GELECEĞE AÇILAN PENCERE
TARİH ŞUURU
Dr. Sema YANİÇ
Tarih ile insan arasındaki sürekli ilişki geçmişte, bugün ve gelecekte, her medeniyet sahnesinde belirleyici olmuş bir olgudur. Tarih, geçmişte yaşamış insan topluluklarının birbirleriyle olan ilişkilerini, insanoğlunun siyasi, askerî, sosyal ve ekonomik her türlü faaliyetini konu edinen bir bilimdir. Tarihin ana konusu insan ve onun faaliyetleri olduğu gibi insanın da tarih bilimi ile serüveni çok eskidir. İlk müverrihlerin eski devirlerden itibaren müphem olarak topladıkları bilgilerle başladıkları tarih yazıcılığı, zaman içerisinde şekil ve metot yönünden farklılaşsa da hep benzer amaçlarla kayıtlar tutulmuştur. Başarıların gelecek nesillere aktarılması ya da devletin uygulamalarına yönelik doğabilecek iddialara karşı kanıt oluşturmak gibi amaçlarla ortaya çıkan resmî tarih yazıcılığı da madalyonun bir diğer yüzüdür. Fransız İhtilali sonrası ivme kazanan millî tarih yazıcılığı, tarih ve vatan şuuru ise bütün milletlerde ses getiren romantik bir akım olarak günümüzde de tesirini devam ettirmektedir.
XIX. asırdan beri belli bir disiplin üzerine temellenen tarih bilimi, günümüz dünyasında dahi devletlerin millî politikaları çerçevesinde önem verdikleri bir değer ve eğitim öğretimin ihmal edilmez bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira modern dünyada değişen tüm şartlara, olgulara rağmen tarih şuuru, millet bilinci ve toplumsal kimlik önemini ve dahası birlikteliğini korumaktadır. Tarih, değerlerin hızla anlamını yitirdiği bir dünyada millî birlik ve dayanışmayı geliştirecek, millî bir toplumsal kimliğin oluşmasını sağlayacak en önemli enstrümanlardan biridir.
Bireylerin tarih bilincinin oluşumunda dünya görüşü, yaşam tarzı, ait olduğu toplumsal sınıf etkilidir. Toplumların tarih bilincinde ise durum bu kadar net değildir. Ortak dil, din, toprak; bu üç unsurun iç içe geçmesi ve bu geçişte yaşanan süreç, millî kimliği şekillendirir. (İlber Ortaylı, Tarihimiz ve Biz, Timaş Yay. , İstanbul, 2008, s. 9-10.) Geçmişte yaşanan mağlubiyetler, acılar, zaferler ise ortak hafızayı meydana getirir ki bu, millet bilincinin ve millî kimliğin gelişiminde ilk adımdır. “Ortak mazi” ve “birlikte yaşama arzusu” çağdaş millet yapısının temel taşı ve toplumda birleştirici unsurlar olarak ön plana çıkmaktadır. Ortak mazi “tarihi” ifade eder ve millî tarih şuurunu öngörür, bu nedenle tarih sağlam bir gelecek inşasında önem arz eder. Millet, “çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu” olarak tanımlanır. Dolayısıyla ortak mazi, ortak kültür ve ülkü birliği yani birlikte bir gelecek inşa etme arzusu bir topluluğu millet yapan esas amillerdir.
Tarih şuuru, yalnız toplumun aydın, entelektüel kesimine mahsus bir birikim değil, toplumun geneline hâkim bir kimlik duygusu olarak yerleştirilmelidir. Bu şuuru, milletlerin hafızasında canlı tutmak, millî kültürle beslemek gerekir. Millî kültürün içinde dil, din, edebiyat, tarih, manevi değerler, inanç dünyası, örf ve âdetler yer alır. Böylece insanlara kök duygusu diyebileceğimiz bir zihniyet kazandırır ki bu, bireylere mensubu oldukları millete bağlı olma ve tanıma imkânı verir. Tarih şuuru olarak adlandırdığımız bu bilgi birikimi, olayları daha geniş bir perspektiften görüp değerlendirme becerisi kazandırır. Mazisindeki güç, birikim ve deneyimleri hakkında bilgi sahibi olan toplumlar, daha öz güvenli, sağduyulu olarak stratejilerini belirlerler. Bu nedenlerle tarih öğrenimi, genç nesillerin millî ruh yapılarını meydana getirmekte, sosyal ve kültürel değerlerini güçlendirerek millî kültürü inşa etmekte, aidiyet hissi ile mensubu oldukları topluma bağlamaktadır. (İsmail Özçelik, “Tarih İlmi Hakkında Düşünceler”, G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, cilt 8, sayı 4, Ankara 1993, s. 319-327.)
