ÂLİM, HATİP, MÜTERCİM
MUSTAFA RUNYUN


Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri

Başkanlığın kuruluşundan günümüze din hizmetinde bulunmuş binlerce kişinin her biri kuşkusuz tanıtılmaya değerdir. Bununla birlikte reisler başta olmak üzere hizmetleriyle bir adım önem çıkmış eşhasın hayat hikâyeleri ve hizmetlerinin bizim için daha öğretici olması işin tabiatı gereğidir. Bu seçkin zevatın tanıtılması aynı zamanda onların hizmette bulundukları dönemlerde teşkilatın sunduğu hizmetlerin ve Başkanlıktaki gelişmelerin tanıtılmasına da katkı sağlayabilmektedir. Bu köşede bilhassa 1950 öncesi yıllarla ilgili olmak üzere zaman zaman bir kısım mensuplarımızın tanıtılmasındaki amaçlarımızdan biri de budur. Bu yazıda tanıtmaya çalışacağım Mustafa Runyun da 1950’li yıllarda Başkanlıkta hizmet etmiş ve bazı yönleriyle temayüz etmiş bir hocamızdır.
Mustafa Runyun, 1917 yılında Konya’da doğdu. Babası “Kaşıkçı” olarak tanınan Ali Rıza Efendi, annesi Hatice Hanım’dır. İlk eğitimini ve hafızlığını memleketinde tamamladı. 1934 yılında babasıyla hacca gitti. Bir yıl sonra ailece Medine’ye mücavir oldular. Daha sonra Runyun, tahsil için Mısır’a gitti. Orta ve yükseköğrenimini Câmiü’l-Ezher’de (Ezher Üniversitesi) tamamladı; Arap Dili ve İslami Bilgiler bölümünden 1947 yılında mezun olduktan sonra İslam hukuku ihtisası yaptı.
Runyun, 1950’de Türkiye’ye döndü. 1 Mayıs 1951-30 Nisan 1952 tarihleri arasında yedek subay olarak askerlik görevini yaptı. Ezher Üniversitesindeki tahsili Milli Eğitim Bakanlığınca altı yıllık mesleki tahsil olarak kabul edilmişti. Bu tahsiline binaen, askerliğinin hemen ardından Başkanlıkta 30 Nisan 1952 tarihinde Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme Kurulu üye yardımcılığına aday olarak tayin edildi. Terhis tarihiyle Başkanlıkta göreve başlama tarihinin aynı olmasından hareketle diyebiliriz ki Runyun’un hizmetine ihtiyaç duyulmuş ve terhisinden önce bu tayin muamelesi tekemmül ettirilmiştir. 12 Aralık 1952’de de üye yardımcılığına asil olarak atandı. Burada bir iki cümlelik bir açıklamada bulunmam gerekiyor. Çeyrek asır boyunca mesleki dinî eğitimin sekteye uğraması sonucu 1950’lere gelindiğinde Başkanlıkta dinî yüksek tahsilli personele duyulan ihtiyaç daha da artmıştı. Bilhassa müftülük ve vaizlik gibi alanlarda ihtiyaç duyulan personel eksikliğini kısmen de olsa gidermek için Başkanlık, müracaat hâlinde, 1924 öncesinde usulüne uygun alınmış icazetnameleri mesleki tahsil belgesi olarak onaylayarak sahiplerine müftülük-vaizlik görevleri verebilmişti. Bunun yanında Mısır ve benzeri yurt dışında dinî eğitim görmüş kişilerden hatta mesela Şumnu Nüvvab Medresesi gibi Osmanlı eski beldelerindeki medreselerden icazetname almış kişilerden bilahare Türkiye’ye göç edip Başkanlıktan görev talebinde bulunanlardan da faydalanma cihetine gidebilmiştir. Mustafa Runyun örneklerden biridir ve sayıları bir hayli fazladır. Sözü edilen eksikliğin giderilmesi konusunda Ahmet Hamdi Akseki’nin yoğun bir çaba sarf ettiğini de burada hatırlatmak isterim.
