Prof. Dr. Feridun M. EMECEN:
“Tarih, bir maziden ibaret değildir. Geçmişten geleceğe doğru bir tekâmüldür.”
Söyleşi
Mahir KILINÇ
Kronolojik olaylar dizisi olmaktan öte bir bilim olan tarihin insanlık için öneminden bahsedebilir misiniz?
Tarih, insanın mazisinin tamamını ihtiva ediyor. Bunlar içindeki çok büyük olaylar, tarihin konusu hâline gelmiş bulunuyor. Genellikle bugüne kadar tarihin tarihinde daha ziyade bu büyük ve dönüştürücü olaylar, büyük insanların yaptıkları gibi bir çerçeve ön plana alınmıştı. Fakat son asırlarda tarihin beşerî bir ilim hâline geldiğini görürüz. Farklı disiplinlerin etkisiyle bir ilim dalı hâline gelen tarihin anlamında da farklılıklar ortaya çıktı. Bu anlamda da tarih, insanın geçmişinin tamamını ihtiva eden bir çerçeveye büründü. Tarih, geçmişte ne olup bittiyse hepsini ihtiva eden ve hepsi üzerinde yapılacak olan çalışmaları kapsayan bir ana çerçeve kazanmış oldu. Tabii hâl böyle olunca da sadece siyasi olaylar değil bunun yanı sıra iktisadi olaylar, bireyin tarihi, yeni akımlar, global tarihçilik gibi geçmişteki pek çok hadise ve olay, tarihin ana mevzularını ihtiva eder oldu. Uzun süre tarihçilik genellikle siyasi olaylar çerçevesinde aktarılmıştı. Özellikle XIX. yüzyılın sonlarından itibaren bunun yerini, bu büyük anlatı tarzına yönelik itirazlar ile başlayan yeni tarihçilik almaya başladı. Özellikle “Annales” ekolüyle beraber sosyal tarih ağırlıklı bir çalışma sistemi devreye girdi. Bahsettiğim meseleler de zaten sosyal tarih ağırlıklı yeni anlayışların bir yansıması gibi gözüküyor. “Biz tarihe ne diyeceğiz? Nasıl mana vereceğiz? Faydası nedir?” gibi sualler çerçevesinde yeni görüşler, yeni fikirler de ortaya çıkmış oldu. Bu arada ideolojik tarihçilik, gerek sol gerekse muhafazakâr kesimler arasında millî menfaatler çerçevesinde büyük bir patlama gösterdi.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Sıçrayıp ufuk değiştirmek bile ancak bir zemine basarak mümkündür. Bu zemin geçmişimizdir; onunla kuracağımız sağlıklı ilişki geleceğimizi belirleyecektir.” sözünden hareketle geçmişi anlama, yorumlama, şuur ve bilince sahip olma ve gelecekteki tekâmülümüz adına tarihin önemi nedir?
Tarihin geçmişi anlama çerçevesi, ona yönelik olan çalışmalar ve ortaya çıkan veriler bana göre çok değerlidir. Çünkü eğer biz bu anlamda o zemini oluşturabilecek tarihî olayların ortaya koyduğu meselelerin farkına varmazsak bugün yapıp ettiklerimizle ileri vadedeki planlamalarımızda çok büyük bir zaafa düşeriz. Bugün içinde yaşadığımız toplumun geçmişini anlamak, ona göre planlarımızı, hareketlerimizi düzenlemek ve ne olduğunu ortaya çıkarmak böylece mümkün olabilir. Misal, etrafımızdaki pek çok siyasi olayın menşei ve zuhurunu anlayabilmek ve bunları sağlıklı bir şekilde tahlil etme imkânına sahip olabilmek ancak tarihin derinliklerine inmekle mümkündür. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın demek istediği tam da budur. Yani kişi kendi toplumunu anlayabilmesi için tarihî bilgiye muhtaçtır, tarihî bilgiyle yola çıkarak ancak bunları doğru bir temel üzerinden anlayabilir. Tarih, ana zemini ve çatıyı oluşturur, diğer birimler de onun üzerinden gider. Zaten âlimler eskiden ilim tahsilleri yaparlarken tarihi, bir disiplin içerisinde ilim adı altında koymayıp onu bir üslup olarak nitelemiş ve edebî bir iş gibi görmüşler. Bazıları ise onu bir ilim dalı olarak görmekte beis görmemişlerdir. Fakat her iki hâlde de ana çatıyı tarihin üzerine kurmuşlar ve onun altında diğer bütün ilimleri sıralamışlar. O yüzden bu zamanımıza yönelik olan bakış açılarımızda, bugünkü toplumu ve etrafımızda olup bitenleri anlamamızda sağlam tarihî tekâmülün farkına varmak ve oradaki bilgilerden hareket etmek son derece önemlidir. Ben hep şunu söylemişimdir: Tarih, durgun ve olup bitmiş bir maziden ibaret değildir. Hâlâ devam eden bir organizma gibi canlı bir şekilde varlığını sürdürmektedir ve geçmişten geleceğe doğru bir tekâmüldür. O yüzden biz bu tekâmülün neresindeysek oradan geriye doğru bakıyoruz. Ondan ileriye doğru yürüyen bir zaman da var. İşte o zamana bakabilmek için o geriye doğru olan kısmı iyi anlamamız ve kademe kademe ilerlememiz gerekiyor diye düşünüyorum.
