YÜZLERCE TANRI VARKEN NEDEN SENİNKİ DOĞRU OLSUN?


Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ


“Yüzlerce tanrı varken neden senin inandığın tanrı doğru olsun?” sorusuna nasıl cevap verilebilir?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki soru kendi içinde iki ön yargı taşımaktadır: Birincisi yüzlerce tanrının olduğu, ikincisi ise inandığımız Tanrı’nın onlara eşdeğer olduğu. Öyleyse öncelikle bu iki ön yargıyı tartışmaya açmak gerekir.
Yüzlerce din varken yüzlerce tanrı olduğunu söylemek neden yanlış olsun?
Sizin sorunuzda da benzer şekilde ön yargı var. Yüzlerce din dediğinizin hepsi gerçek ve doğru din midir? Eğer bu dinleri gerçek kabul edersek iddia edilen tanrıları da gerçek kabul etmemiz gerekir. Bu soruyu soran, bir kere dinleri ve inançları çok iyi tanımıyor demektir. Dinleri incelemiş ve onların mahiyetini kavramış olsa her bir dinin, kendisini doğru, diğer dinleri yanlış saydığını görür. Bunun anlamı hiçbir dindar birden fazla gerçek din ve kendi inandığından başka tanrı kabul etmez.
O zaman bu soru nereden çıkıyor?
Bu soru günümüz inançsız zihniyetinin bir ürünüdür. Onlara göre var olan bütün dinler ve inançlar eşittir. Böyle kabul etmezlerse kendi inançsızlıklarına yer ve gerekçe bulamazlar. Güya bütün dinleri ve tanrıları eşit sayarak hepsinin toptan reddedileceğini veya en azından dindarları şüpheye düşüreceklerini zannediyorlar. “Bütün tanrılar eşitse eşitler arasından birine inanmanın anlamı yoktur.” demeye getiriyorlar. Bununla dindarları anlamsızlığa, boşluğa ve agnostisizme iteceklerini hesaplıyorlar. Ancak onlar böylesi mantığın bütün değerleri yok edeceğini göremiyorlar. Söz gelimi, sevdiğiniz birine, “Birçok sevgi vardır, senin sevginin gerçek olduğunu nereden bileyim?” diye sorsanız, ilişkiyi o anda bitirmiş olursunuz. Çünkü bu yaklaşım, sevginin boşa çıkartılması ve sevdiğinize güvensizlik demektir.
İslam’ın bakışı nasıldır?
İslam ne bütün dinleri ne de onların inançlarını ve değerlerini tek bir kefeye koyar. İslam’ın yaklaşımı doğruya ve gerçeğe ulaşmaktır. Doğru ve gerçek neredeyse onu olduğu gibi kabul eder. Bunun için de hem dinleri hem de dinlerin esaslarını doğruluk açısından ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutar. Buna göre dinler temelde iki kategoriye ayrılır: İlahi kökenli dinler ve beşerî kaynaklı dinler.
Biz nasıl ayırt edebiliriz?
Tabii ki içeriklerine yani inanç, değer, ibadet ve uygulama ilkelerine bakarak. Eğer bir din, peygamber tarafından getirilmiş, tek tanrı inancını savunuyor ve ilkeleri vahye dayanıyorsa bu din ilahi kaynaklıdır. Aksine bir peygamber tarafından getirilmemiş, çoklu tanrı inancına sahip, ilkeleri de vahiyle değil, insanlar tarafından belirlenmiş esaslardan oluşuyorsa bu din beşerî dindir.
Bunu biraz açabilir misiniz?
İlahi dinde tek tanrı inancının yanında melek, kitap, peygamber ve ahiret inancı gibi temel inanç esasları bulunur. Daha da önemlisi bu dinin inanç ve uygulama ilkeleri Allah tarafından belirlenir. Yaratan, her türlü imkânla donatan, yaşama şartlarını oluşturan, rızık veren ve doğru yolu gösteren Allah’a karşı insandan şükranda bulunması, iyi, dürüst ve tutarlı bir hayat yaşaması beklenir. Bunu hiçbir dış tesir altında kalmadan, gönülden yapan mümin sayılır ve öte dünyada ödüllendirilir. Tam aksine Allah’a isyan eden, çevresine zulmeden, bozgunculuk çıkaran ve kötülük peşinde koşan kişi bu dünyada kâfir sayılır, öte dünyada yargılanır ve cezaya çarptırılır. Bakıldığında bu özellikleri taşıyan dinler, bugün itibarıyla İslam, Yahudilik ve Hristiyanlıktır. Buna karşılık beşerî dinlerde tek tanrı inancı olmadığı gibi vahiy, melek, kitap, peygamberlik ve ahiret inancı gibi gerçek anlamda bir inanç bulunmaz. Melekler yerine ikincil tanrılar, peygamberler yerine büyücüler ve kâhinler bulunur.
Ama siz bununla İslam, Yahudilik ve Hristiyanlığı eşitlemiş oldunuz.
