meyvesini almak için ebedî âleme doğru sefere çıkar. Her insan, son sefere çıkmadan önce bu âlemde kendinden bir parça bırakmak ister. Bu âleme veda ettiğinde arkasından kendisini hayırla yâd edecek, yaptığı salih amellerle amel defterini kapatmayacak bir halef arzu eder.
Allah Teâlâ’nın fıtrata yerleştirdiği muhabbet vesilesiyle her anne ve baba evladını sever. Bazen üslupta bazen davranışta hataları olsa da hiçbir anne baba evladının kötülüğünü istemez. Hatta denilir ki bir insanın haset etmediği, kıskanmadığı, kendisinden daha iyi olması için çabaladığı tek kişi evladıdır. Bu yüzden hep daha iyi, en iyi olsun ister. Bunun için malından, canından, vaktinden feragat eder.
Anneler, binbir çileyle aylarca karnında taşıdığı, göbek bağıyla beslediği o minicik canlıya kopmaz bağlarla bağlanır. Ölümün nefesini iliklerine kadar hissettiği doğum anında bir an önce kucağına almak için dua dua yalvardığı yavrusunun cennet kokusunu ciğerlerine kadar çeker. İlk adımlarına şahitlik ettiği, çıkan ilk dişiyle çığlık attığı, ateşlendiğinde geceler boyu başında sabahladığı, derdini dert, sevincini sevinç bellediği o küçük insana kendini adar. Bu adama öyle bir raddeye gelir ki içten veya dıştan gelecek her türlü tehlikelere karşı koruma duygusuyla onu sahiplenir. Bu sahiplik duygusuyla evladının da bir birey olduğunu, onun da kendine ait bir düşüncesi, kararı, hayatı olduğunu çoğu zaman unutabilir.
Oysa evlatlarımız öncelikle Rabbimizin en kıymetli hediyesi ve emanetidir. Onlarla olan her münasebetimizde emanet bilinciyle hareket etmeli, mülkiyet sahibinin bizzat Yüce Allah olduğunu unutmamalıyız. Evladının kendisine emanet olarak verildiğinin bilincinde olan bir anne baba, onun sahibiymiş gibi onu tahakküm altına almaya çalışmaz. Bilakis, emanetin sahibi, emanete nasıl davranılmasını istiyorsa öyle hareket eder. Çocuğun doyurulması, giydirilmesi, eğitilmesi, okutulması vb. bütün hususlarda emanetin sahibinin emir ve yasaklarına riayet ederek emanette emin olmaya çalışır. Hatta dinî eğitimini verirken bile çocuğu sahiplenmez. Zira kendisinin bu husustaki vazifesinin sadece tebliğ ve inzar olduğunu, hidayetin sahibinin ise Allah olduğunu bilir. Anne baba olarak vazifesini bihakkın yerine getirdikten sonra çocuk hâlâ doğru yola girmediyse umutsuzluğa kapılmaz. Zira evlat, anne baba için göz nuru, neşe kaynağı olduğu kadar aynı zamanda da çok çetin bir imtihan vesilesidir. Bu imtihandan alnı açık, yüzü ak çıkabilmek için emanetin sahibine yönelmeli, sabırla beklenmelidir.
Çocuklar, belli bir yaşa kadar ebeveynini taklit ederek yetişkin olma yolunda ilerlerler. Fakat belli yaşa geldikten sonra gerek aileden aldıkları eğitim ve disiplinle gerek toplumdan edindikleri kazanımlarla kendilerine has karakter ve fikir oluşturur, yaşadıkları topluma, “Bu toplumda farklı bir birey olarak farklı bir kimlikle ben de varım.” mesajı verirler. Yeni bir karakter oluşturmaya ve toplumda var olmaya çalışan evladına karşı anne babalar daha anlayışlı, daha hoşgörülü olmalı, bu süreçte onlara köstek olmak yerine destek olmalıdırlar.
“Sen dokunma, ben giydiririm. Sen yapma, ben yaparım.
Sen çalışma, ben çalışırım. Sen yorulma, ben yorulurum.” diyerek bütün sorumluluğu üzerine alan ebeveynler, farkında olmadan sorumsuz ve sorunlu çocuklar inşa ederler. Bu çocuklar bu hâlleriyle ileride toplum içinde zor durumda kalırlar.
Bu yüzden ne kadar emek verirsek verelim belli bir yaşa ve yetkinliğe geldikten sonra çocuklarımızı kendi hâllerine bırakmalıyız. Karşılaştıkları sorunları aşmaları hususunda danıştıkları bir merci olmanın dışında olaylara müdahil olmamalıyız. Bırakalım düşe kalka yürümeyi öğrensinler. Bırakalım güle oynaya sevinmeyi öğrensinler. Bırakalım sorunlarla baş etmeyi, önlerindeki engelleri aşmayı, bir şeyleri başarmanın sevincini doyasıya yaşamayı öğrensinler. Zira biz her zaman onların yanlarında olmayacağız. Çocuk her tökezlediğinde tutup kaldırmak, anne babalık değildir. Asıl anne babalık, tökezleyip düştüğünde sağına, soluna bakmadan tek başına ayağa kalkacak, yaşadığı her sıkıntıya tek başına göğüs gerebilecek, en küçük bir sendelemede yıkılmayacak karakterde kaya gibi dimdik evlat yetiştirmektir. İşte böyle evlatlar hem eşine hem de çocuklarına dünyayı cennet eder. İşte böyle evlatlar çağlar açıp çağlar kapatır. İşte böyle evlatlar medeniyetler inşa ederek insanlığa umut olur. Diğer türlü, sürekli başkasına bağımlı, elinden iş gelmeyen bireylere dönüşebilirler. Bu sebeple ebeveynler olarak iyi bir insan, iyi bir Müslüman yetiştirme hususunda üzerimize düşen ne varsa yapmalı, emanetin sahibine hürmeten emanete sahip çıkmalıyız ki bizim elimizden, bizim evimizden kendine ve insanlığa faydalı kişiler zuhur etsin.