Peki, Hocam anladığım kadarıyla sizce yere sağlam basabilmemiz için geçmişi çok iyi anlamamız gerekiyor. Geçmişi çok iyi anlayabilmek için yani tarihi anlayabilmek için neler yapmamız lazım?
Burada tarihi iyi bilmek noktası ön plana çıkıyor. Tarihi anlamak için o dönemin vasfına, orada olup bitenlerin -eskilerin tabiriyle- künhüne vâkıf olmak için tarih ilmiyle ilgili donanıma sahip bulunmak elzemdir. Dolayısıyla tarihî malzemenin derinlemesine tahliliyle biz olayların tam olarak olmasa bile en azından sebep sonuç ilişkilerini ve bağlamını çözebiliriz ki bu da ileri vadede çok değerli bir iş olur. O yüzden tarihçilerin yani tarihle uğraşanların çok iyi kaynak bilgisine, arşiv bilgisine sahip olması ve aynı zamanda da kaynakların nasıl değerlendirileceğini bilmesi gerekiyor. Hermenötik çalışmalar yapılması ve başka disiplinlerden de istifade edilmesi lazım. Ancak o zaman tarihî bilginin doğru bir çerçeve içerisinde ortaya konması, iyi veya kötü nispeten gerçeğe ulaşma yolunda ilerlenmesi söz konusu olabilir. Yoksa geçmişten bir kaynağı okuyup da tarihçi olmak ya da tarihin künhüne vâkıf olmak söz konusu değildir. Ne yazık ki bugün bazıları birkaç esere ya da araştırmaya bakarak kendini tarihçi olarak tanıtıyor ve oturup bir şeyler yazıyor. Böyle tarihçilik olmaz ve böyle tarihçi olunmaz. İyi bir tarihçi olabilmek için bir kere çok iyi donanıma sahip olmak, o dönemin diline, atmosferine iyi kötü hâkim olmak lazım. İşte o zaman o insanlar ne düşünüyordu ve onların zihin dünyasında ne vardı, bunu öğrenmiş oluyorsunuz. Bunu anlamak çok mühim. Bunu anlamadan düz lafzi olarak o metinlere mahkûm bir şekilde onlardan birkaç tanesini ele alıp, bir araya getirip bugüne aktarmakla tarihçilik olmaz. Bizim bunun dışına çıkıp orada yatan fikriyatı çözmemiz lazım. O fikriyatı çözmeden de sadece nakilcilik yapmış oluruz.
Tarihimizde yer alan kıssalar, dinî menkıbeler, destanlar, efsaneler ve masallar gibi anlatıların tarihî yönü ve topluma katkıları hakkında neler söylemek istersiniz?
