Söyleşi

Mahir KILINÇ

Prof. Dr. Fatma Asiye ŞENAT:
“İslam, nezaketin ve güzel ahlakın öncelendiği bir dindir.”

“Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin” şiarıyla bir hayatı biz Müslümanlara sunan İslam’da, Kur’an ve sünnet perspektifinden nezaket nedir ve Müslümanca bir yaşayış için neden önemlidir?

Türkçemizde başkalarına karşı saygılı ve incelikle davranma, incelik, naziklik anlamına gelen nezaketin, hayatın içinde nasıl karşılık bulabileceğine dair örneklik teşkil eden pek çok ayet yer almaktadır. Kur’an’ın inanan insanı tanımlamada kullandığı kelimelerden biri ihsandır ve bu kelime güzel, güzellik, güzel davranmak gibi anlamlara gelir. Böyle bir kodlama, en baştan inananı güzel hâllere rabteder. Bu bağlamda Kur’an’da kötülüğe karşı bile güzel davranmanın önemine vurgu yapıldığı hatırlanmalıdır. “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel şekilde sav. Bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet, 41/34.) ayetinde buyrulduğu gibi nezaketli davranışların düşmandan sıcacık bir dost kazandırdığından söz eder. Yine Hucurat suresindeki “Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Hucurat, 49/11.) ayetinde olduğu gibi nezaket dolu bir ilişkiyi bize öğütler.

Nezaketi, kişinin, evvela kendi değerini bilmek sonrasında karşısındaki canlı ya da cansız herhangi bir varlığın değerini bilmek olarak görmek gerekir. Yani nezaket, kendi değerini ve karşısındaki varlığın değerini bilen birisinin gerçekleştirebileceği bir eylem olarak nitelendirilmelidir. Allah’ın (c.c.) Şems suresinde, “İyilik ve kötülük kabiliyeti verene ant olsun ki” derken de insanlara hem güzel tutumların hem olumsuz tutumların kodlandığı bilgisine sahip oluyoruz. Nezaket aslında diğer olumlu ve olumsuz ahlaki özellikler gibi insana kodlanmıştır. Müslüman bir kimse, olumlu ahlaki özelliklerini nasıl geliştirip yetiştirmekle mükellefse fıtratında var olan nezaket ve zarafeti de geliştirmek zorundadır. Dolayısıyla nazik olmak, “olursa güzel olacak ama olmadığında da sorun teşkil etmeyen” bir hâl değildir. İmanın/insanlığın zirvesine giden yolun nezaketten de geçtiğini fark etmek önemli.

“Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 68/4.) ayetinde buyrulduğu gibi yüce ahlakın temsilcisi Hz. Muhammed’in (s.a.s.) hayatında nezaket ve zarafet nasıl içselleşmiştir? Günümüz insanı bu nezaket ve zarafetten kendine nasıl dersler çıkarmalıdır?

İman ve ahlakın zirvesindeki bir insan dediğimizde zaten nezaket ve zarafet başta olmak üzere iyi ve güzel hâller kendisine yerleştirilmiş insan demektir. Dolayısıyla da Peygamber Efendimizde gördüğümüz zirve imanın ve ahlakın tezahürü olarak bu hâller karşımıza çıkıyor. Hz. Peygamber’de gördüğümüz o zirve nezaket imanın âdeta özü, usaresi gibidir. Nezaket varoluşun temelinde olduğu için işlenerek bir bina gibi düşündüğümüz imanı, zeminden itibaren zirveye doğru sarmaşık gibi saran bir değerdir. Nezaket ve zarafet, insanın iç dünyasından dış dünyasına doğru geliştirmiş olduğu, en önemli kararlardan, kritik anlardan en sıradan tutuma kadar hayatı kuşatan hâllerdir. Günümüz insanı da nezaketi sadece dışarıdan görülen davranışlar ve değerlermiş gibi algılamamalı. Bunun imani ve ahlaki bağlantısını kurmalı. O yüzden nezaketi kendi değerini bilmek, sonrasında karşısındaki canlı ya da cansız herhangi bir varlığın değerini bilmek olarak değerlendirmeli. İşte o zaman Peygamberimizin insanlara ve diğer canlılara yönelik nezaketini anlayabiliriz. Sonrasında Peygamberimizin örnekliğini esas alarak eşlerine, sahabesine ve diğer canlılara karşı davranışlarını günümüz koşulları çerçevesinde hayatımıza yerleştirmeliyiz. Yani onun nezaketini, yine ondan aldığımız ilhamla günlük hayatımıza yansıtma sorumluluğunu kuşanmamız gerek.