Eşitlemedim. Sadece kategorilerini belirledim yani onların ilahi kökenli (semavi) dinler kategorisinde olduklarını söyledim. Bu, hepsinin eşitlenmesi anlamına gelmez. İlahi kökenli olmak bakımından eşit olsalar bile inanç ve uygulamada bu yönü ne kadar koruduklarına bakmak gerekir. Bu noktadan her ilahi kökenli din, hak din anlamına gelmez. “Hak din, ilahi kaynaktan geldiği şekliyle hakiki varlığını koruyan ve devam ettiren dindir.” Peygamberin getirdiği yer ve zamanda neyse bu din, bugün de öyle olmalıdır. Bu özellikte tek din bugün itibarıyla İslam’dır. Ne yazık ki Yahudilik ve Hristiyanlık, insan müdahalesi sonucu bazı yönleri itibarıyla beşerî dinlere benzetilmiştir. Yahudiliğin bir millî dine dönüştürülmesi ile Hristiyanlığın teslis inancını taşıyor olması, bunun en çarpıcı örneğidir. Bu yüzden insanlar arasında Yahudi doğanlar ve doğmayanlar ayrımı yapılmakta ve böylece doğuştan üstünlük iddiası ortaya atılmaktadır. Bu da putperestlerdeki toplumsal ayrımcılığı ve ırkçılığı çağrıştırmaktadır. Hristiyanlarda ise insan ve peygamber olan Hz. İsa’nın ve yaratılmış bir melek olan RuhulKudüs’ün Tanrı veya Tanrı’nın bir uknumu kabul edilmesi, Allah’ın dışında başka tanrılar kabul edildiği görüntüsü vermektedir. Hâlbuki İslam’da Yüce Allah tek ve yegâne tanrıdır, bütün varlıklar yaratılmış olmak bakımından eşittir, farklılık Allah’ın verdiği imkânlara göre ortaya çıkar. Akıl ve irade imkânı verilmiş olan insanlar da cinsiyetine, ailesine, kabilesine ve ırkına bakılmaksızın eşit kabul edilirler. Çünkü bu sayılanlar, kişilerin tercihi değildir. Bunlar Allah’ın takdiriyle belirlenmiş özellikler ve kategoriler olup üstünlük gerekçesi kılınamazlar, ancak ilahi takdir olduğu için kabullenilmesi ve saygı duyulması gerekir. Bir kimse kadın veya erkek cinsiyetinden, bir aileye ve ırka mensup olmasından dolayı asla küçük görülemez ve kınanamaz. Çünkü Allah katında herkes eşittir. Bir kimse cinsiyetine, ailesine, kabilesine, milletine ve coğrafyasına göre değil inancına, davranışlarına, ahlakına, iyilik ve dürüstlük yönündeki tercihlerine göre değerlendirilir.
İslam ne bakımdan gerçek dindir?
İslam iki bakımdan gerçek ilahi dindir: Birincisi, dinin peygamberi Hz. Muhammed’den (s.a.s.) bugüne sahih ve sağlam olarak gelmiştir; ikincisi ise inanç, ibadet, ahlak ve uygulamada çelişkiler barındırmamaktadır.
Gerçek din İslam olsa da Tanrı neden tek olsun?
Çünkü insan tek Tanrı’ya inanma doğallığındadır. Tutarlılık, adalet ve eşitlik bunu gerektirir. Soruya bakarsanız eğer inançsızlara göre de çok tanrı iddiası tutarsızlıktır. Onlar tutarlılığı bütün tanrıları yok sayarak sağlamaya çalışmaktalar ama insanın inanma ihtiyacının ortadan kaldırılamayacağını bilmemekteler. Bu yüzden de sürekli değişen çelişkili inançlara evrilmektedirler. Yüzyıl önce evrenin öncesiz ve sonrasız olduğuna inanırlarken bugün evrendeki bozulmadan ve yok olma endişesinden bahsetmektedirler. Dinin vahiy yoluyla gelen ilkelerini reddederken değişen ve sürekli kendini yenileyen/yenilemesi gereken bilimsel verileri dondurarak inanç ilkelerine dönüştürmektedirler. Bu yüzden her bilimsel gelişmede inanç savrulmasına maruz kalmaktalar.
Allah’ın gerçek ve doğru tanrı olduğunu nasıl bilebiliriz?
Birincisi tarihî gerçekliği, ikincisi de insan aklı, duyuları ve duygularının verilerini dikkate alarak bilebiliriz. Tarihî gerçeklik olarak her dönemde insanlar bir tanrıya inanmışlardır. Geçmişe bakıldığında en eski dinlerin ilahi kaynaklı dinler oldukları görülür. Bu dinler birbirlerinin gerçekliklerini doğrulayarak peş peşe gelmişlerdir. Bu yüzden İslam, kendinden önceki ilahi dinleri tümüyle reddetmemiş, aksine onlardaki gerçekleri doğrulayan ve yanlışları düzelten son din olarak gelmiştir. Çünkü her ilahi din, Yüce Allah’ın vahyidir. İkinci açıdan bakıldığında ise her dönemde inanan sayısı inanmayandan fazla olmuştur. Modern zamanlarda başlayan inançsızlık bile inançlara göre belirlenmiş bir kurgudur. Çünkü inançsızlar, dinlerin inanç ve değerlerini reddederek inanç oluşturmaktadırlar. Bütün bunlar ilahi dinin ve onun Tanrı’sının varlığını ve gerçekliğini göstermektedir. Sonuçta gerçek ilahi din İslam, tek ve gerçek Tanrı da Yüce Allah’tır.