Kendi dönemlerinin insanlarını motive edebilmek, onların ahlaki anlamda davranışlarını düzeltebilmek için geçmişteki bazı hadiseleri biraz abartılı şekilde aktarmak suretiyle bunu kullanma eğilimi içerisine girebiliyorlar. Bu çok sık yapılan ve başvurulan bir yöntemdir. Geçmişteki bir olayı o dönemin tarihçisi farklı bir dille anlatmak suretiyle kendi zamanına mesajlar vermeye çalışabiliyor. Bu anlamda ortaya çıkan birtakım menakıpnameler ve hikâyeler var. Bunların mutlaka gerçek bir zemini mevcuttur. Fakat o anlatıla anlatıla dönemin ihtiyaçlarına göre değişim göstermiş olabiliyor bazen. Dolayısıyla o değişim göstermiş olan anlatılar o dönem için bir işe yarıyor çünkü onun da dokunduğu bir kitle var. Her ne kadar bunlara biz kesin bir tarih nazarıyla bakmasak da bu hikâyeler, menkıbeler ya da masallar hangi şartlarda, nasıl ortaya çıktı, bunlarda ne anlatılmak isteniyor ve neye hizmet ediyor? Biz tarihçiler olarak ona bakıyoruz ve bu anlatıları da hikâyedir, masaldır deyip de bir kenara atmıyoruz. Çünkü bazen çok ciddi anlamda tarihî bilginin bunlarla ortaya çıktığını da biliyoruz.
Geçmiş insanların yapıp ettiklerinin yer aldığı kıssaların anlatılması bir dönem için tarih boyunca her zaman toplumun kendi sistematik düzeni açısından çok ideal bir mahiyet gösterdi. Ancak tarihçi kendine bunu vazife edip de bu işi edinirse o zaman tarihi saptırma ve tarihi kendi ihtiyaçları çerçevesinde kullanma eğilimi ortaya çıkmış oluyor ki bu da doğru bir tarih algısını âdeta yok ediyor. Dolayısıyla menakıpname, hikâye, destan, masal gibi anlatılar, tarihten ziyade insanlara kendi değerlerine yönelimi artırma, toplumun kendi dinamiklerini harekete geçirme, topluma ahlaki öğretilerde bulunma, millî ve manevi anlamda bir ruh kazandırma yönünde çok önemli bir misyonu haiz bir nevi edebî mahsuller olarak da tanımlanabilir.
Tarih bilinci ve şuuruna sahip olan bir kimsenin düne, bugüne ve yarına bakışı nasıl olur? Bu bilinç ve şuur insanlara neler kazandırır?
Tarih şuuru ya da bilinci dendiği zaman biz biraz ihtiyatlı hareket etmek durumundayız ve öyle davranıyoruz. Çünkü ortaya koyduğumuz tarihî araştırmaları okuyan insanlar acaba bundan ne çıkaracaklar ve ne anlayıp nasıl şuurlanacaklar? İşte biz tarihçiler doğru ve hamasi anlatımlardan uzak bir tarih anlatımıyla ancak insanların kendi toplumlarını ve kimliklerini tanımalarına yönelik bir iş yapmış oluruz. Tarih bilimini bu şekilde tavsif ve tasnif ederek sunduğumuz vakit insanlar o zaman olup bitenleri daha iyi tahlil edebilecek ve onu anlayabilecek bir zihin dünyasına kavuşabilirler diye düşünüyoruz. Hamasi anlatımla şuur kazandırılmaz. Ancak doğru tarih algısıyla şuur kazandırılır. İşte o zaman olaylara doğru bakarsınız ve sağlam bir gelecek inşa etmeye yönelik tedbirlere başvurursunuz. Keza doğru tarih anlayışını kazandığımız vakit, sosyolojik anlamda daha sağlam bir bakış açısı da kazanabilirsiniz, problemleri teşhis ve tanımlamak kolaylaşır.
Doğru bir tarih anlayışıyla mücehhez bir zihne kavuşan kimse de olayları değerlendirirken o birikimle bakar. Kaotik birtakım söylemlerin dışında daha orta ve doğru bir yola doğru yönelebilir ve daha doğru yorumlarda bulunabilir. Bu durum sosyal hayatın yapısını da etkileyebilir. O yüzden tarihi bu anlamda hamaset yüklü literatür yerine doğru bilgilerle mücehhez araştırmalardan okuyup bilirsek yanlışa yönlendiren bilgi ve düşüncelerden de ciddi anlamda arınmış oluruz ve gerçek manada tarih şuuruna, tarih bilincine erişmiş oluruz. İşte o zaman hem dünü yok saymadan bugüne ve geleceğe yönelik bir planlama yaparız hem de kimlik, kültür, medeniyet bağlamında bilinç ve şuur kazanır, doğru bir anlayışa kavuşuruz.