Runyun, Müşavere Heyetinde göreve başladıktan kısa bir süre sonra, münhal bulunan Hacıbayram Camii hatipliği için Ankara Müftülüğünce açılan imtihana girip “ihraz-ı ehliyet” etti. Ankara Müftülüğü Tevcih Komisyonunca 13 Mayıs 1952 tarihinde yapılan imtihanı Mustafa Runyun’un kazandığına ilişkin hazırlanan onay, Diyanet İşleri Başkanı Eyüp Sabri Hayırlıoğlu tarafından 20 Mayıs 1952’de onaylanmış ve bu tarih itibarıyla Runyun hatiplik görevine de başlamıştır. 14 Temmuz 1952’den itibaren bir süre Çankaya Müftülüğüne de vekâlet etti. Dönemin mevzuatı, asli görevi aksatacak nitelikte olmaması şartıyla kişiye birden fazla görev/görevler alma imkânı veriyordu. Bu görevlerden de ayrıca maaş alınıyordu. Buna göre Runyun’un Başkanlıktaki görevi, cuma günleri camide hatiplik yapmasına engel değildi. O yıl itibarıyla Hacıbayram hatipliğinden de 60 lira maaş almıştı.
Runyun, milletvekilliği adaylığı dolayısıyla 21 Eylül 1957’de Müşavere Heyeti üye yardımcılığından, 23 Eylül’de de Hacıbayram hatipliği görevinden istifaen ayrıldı. Seçimde kazanarak 1 Kasım 1957-27 Mayıs 1960 tarihleri arasında Demokrat Parti’den 11. Dönem Konya milletvekili olarak Meclis’te bulundu. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından Yassıada’ya gönderildi. Burada bir süre tutuklu kaldıktan sonra Kayseri Cezaevine nakledildi. İki buçuk yıl cezaevinde kaldıktan sonra 16 Ekim 1962’de çıkartılan 78 sayılı af kanunu ile tahliye edildi.
Tahliye sonrası Runyun’un 1964 yılı başlarından itibaren bir süre Şişli Camii’nde imam hatiplik görevi de söz konusu. Ancak bu görev Başkanlık kadrolarına dâhil bir görev değil, ücreti Şişli Camii Derneğince verilmek üzere yapılmış bir görevlendirmeydi. Bu yıllarda ünlü Hafız Sami’nin yeğeni Cevdet Soydanses de aynı statüde bu camide imam hatiplik yapıyordu. Runyun’a teklif bizzat cami derneğinden yapılmıştı. Dernekten Şişli Müftülüğüne yazılan 10 Ekim 1963 tarihli yazıda, burada münhal bulunan imamlığa Runyun’u tercih ve bunda ısrarın gerekçesi olarak öncelikle 1949 yılında ibadete açılmış, Cumhuriyet döneminin sembol mekânlarından Şişli Camii’nin farklı konumuna işaretle, onun tahsili, daha önceki hizmetleri ve yayınladığı kitaplarla toplumda tanınıp bilinmesi gösterilmişti. Burada ayrıntıya girmeden bir bilgi notu olarak kısaca belirteyim ki Başkanlık, -bu arada Vakıflar Genel Müdürlüğü Hukuk Müşaviri Muammer Tapucu’dan bu tayinde bir mahzur görülmediğine ilişkin alınmış mütalaayı da göz önünde tutarak- Runyun’un tayinine ilişkin Şişli Müftülüğü Hayrat Hademesi Tevcih Komisyonunun 10 Ocak 1964 tarihli kararını 16 Ocak 1964 tarihinde onaylamıştı. Ancak afla tahliye edilmiş olsa da Yassıada eski hükümlülerinden olması sebebiyle Runyun’un Şişli Camii’ne getirilmesi prosedür açısından tereddütlere sebep olmuştur. Tereddüdün esasını, ücreti mülhak vakıflar ve dernekler tarafından ödenen imam hatip ve müezzinlerin camilerde sundukları hizmetin amme/kamu hizmeti olup olmamasıydı. Adı geçen hukuk müşavirinin mütalaası, sözü edilen nitelikteki hizmetlerin kamu hizmeti sayılamayacağı noktasındaydı. Sonuçta Başkanlık bu konuda görüş almak üzere Devlet Bakanlığı aracılığıyla Danıştay’a müracaat etmiş, Danıştay 3. Dairesi 11 Aralık 1964’te aldığı kararda gerekçelerini sıralayarak bu kişilerin sunduğu hizmetleri de kamu hizmeti saymıştır. Kararda, Ceza Kanununun 20. maddesinin hükmü hatırlatıldıktan sonra şu ifadelere de yer verilmişti:
“Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı bir kadroya tayin olunup devlet bütçesinden maaş alan hayrat hademesinin gördüğü hizmet ile dernekler, mülhak vakıflar ve halk tarafından idare edilen cami ve mescitlere tayin olunan ve maaşlarını buralardan alan hayrat hademesinin gördükleri hizmetler arasında bir ayrılık bulunmadığı ve bunların hizmete alınmaları da aynı esaslara bağlanmış olduğu gibi dernekler, mülhak vakıflar ve halk tarafından idare olunan cami ve mescitler de devletin teftiş ve murakabesi altında bulunduğuna göre Türk Ceza Kanununun zikri geçen hükmü muvacehesinde amme hizmetinden mahrum olanların bu gibi görevlere tayinlerinin caiz olamayacağı mütalaa olunmakla…” Danıştay 3. Dairesinin bu kararı Danıştay Genel Kurulunca 18 Ocak 1965’te onanmıştır.
