CUMHURİYET’İN İLANI

Alparslan AKÇA

İtilaf ve İttifak Devletleri arasında gerçekleşen ve sonuçları itibarıyla birçok ülkeyi derinden etkileyen I. Dünya Savaşı, Osmanlı’nın da içerisinde yer aldığı İttifak Devletleri’nin mağlubiyetiyle nihayete erdi. Kazanan tarafı dahi ziyadesiyle yıpratarak neticelenen bu harbi takip eden süreçte, bazı antlaşmalar imzalandı. 30 Ekim 1918’de İtilaf Devletleri ile Osmanlı arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesine istinaden Anadolu, yer yer işgal edilmeye başlandı.

Büyük savaşlardan ve ağır yenilgilerden yorgun çıkan devlet ve halk, çetin imtihanların içerisindeydi. Önce 3 Kasım 1918’de Musul, İngilizler tarafından; sonrasında Türk’ün son ve anayurdu olan Anadolu’nun birçok yeri İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılar tarafından işgal edildi.

Emir ve komuta ettiği orduları dağıtılınca İstanbul’a hareket eden Mustafa Kemal Paşa’nın, İstanbul Boğazı’nda demirleyen İtilaf donanmasının gemilerini gördüğünde yaverine söylediği söz, millî bir mukavemet ve yeni bir stratejinin habercisiydi: “Geldikleri gibi giderler!”

Mustafa Kemal Paşa, milletin, kendi topraklarını ve haklarını yine kendisinin müdafaa etmesi gerektiğine inanıyordu ve vatan topraklarını düşman kuvvetlerinden kurtaracak olan millete, direniş hareketini başlatmak üzere Anadolu’ya yöneldi. Mustafa Kemal’in beraberindeki arkadaşlarıyla birlikte 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, sonrasında Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri, yaralı aslanın ayağa kalkması ve yaralarını yine kendisi sararak tarih sahnesindeki varoluş mücadelesine kaldığı yerden devam edebilmesi yolunda dönüm noktalarıdır.
Millî Mücadele kıvılcımını ilk ateşleyen bir diğer kırılma noktası da Maraş’ta Sütçü İmam’ın, bir kadının başörtüsüne el uzatan Fransız’a attığı ilk kurşun olmuştu. Böylece mücadele ve müdafaa ruhu zamanla bütün Anadolu’ya sirayet etmişti.
XIX. yüzyıldan itibaren imparatorlukların yıkılmasıyla ulus devletler kuruldu. Küllerinden yeniden doğan Anadolu insanı da üstün bir millî birlik ve direniş örneği sergiledi. Savaş yılları, sancılı zamanlar, işgaller, yoksunluk ve yoksulluklara rağmen Çanakkale Zaferi, Millî Mücadele, Kurtuluş Savaşı ve nihayetinde yeniden diriliş: Türkiye Cumhuriyeti.
23 Nisan 1920’de TBMM’nin kuruluşu, akabinde verilen mücadeleler ve kazanılan cepheler, düşman işgalinden kurtarılan topraklar ve millî bir kuvvetle 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle Türk tarihinin önemli kırılma noktaları yaşanmış ve yeni bir medeniyet inşası başlamış oldu.