Tarih şuurunun en önemli nişanelerinden biri Orhun Kitabeleri’dir. I. Göktürk Devleti’nin yıkılması ile yaşanan Çin esareti döneminin ardından kurulan II. Göktürk Devleti’nin Türk milletine 700’lü yıllardan seslenişi, taşlar üzerine kazınmış bir tarih şuuru abidesidir. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi ve aynı zamanda milletle hesaplaşması olan Orhun Yazıtları, gelecek nesillere hem öz eleştiri hem de öz güven çağrısıdır: “Beyleri, halkı itaatkâr olmadığı için, Çin halkı hilekâr ve sahtekâr olduğu için, beylerle halkı kışkırttığı için Türk halkı kurduğu devleti elden çıkarıvermiş (devletini kaybetmiş) … Çin halkının sözleri tatlı, ipekli kumaşları yumuşak imiş. Tatlı sözlerle, yumuşak ipek kumaşlarla uzak halkları öylece yaklaştırırlar imiş. Tatlı sözlerine, ipekli kumaşlarına aldanıp Türk halkı, çok sayıda öldün. Her ne sözüm varsa ebedi taşa hakkettim. Ona bakarak öğrenin… Türk Oğuz Beyleri, işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk halkı senin devletini, töreni kim bozabilir?”
Bu satırların da bize gösterdiği üzere tarih, aslında geleceğe sesleniş ve millet bilincine pragmatik bir yatırım olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarih yazıcılığının gelişim sürecinde pragmatik öğretici yaklaşım, olaylardan ders çıkarmak suretiyle toplumun ahlak ve karakterini geliştirme amacıyla bilhassa sıkıntılı dönemlerde millî kimliği inşa etmek üzere tercih edilmiştir. Tarih yazıcılığı hangi tür ve yaklaşımla kaleme alınmış olursa olsun ortak hedeflere yönelmiştir. Geçmişten güç ve ders alarak geleceğe bakabilme, ortak hafızada kendini konumlandırabilme, içinde yaşadığı dünyada medeniyetler arasındaki mücadelelerin temelleri ve günümüze yansımalarını fark etme; vatan, bağımsızlık gibi temel değerlerin neden önemli olduğu ve korunması gerektiğiyle ilgili farkındalığı artırma, kendi kültür ve değerlerine yabancılaşmayı engelleme, tarih şuurunun temel kazanımlarıdır. (F. Rezzan Ünalp, “Tarih Bilinci ve Millî Şuur”, Uluslararası Prof.Dr.Halil İnalcık Tarih Ve Tarihçilik Sempozyumu, Bildiriler c. II, s. 301.) Bu nedenle toplumun tüm katmanlarına, bilhassa gençlere millî kimlik bilincinin aşılanmasında tarih öğrenimini, bir ayağını “ortak maziye” bir ayağını ise “birlikte yaşama isteğine” oturtmuş bir pergel gibi düşünmeliyiz. Tarih, toplumsal fayda bağlamında aidiyet hissi ve vatandaşlık duygusu kazandırırken bireysel anlamda da eleştirel değerlendirme ve analiz etme becerisi kazandırır. Tarihsel empati, bireye sağduyu ve öz güven verirken geçmişten ders almayı öğretir ve gelecek ile sağlam bağlar kurulmasını sağlar.
Örneğin gençlerimize, Anadolu’nun vatan olma sürecini anlatırken “Ey Askerler! Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. Ben nefsimi Allah’a adadım. Benim için şehadet de muzaffer olmak da bir saadettir. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir.” diyerek düşmanın üzerine atılan Alparslan’ın ordusunda saf tutan Mervani (Diyarbakır bölgesi) aşiretinden gelen 10.000 gönüllüyü de anlatmalıyız ki bu vatanı hangi şartlarda ve hep beraber kazandığımızı öğretebilelim.
“Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!” diyerek anlattığımız tarihimizin parlak sayfalarını, şanlı zaferlerin perde arkasındaki yüksek idealleri, değerleri ve fedakârlıkları vurgulayarak vermeliyiz. Osmanlı devlet geleneğini, değerlerini çağdaşı olduğu devletler ve onların devlet anlayışı ile kıyaslayarak ortaya koymalıyız. “Biz, Balkanlarda fetihler ile sömürü düzeni değil adalet ve hoşgörüye dayalı bir sistem kurduk.” demenin ötesinde Osmanlı’dan önce mevcut durumu, Osmanlı’nın kurduğu sistemi ve bunun bölge insanındaki yansımalarını belgeler ile göstermeliyiz. Tarihi, duygusal, hamasi yaklaşımlardan uzaklaştırıp bilimsel temellere dayandırmanın günümüz gençleri için daha ikna edici ve doyurucu olacağı kanaatindeyim.
Osmanlı’yı kendi döneminin şartları içinde çok iyi konumlandırmalıyız ki üç kıtada hüküm süren ve birçok etnik unsuru bünyesinde barındıran bu cihan imparatorluğunun dağılmasından sonraki gelişmeleri doğru analiz edebilelim. Böylece bugün Orta Doğu ve Balkanlarda yaşanan problemlerin Osmanlı’dan miras değil, Osmanlı’yı yıkmanın neye mal olacağını hesaplayamayan ya da bunu umursamayan Batı emperyalizminin mirası olduğunu görebilelim, gösterebilelim.
Mehmet Akif’in,
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer” diye andığı Çanakkale’de, Sarıkamış’ta omuz omuza bin bir fedakârlıkla çarpışanların, yurdun her bölgesinden gelen Osmanlı neferi olduğunu anlatmazsak millî birlik ve beraberliğimizi de önemini de izah edemeyiz. Gençlerimize vatan sevgisi ve istiklal (bağımsızlık) kavramlarını tarihî çerçeveye oturtmadan aşılamak temelsiz bir gelecek inşasına sebep olur. Bu sebeple tarihimizde övünçle bahsettiğimiz zaferlerimiz kadar hezimetlerimizden, acı hatıralardan da beslenmeliyiz. Hatalarımızla yüzleşmeli, analiz etmeliyiz ki tarih tekerrür etmesin.
Öyleyse “Neden tarih okumalıyız?” sorusu kadar önemli bir diğer soru da “Tarih, nasıl ele alınırsa bu hedeflere ulaşmada amaca hizmet eder?” sorusudur. Zira tarih her amaca hizmet edebilecek argümanı barındıran, çarpıtıldığında fanatizme de yol açabilecek, politize edilmeye çok müsait bir sahadır. Bu nedenle tarih öğretimi kadar nasıl öğretilmesi gerektiği de önemlidir. Tarih dizileri ve romanları ya da üç beş dakikaya sıkıştırılmış sosyal medya videoları tarihin popülaritesini artırmanın dışında asla bir bilgi kaynağı değildir ve de görülmemelidir. Bu kanallardan beslenen tarih birikimi münevver bir neslin yetişmesine hizmet etmeyeceği gibi fanatizme ve yönlendirilmeye açık bir gençlik oluşumuna yol açar. Gençlerimizi çok yönlü okumaya, doğru bilgiye ulaşmaya, bilgileri ve kaynakları tenkit ederek değerlendirmeye teşvik etmeli ve “tarih felsefesi” tarih öğretiminin bir parçası hâline getirilmelidir. (Tarih felsefesi, tarihin anlamına ve tarihsel süreci anlamaya, tarihi yöneten genel yasalara yönelik felsefe disiplinidir.)
Tarihimizin övünme ve yerme psikolojisinden çıkarılarak tarafgir olmadan hataları ve sevaplarıyla bir bütün olarak ele alınması, duygusal değil bilimsel metotlar ile analiz edilmesi, sağlam bir tarih bilincinin oluşumunun ilk adımıdır. Böylece bireylere bugün ve gelecekle ilgili vizyonunu geliştirme, millî birlik ve beraberliğin korunmasının önemi ile ilgili farkındalığı artırma, tarihsel olaylardaki bağlantı, süreklilik ve kırılmayı fark etme becerisini kazandırabiliriz.