PİR-İ TÜRKİSTAN HOCA AHMED YESEVİ HİKMETLERİNDE
KULLUK
Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE
Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Ömrü boyunca iman, hidayet, istikamet ve kulluk hassasiyetini güden Ahmed Yesevi (ö. 562/1166), hikmetlerinde muhataplarını sakat zihniyetlerden, yanlış yollardan, yersiz tutumlardan, şeytan ve nefsin aldatmalarından uzak durmaya davet etmektedir. Hayatın en kıymetli ama en zorlu çabasını, Hak yolunu arayıp bulmak ve o yolda yürümek şeklinde değerlendirmekte ve şöyle seslenmektedir:
Yaratan Bir ve Var’ımın yolunu arayıp
Lanetli şeytanın yollarından dönün dostlar
İhlâs ile aşkın şarabını içip
Can ve gönülde Hayy zikrini deyin dostlar.
Hak ve batıl mücadelesine dikkatimizi çeken Ahmed Yesevi, şeytanın yolundan ayrılıp Hakk’ın yoluna girilmesini istemektedir. Allah’ın yoluna baş koyanların, şeytanın adımlarını izlemekten kaçınmaları gerektiğini dile getirmektedir. İman edip salih amel işleyenler için cennet ödülünün bulunduğunu haber vermektedir:
Hakk’a yanıp mümin olsan ibadet eyle
İbadet eyleyen Hak cemâlini görür dostlar
Yüz bin belâ başa düşse inleme
Ondan sonra aşk sırrını bilir dostlar.
İstikamet üzere hareket edip cennet yolcusu olmayı hedefleyen Ahmed Yesevi, Allah’a ibadet ederken dini Allah’a has kılmak gerektiğine vurgu yapmaktadır. Dini yalnız Allah’a has kılarak gönülden kulluk yapanların ne denli ihlaslı olduklarına dikkatimizi çekmektedir. Saf, berrak, arı, duru ve içten bir şekilde kulluk edenler Allah’tan başkasına iltifat etmez, masivaya aldanmaz ve ağyara ilgi duymaz. Dünyevi beklentilerden de uhrevi hesaplardan da kaçınan, “terk-i terk” bilincine eren bütün sufiler, Allah’ın rızasını kazanmayı yegâne gaye edinmişlerdir. Allah’ın rızasını talep etme gayesini ise Ahmed Yesevi şu şekilde dile getirmektedir:
Kırk ikimde istekli olup yola girdim
İhlas eyleyip yalnız Hakk’a gönül verdim
Arş kürsü levhden geçip kalemi gezdim
Zatı ulu Rabbim sığınıp geldim sana.
İrade, istek, dua ve niyazıyla ve tam bir samimiyetle Allah’a yönelen Ahmed Yesevi, ebedî kurtuluşu Allah’ı tanımakta bulmakta ve bütün gücüyle Allah’a koşmanın derdine düşmektedir. Ayetteki “fefirrû illallah” beyanını lafzi iktibasta bulunan Ahmed Yesevi, hikmetinde, Allah’a koşmanın seyrinden şu şekilde bahsetmektedir:
Fefirrû ilallah diye ayet geldi
Yakam tutup hazretine yanmayım mı
Gökten bana sayısız burak indirdiler
Bin dediler ey yaranlar binmeyim mi?
Allah’a yönelmenin gereğini derinden hisseden Ahmed Yesevi acziyetini bilmekte, günahlarının farkında olmakta, hatalarından pişmanlık duymakta ve isyana düşmekten korkmakta, kusurlarından dolayı gözyaşı döküp ağlamakta ve beklentilerini şu şekilde dile getirmektedir:
Kul Hoca Ahmed gönül gözü açılır mı
Dillerimden inci mücevher saçılır mı
Çok ağlasam günahlarım dökülür mü
O vakti bana armağan eyler mi ki!
Kul olma derdi, âşığı günahlarından ötürü gözyaşı dökmeye, ağlayarak tövbekâr olmaya, dertli ve hisli kılmaya yol açmaktadır. Gerçeği idrak eden âlimlerin en temel hasletinin gözyaşı dökmeleri olduğunu, Yesevi hikmetinde şu şekilde ifade etmektedir:
Âlim odur hişt yastanıp tahsil eylese
Gece gündüz Rabbine ağlasa
Fe’l-yedhakû ayetini tefsir eylese
Öyle âlim gerçek âlim olur dostlarım ey!
Ve’l-yebkû kesîran diye Allah söyledi
Anlamını anlayan âlim dinmeden ağladı
Ağlaya ağlaya gözleri kör oldu
Öyle âlim gerçek âlim olur dostlarım ey!
Ahmed Yesevi’ye göre kulluk, Allah’ın emirlerini içtenlikle yerine getirmek, yasakladıklarından kesinlikle kaçınmaktır. Günahlardan uzaklaşmak ve haramla helal ölçüsüne riayet etmek, kul olmanın temel şartıdır. Allah’a itaat, mümin olmanın gereğidir. Allah’ın emrettiklerini yerine getirmek, yasakladıklarından kaçınmak kulluk hasletidir.