Cumhuriyetin 100. yılını idrak ediyoruz. Bu vesileyle Cumhuriyet bilincini, kültürel kodlarımızda da var olan Millî Mücadele ruhunu, toplumun müşterek millî manevi değerlerini ve tarih şuurunu genç kuşaklara aktarma hususunda neler yapılabilir?
Evvela doğru bir tarih bilgisi ve algısıyla tarihimizin ve tarihimizdeki önemli olayların faziletlerini gençlerimize daha iyi anlatmamız lazım. Yani gençlere bu işin çok kolay olmadığının ve çok büyük zorluklarla bugünlere gelindiğinin bir şekilde aktarılması gerekiyor. Dolayısıyla gençler o zorlukları ve mücadeleleri bilirse değerini anlar. Tarihte yaşanan olayların birer hazır lokmadan ibaret olmadığını da anlatmalıyız. Karşı karşıya kalınan tehditlere hazırlıklı olmak bu sayede mümkün olabilir. Hızla akıp giden bir dijital dünyada yetişmiş o zihinlere ulaşabilmek için tarihi, o dijital dünyayı ve yönelimleri de kullanarak aktarmanın yollarını aramalıyız ve bulmalıyız. Gençlere yönelik hem seyir hem dijital anlamda tarihi anlatabilecek, maziyi ortaya koyabilecek film, dizi ve romanların yanı sıra tarihle alakalı çeşitli uygulamalar, oyunlar kullanılmalıdır. Bunlar her ne kadar doğru tarihi aktarmasalar da doğru tarihe ulaşmada birer aracılık rolü üstlenebilirler diye düşünüyorum.
Okuyucularımıza tarih şuuru edinebilmek adına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Tarihi, akademik manada eserlere ulaşarak mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. Çünkü doğru tarihî kaynaklardan istifade eden, doğru bilgilerle mücehhez olanlar, hem kendi tarihini hem yaşadığı toplumu bilir ve bir şuura erişir. Bununla birlikte tarih şuuruyla, bilinciyle yetişen bir nesil ve toplum inşa edilebilir; geleceğin de bir nevi temel taşları dizilmiş olur. Burada şüphesiz yönlendirilmiş, sentetik bir toplum mühendisliğini kastetmiyorum. O yüzden kişinin ve toplumun tarih bilinci ve şuuruyla donanımlı hâle gelmesi için de sağlam araştırmaların ve bunun üzerinden yapılmış olan çalışmaların yaygınlaştırılması gerekir. Sohbetimizin başında tarihin geleceğe uzanan bir tekâmül oluşundan söz etmiştim. İnsanlar da tarihin bu seyri içerisinde onu okuyup anlamalı, anlamlandırmalı ve bu tekâmülün içerisindeki yerini almalı ki tarihin içerisinde kaybolup gitmesin.
Öz Geçmiş
Prof. Dr. Feridun M. Emecen, doktora derecesini Osmanlı tarihi alanında İstanbul Üniversitesinde (1985) tamamladı. 1989 yılında doçent, 1995 yılında profesör oldu. İstanbul Üniversitesinde çeşitli idari görevler yürüten Prof. Emecen, hâlen İstanbul 29 Mayıs Üniversitesinde Edebiyat Fakültesi Dekanıdır. Osmanlı tarihinin farklı alanlarında birçok eser ve araştırmaları bulunan Prof. Emecen özellikle Osmanlı klasik dönemi ve öncesinde sayılı uzmanlarından biridir. Fetih ve Kıyamet 1453, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Osmanlı Klasik Çağında Hanedan, Devlet ve Toplum, Osmanlı Klasik Çağında Savaş, Osmanlı Klasik Çağında Siyaset yayımlanmış kitaplarından bazılarıdır.