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın senin etrafından dağılıp giderlerdi…” (Âl-i İmran, 3/159.) ayetinden hareketle nezaketin özellikle İslam’ı tebliğ ve irşad açısından öneminden söz eder misiniz?

Allah (c.c.) Bakara suresinde, “Dinde zorlama yoktur.” buyurarak evvela kendi ilahi nezaketini ortaya koymuş ve bu öğretiyi de tüm Müslümanlara ilan etmiştir. Dolayısıyla İslam dininin kendisi tam da nezaketin ve güzel ahlakın öncelendiği bir dindir. Sizin bahsettiğiniz ayette de insanlara karşı yumuşak davranmayı, kaba ve katı olmamayı öğütleyerek dini anlatmamızı istiyor ve ayetin devamında da “Eğer kaba, katı yürekli olsaydın senin etrafından dağılıp giderlerdi.” diyerek bunun nedenini açıklıyor. Allah’ın (c.c.) bizlere bu buyruklarından hareketle; nezaketli davranmanın tebliğ ve irşad faaliyetlerinde insanların sırça köşkü olan gönüllerine giden yolları açan bir anahtar olduğunu anlıyoruz. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in de (s.a.s.) tebliğ ve irşad esnasında nezaketiyle, zarafetiyle ve eşsiz hoşgörüsüyle insanların gönüllerini kazandığını biliyoruz. Bizler de yaşadığımız dini yine o dinin bizlerde oluşturacağı nezaket ve zarafet kuralları çerçevesinde anlatmalıyız. İnsanları inançlarından, yaşadıkları hayattan ötürü asla hakir görmeden ve yargılamadan sabırla anlatmalıyız. Sabırla diyorum çünkü insanların sırça köşkten yapılmış gönüllerine girebilmek o kadar da kolay değildir. İnanmayan hatta bizlere karşı saldırgan ifadeler kullanan kimsenin bile derununda Allah’ın her kuluna bahşettiği zarif, güzel bir yapının ve doğanın var olduğunu unutmamalıyız. O sırça saray olan gönlü göz önünde bulundurarak o kaba saba tutumları birazcık da görmezden gelmeliyiz.

Nezaket, insan hayatında neleri tanzim eder ve adab-ı muaşeret bağlamında hangi davranışları hayatımıza kazandırır?

Mümince bir duruş; imanın, ahlakın esaslarının eksiksizce yerine getirildiği ve sergilendiği bir duruştur hiç kuşkusuz. İman ve ahlaka sarmalanmış bir şekilde insanın fıtratından gelen nezaket de fıtrata yani yaratılışına göre davranmayı gerektiren bir kurallar silsilesidir. Müslümanın hayatının her alanını süsleyen bu kurallar kişinin giyimine kuşamına, konuşmasına, yürümesine, yeme içmesine, başta yakınları olmak üzere insanlarla münasebetlerine kadar tüm hayatını tanzim eder. Ayrıca nezaket, başkalarına karşı şiddet, küfür ve saldırganlık gibi davranışlardan kaçınmayı gerekli kılar. Dahası kişiyi gıybet, dedikodu gibi olumsuz konuşmalardan; kötü düşüncelerden de men eder. Nezaket, adab-ı muaşeret dediğimiz hayatımızın her alanına sirayet eden kuralları da beraberinde getirir ki bunlar: Selamlaşmaktan selamı yaygınlaştırmaya, hasta ziyaretinden cenazelere katılmaya, iyi geçinmekten güzel söz söylemeye, kardeşlik bağını sürdürmekten akrabayla ilişkiyi kesmemeye, ikramda bulunmaktan hediyeleşmeye, ayıp ve kusurlarını araştırmamaktan eziyet ve zarar vermemeye kadar pek çok şekilde karşımıza çıkar.

Müslümanın âdeta alameti farikası olan nezaket ve zarafet, kişiye psikolojik anlamda neler kazandırır? Bunların değiştirici ve dönüştürücü etkisi toplum hayatına nasıl yansır?