Bu konudaki yazışmalar sürerken Runyun’un Temmuz 1965 tarihine kadar Şişli Camii’nde imam hatip olarak vazife gördüğü anlaşılmaktadır.
Yukarıda “Başkanlık bu tayinle ilgili Şişli Müftülüğü Hayrat Hademesi Tevcih Komisyonunun kararını… ” diye bir ifadem geçti; bu konuya da kısa bir açıklık getirmek istiyorum. Bilindiği gibi Diyanet İşleri Reisliği kurulduğunda camilerin ve cami görevlilerinin idaresi bu teşkilata verilmişti. Ancak 1931 yılında camiler ve cami görevlileri idari ve mali yönden Vakıflar Umum Müdürlüğüne devredildi. Bu durum 1950’ye kadar sürdü, bu tarihte çıkartılan bir kanunla bu yetki Başkanlığa iade edildi. İmdi, Başkanlıkta olsun Vakıflarda geçen yıllarda olsun camilere görevli tayin ve azil işlemleri 1965 yılına kadar büyük ölçüde Osmanlı Dönemi mevzuatı çerçevesinde yapıldı. Şöyle ki il ve ilçelerde daha çok müftülerin başkanlığında oluşturulan Hayrat Hademesi Tevcih Encümenleri/Komisyonları camilere görevli seçim, tayin ve bunların azillerinde birinci derecede yetkiliydi. Ancak nihai karar mercii Diyanet İşleri Başkanlığı (1931-1950 arası Vakıflar Genel Müdürlüğü) idi. Öyle ki Başkanlık bir cami görevlisinin görevden alınmasını gerekli gördüğünde bile bu azil kararının öncelikle sözü edilen mahalli tevcih komisyonda alınması gerekiyordu.
Konumuza dönersek; Runyun’un kamu görevi almasına engel durumları 1964 yılında kaldırıldı. Bu defa Başkanlıkça onun 20 Ocak 1969’da Şişli Vaizliğine tayin edildiğini görüyoruz. Ancak bu görevi bir yıldan az bir süre devam edecek, Başkanlığın muvafakati üzerine o 21 Temmuz 1970’te Milli Eğitim Bakanlığı İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne Arapça öğretmeni olarak tayin edilecektir. Runyun, 1981’de emekli oluncaya kadar bu görevine devam etti. 30 Haziran 1988 yılında İstanbul’da vefat etti, Erenköy Sahra-i Cedit Kabristanına defnedildi.
Mustafa Runyun’un Müşavere Heyetindeki çalışmalarına ilişkin fazla bir malumat edinemiyoruz. O, bilhassa Hacıbayram Camii’nde okuduğu hutbeler ve Ankara radyosunda yaptığı dinî sohbetlerle tanındı. Reisliğin talebiyle hutbeleri 1956’da “Hacıbayram Minberinden Hutbelerim” adıyla Başkanlıkça yayımlandı. Eser, 47 hutbeden oluşmaktadır. Emsalinden ayıran önemli farkı, Türkçe nasihat kısımlarının 4-5 dakikada okunabilecek kısa hutbelerden oluşmasıdır. Buna karşılık Arapça mukaddime ve dualar uzun tutulmuştur.