İbadetler konusunda son derece hassas davranan Ahmed Yesevi, ibadetlerin ihmaline, ötelenmesine, göz ardı edilmesine asla müsamaha göstermemektedir.
Allah’a gereğince kulluk edenlerin asla mahzun olmayacaklarını söyleyen Ahmed Yesevi, Allah’ın kulluğa kabul ettiği insanların büyük bir lütfa erdiklerini, ibadetleriyle ilahi lütfa nail olanların bu dünyadan iman nuruyla göç edeceklerini hikmetlerinde şu şekilde dile getirmektedir:
Otuz iki yaşta ulaştı Hak’tan ferman
Kulluğa kabul eyledim olma mahzun
Can verirken vereyim sana iman nuru
Garip canım mutlu olup güldü dostlar.
Bizlere şah damarımızdan daha yakın olan Rabbimize layık kul olmanın derdine bürünmek zorundayız. Gönlümüzü Allah’a verdiğimizde her zaman Allah ile birlikte olacağız. Allah’a gereğince itaat eden, ibadetlerini yerine getiren, haramlardan uzaklaşıp ilahi buyrukları yerine getiren kul ile Allah arasında çok yakın bir irtibat bulunduğunu Pir-i Türkistan şu şekilde ifade etmektedir:
Kim O’nun yolunda olsa Hak onun gönlündedir
Her nereye gitse o yâri ile kanatlanır.
Yere göğe sığmayan Allah’ın (c.c.) mümin kulunun kalbine tecelli edeceğini, mümin kulun kalbinin nazargâh-ı ilahi olduğunu söyleyen Hoca Ahmed Yesevi, Allah’ın kuluna şah damarından daha yakın olduğuna şu şekilde dikkat çekmektedir:
Yüce Tanrı’dan kime inayet erişecek olsa
Üç yüz altmış gün yüzüne bakar gece gündüz boyunca
(O) şah damarından (daha) yakındır sana
Tam bir gönül arılığı ve içtenlikle Hakk’a gönül vermeyeyim mi?
Pir-i Türkistan, iman, ibadet, ahlak, edep, riyazet, mücahede, halvet, ilim, irfan ve hikmetle temellendirilen kulluk sanatının aşk deneyimi ile payidar olacağını bizlere şu şekilde haber vermektedir:
Sırdan anlam duymayanlar yabancıdır
O âşıklar mekânı viranedir
Nereye gitse evdeşi sevgilidir
Geceleri kalkmayıp aşığım deyip yürüse olmaz.
Rabbini tanıyan, Rabbine yönelen, Rabbini zikreden, Rabbine koşan kulunu Allah’ın asla ortada bırakmayacağını ve onu hiçbir zaman terk etmeyeceğini söyleyen Ahmed Yesevi, Allah’ın kuluna yeteceğini özellikle vurgulamaktadır:
Kul Hoca Ahmed Allah de yaşın aka
Giden arif himmet eyleyip elin tuta
Rahmeti gelse Rahim Mevla’m rahmet eyleye
Allah kulunu asla kayıpta koymaz olur.
Allah’a yaklaşmak ve yakınlaşmak için iman edip salih amel işlemenin gerekli olduğunu dile getiren Hoca Ahmed Yesevi, hikmetinde kurbiyetin şu inceliklerine işarette bulunmaktadır:
Kul Hace Ahmed kulum desen ibadet eyle
Kıyametin geleceğini yakın bil
Hakk’a yakın olayım desen ibadet eyle
İbadet eyleyen Hakk’a yakın olur olmalı.
Hikmetlerinde Allah’a yakın olmanın şartını ibadete bağlayan, ibadet edenin Hakk’a yakın olacaklarını ifade eden Pir-i Türkistan, takip eden hikmetinde kurbiyetin zorluğuna dikkatimizi çekmektedir:
Durmadan huzurunda Allah desem,
Ağlayarak zikredip Rabbim desem:
Kulu olup, kulluğuna boyun sunsam,
Bu iş ile ya Rab seni bulur muyum?
Zekeriya gibi başım bıçkıya koysam,
Eyyub gibi hem tenime kurtlar salsam;
Musa gibi Tûr Dağı’nda taat kılsam;
Bu iş ile ya Rab seni bulur muyum?
Yunus gibi deniz içre balık olsam,
Yusuf gibi kuyu içre vatan tutsam;
Yakub gibi Yusuf diye çok ağlasam,
Bu iş ile ya Rab seni bulur muyum?
Şiblî gibi âşık olup sema kılsam,
Kırklar gibi yollarımı Kâbe tutsam,
Kâbe içre yüz sürüp ağlayadursam;
Bu iş ile ya Rab seni bulur muyum?
Maruf gibi iş bu yola adım atsam,
Mansur gibi candan geçip dâra konsam;
Dar üstünde şevklenerek Hakk’ı desem;
Bu iş ile ya Rab seni bulur muyum?