Ruhun her türlü kötü hasletlerinden ve her türlü kaba sabalığından arındırılmış hâlidir nazik ve zarif olmak. Dolayısıyla nezaket ve zarafet psikolojiyi olumsuz etkileyen kin, öfke, hodbinlik gibi davranışları yok edip insan ruhunu teskin ve tezkiye eden güzel hâllere kapı aralar. Ruha iyi gelen nezaket ve zarafet, insanın evvela kendi değerini bilmesine yol açar, bu da ona bir saygınlık kazandırır. Bu durum kişinin öz güvenini güçlendirir. Ayrıca başkalarına karşı nazik ve zarif davranışlar, iletişimde kibar ve saygılı olmayı da beraberinde getirir ki bu da etkili iletişimi ve sosyal ilişkilerin kalitesini yükseltir. Bu iyi niyet, hoşgörü yüklü davranışlar da başkalarının duygularını anlama, empati yapabilme becerisi kazandırır. İyi niyetli davranışlar kişinin hem çevresine hem kendisine eşsiz bir huzur tesis eder. Böylesi bir huzurun içerisinde stresi yönetmek çok daha kolay hâle gelebilir.

Başkalarına karşı incelikli davranma, yumuşak huylu olma diye altını çizdiğiniz nezaket, hayatın içerisinde her ne olursa olsun sürdürülmesi gereken bir davranış mıdır? Kişinin buna ara vermesi gereken durumlar var mıdır? İslami açıdan bu denge nasıl kurulmalı ve nasıl sağlanmalıdır?

Nezaketin en önemli hususlarından biri kendi haddini bilmek, muhatabına da bir sınır çizmektir. Nezaket başkasının hukukunu ihlal etmemekse aynı zamanda kişinin kendi hukukunun da çiğnenmemesi demektir. Kişinin karşısındaki insan, kendisine yönelik nazik ve zarif davranışları bir sömürü hâline getirmiş ya da getiriyorsa onu bu davranışlardan mahrum bırakmak esastır. Ancak bu mahrumiyet de kişinin kaba saba davranması anlamına gelmemelidir. Hz. Peygamberi ziyarete gelen sahabeyi Yüce Allah’ın “…Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez…” (Ahzab, 33/53.) buyurarak uyarması ve Peygamber Efendimizin sarımsak ya da soğan yiyenin mescitten ayrılmalarını istemesi İslami açıdan dengeyi çok güzel ortaya koymaktadır. O da bireysel ve sosyal hayatta uyulması gereken kurallara uymak, kimsenin kimseyi rahatsız etmesine müsaade etmemek yani herkesin kendi hukukunu koruması ve başkasının hukukuna da riayet etmesidir.

Öz Geçmiş

Prof. Dr. Fatma Asiye Şenat, 1968 yılında Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Eskişehir’de tamamladı. 1991’de A.Ü.İ.F.’den mezun oldu. Fakülte yıllarında başladığı hafızlık çalışmasını, 1992–1997 yılları arasında imam hatip lisesi meslek dersleri öğretmeni olarak görev yaptığı Kızılcahamam’da tamamladı. 1995 yılında “Kur’an’ın Tabiattaki Nimetleri Değerlendirişi” konulu çalışmasıyla yüksek lisansını, 2003 yılında “Kur’an ve Gelenek Açısından İtaat Olgusu” adlı çalışmasıyla doktorasını A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı olarak tamamladı. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2014 yılında mezun oldu. 1997-2014 yılları arasında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi (şimdiki adıyla Necmettin Erbakan Üniversitesi İ.F. ) tefsir ana bilim dalında çalıştı. 2010’da yardımcı doçent, 2013’de doçent, 2018’de ise profesör kadrosuna atanan Şenat, 2014 yılından bu yana Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tefsir ana bilim dalında görev yapmaktadır. Çalıştığı iki üniversitede de farklı idari ve akademik görevler üstlenen Fatma Asiye Şenat iki çocuk annesidir. Şefik Can Mevlana Uluslararası Eğitim ve Kültür Derneği, Tefsir Akademisyenleri Derneği ve Rumi Türk Musıkisi Topluluğu, Osmangazi Üniversitesi Türk Müziği Topluluğu üyesidir.