1953 yılında İstanbul’un fethinin 500. yılı kutlamaları çerçevesinde Diyanet İşleri Başkanlığı 29 Mayıs 1953 Cuma günü bütün camilerde okutulmak üzere bir hutbe hazırlatma cihetine gitmiş, bu alandaki yetkinliğinden olsa gerek Başkanlık bu hutbeyi Mustafa Runyun’a hazırlatmıştı. Bu metin, camilerde okunmak üzere çoğaltılıp dağıtıldığı gibi Başkanlıkça “İstanbul’un Fethinin 500’üncü Yıldönümü Günü Okunacak Hutbe” adıyla matbu olarak satışa da sunulmuştur. Tespitlerime göre fethin yıldönümlerinde ilk defa fetih konulu bir hutbe okunmaktaydı. Bu metinden sadece birkaç cümle aktarmak istiyorum:
“Sultan Fatih, Allah’a olan sarsılmaz itimadıyla, asırların eşiğinde beklediği ve nice orduların me’yusen kapısından döndüğü İstanbul’u fethetmişti. Manevi kuvvetlere bağlandığı gibi gayesine vasıl olmak için maddi kuvvet toplamaktan, bütün esbaba başvurmaktan da hiç geri durmamıştır… İstanbul’a girmezden iki gün evvel askerlerine oruç tutmalarını, ruhlarında temizlik yaparak hazır bulunmalarını, beşeriyetin biricik önderi olan Fahr-i Kâinatın methine layık olmalarını emretmişti. Orduda bulunan her nefer bu şerefe nail olmak için sabırsızlık gösteriyor, âdeta çırpınıyordu…”
1950’de Ankara Radyosu’nda dinî yayınlar başlayınca burada dinî konuşmalar da yapılmıştır. Konuşmacılardan biri de Runyun idi. Bu konuşmaların bir kısmı ayrıca Radyoda Dinî ve Ahlaki Konuşmalar serisi altında Başkanlıkça kitapçıklar hâlinde yayımlanmıştır. Runyun’un Ana Babaya Hürmet, Kadın ve Erkeğin Evlerine Karşı Vazifeleri, Mevlid Kandili, Şaban Ayının Fazileti adlı kitapları da bu kabildendir.
Osman Keskioğlu ile birlikte hazırladıkları ve 1953’te yayımlanan Fâtih Devrinde İlim ve O Devirde Yetişen İlim Adamları adlı kitapçık bir kenara bırakılacak olursa Runyun’un diğer eserleri tercüme eserlerdir ve özel yayınevlerince basılmıştır. Abdülhamîd Cûde es-Sehhâr’dan tercüme ettiği Peygamberimizin Müezzini Bilâl-i Habeşi 1967’de yayımlandı. Onun, Seyyid Kutub ve Abdülhamîd Cûde es-Sehhâr’ın eserlerinden “Kur’an-ı Kerim’den Dinî Hikâyeler” üst başlığıyla dilimize yaptığı tercümeler 18 kitap hâlinde yayımlanarak çocuk ve gençlerimizin istifadesine sunulmuştur. Kur’an-ı Kerim’de zikri geçen peygamberlerin ve ümmetlerin hayat hikâyeleri akıcı bir üslupla anlatılmıştır. Âdem ile Havva, Kabil ile Habil, Nuh’un Gemisi, Salih Peygamberin Devesi, İbrahim Allah’ı Arıyor, İsmail’in Kurtuluşu, Yusuf’un Rüyası, Musa’nın Asası, Musa ile Hızır, Süleyman ile Belkıs, Meryem Oğlu İsa bunlardan bir kısmıdır. Bunların daha sonra tek kitap hâlinde yayımlandığı anlaşılmaktadır. Runyun bu kitaplar için, “Bu hikâyelerin esas kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir… Kur’an-ı Kerim’in bu konudaki ayetlerini gençlerimize sunarken onların dinî bilgilerini arttıracağını, dinî ve ahlaki inançlarını takviye edeceğini ümit ediyorum” ifadelerine yer vermişti. Bu kitaplar hayli rağbet görmüş, çocuk ve gençlerimiz tarafından heyecan ve ibretle okumuştur. Peygamberlerin tanıtılıp sevdirilmesinde önemli katkılar sağlamıştır.
Merhum Ali Ulvi Kurucu, hatıratının Ezher Üniversitesi günleriyle ilgili bölümünde, hemşehrisi ve ders arkadaşlarından olan Mustafa Runyun’a özel bir alt bölüm ayırmış, ondan sitayişle bahsetmiştir. Hayrettin Karaman, Yüksek İslam Enstitüsünde okurken hocası olan Runyun’u âlim, dürüst, İslam için gayret eden, sorumluluğunu müdrik bir zat olarak tavsif eder. Hatipliği, hoş sohbeti, radyo konuşmalarıyla zamanında iz bırakmış, ilk defa okunan bir Fetih hutbesine imza atmış, yaptığı tercümelerle çocuklara ve gençlere peygamberleri tanıtıp sevdirmiş bir kişi olarak Mustafa Runyun, gök kubbemizde hoş seda bırakanlar arasında sayılabilir.