ENFAL SURESİ
Kur’an-ı Kerim’deki tertibe göre sekizinci, iniş sırasına göre ise seksen sekizinci sırada olan Enfal suresi, 75 ayetten meydana gelmektedir. Bakara suresinden sonra, Âl-i İmran’dan önce Medine’de nazil olmuştur. Bazı müfessirler, surenin 30-36. ayetleri arasındaki yedi ayetinin konusunun Mekke’de geçen bir hadiseye işaret etmesi sebebiyle Mekke döneminde nazil olduğunu ileri sürmüşlerse de bu ayetlerin, daha sonraki dönemlerde Allah Resulü’ne hatırlatılmak üzere Medine döneminde inmiş olmalarının mümkün olabileceği belirtilmiş ve bu görüş zayıf bulunmuştur. Zira surenin kahir ekseriyeti doğrudan Bedir Gazvesi’yle ilgili olup hicretin ikinci yılı ramazan ayında savaşı takip eden günlerde toplu olarak nazil olmuştur. Surede Bedir Gazvesi’nin detaylı ve genel bir tahlili yapılmaktadır. Bununla birlikte son ayetlerde Müslümanlarla antlaşma yapan müşrik kabilelerden ve bunların arasında kalan bazı Müslüman azınlıklardan bahsedilmesi hasebiyle ilgili ayetlerin sonraki yıllarda, büyük ihtimalle de Mekke fethinin öncesinde ya da sonrasında indiği belirtilmiştir. (İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’ani’l-Kerîm, Kahire: Müessesetü Kurtuba, 2000.)
Sure ismini ilk ayette geçen ve “savaşta elde edilen ganimetler” manasına gelen “Enfal” kelimesinden almaktadır. Surenin büyük bir bölümü doğrudan Bedir Savaşı hakkında inmiştir. Savaş sırasında nazil olduğu, ayrıca savaş hukukuna dair birtakım hükümler ihtiva ettiği için “Bedir” adıyla da anılmıştır. Ancak meşhur olan ve Mushaf’ta yazılı ismi Enfal’dir.
Enfal suresi, savaşta ele geçirilen ganimetlerin kimlere ait olduğu ve nasıl paylaştırılacağı hususunda sahabe arasında ortaya çıkan ihtilafın giderilmesi adına Hz. Peygamber’e (s.a.s.) sorulan bir soru üzerine nazil olmuştur. Bu bağlamda inen ilk ayette söz konusu soruya açıklık getirilmiş, paylaşımda öncelikle dikkat edilmesi gereken şeye işaret edilerek bu hususun müminler arasında bir çekişmeye dönüşmesi engellenmiştir. Nitekim ayette, “Ganimetlerin Allah’a ve Resulü’ne ait olduğunu söyle! O hâlde siz gerçek müminler iseniz Allah’a karşı saygısızlıktan sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Resulü’ne itaat edin.” (Enfal, 8/1.) buyrularak ganimetlerin nasıl paylaşılacağının belirlenmesinden önce, bu tavrın ahlaki sakıncasına işaret edilmiş ve müminleri eğitmeye yönelik bir telkinde bulunulmuştur. Böylece hem savaş anında hem de barışta müminlerin asıl hedef ve görevlerinin ne olduğu ve neye öncelik vermeleri gerektiği hususu hatırlatılmıştır. Bu temel ilkeye göre mülkün yegâne sahibi Allah olduğundan ganimetler de Allah’a aittir. Bunların nasıl paylaştırılacağını Müslümanlara açıklama ve bunu uygulama görevi de dinin mübelliği olan Allah Resulü’nün uhdesindedir.
Enfal suresinin asıl konusu her ne kadar Bedir Gazvesi ve ganimetler meselesi gibi görünüyorsa da surede, söz konusu gazveden hareketle genel olarak savaş ahlakı ve hukukundan bahsedilmektedir. Bunun yanında Müslümanların her dönemde düşmanlara karşı almaları gereken tedbirlere değinilmekte, hayatın her alanında Allah ve Resulü’ne mutlak itaat vurgulanmaktadır. Ayrıca yeri geldikçe ilgili ayetler üzerinden insanlara iman, ibadet ve ahlak değerlerini kazandırmaya yönelik temel ilkeler sunulmaktadır.
Bu bağlamda ilk ayetteki ilkeye göre müminler ganimet için savaşmamalı, ganimete göz dikmemeli, kendilerine herhangi bir pay verilirse almalı, verilmez ise hak iddia etmemelidir. Her durumda Allah’ın rızasını kazanmak, öncelikli amaç ve hedef olmalıdır. Dolayısıyla bütün Müslümanlar özellikle de savaşa katılacak olanlar Allah’a olan sevgi ve güvenlerini gittikçe artırarak korumalı, bedenî ve mali ibadetlerini hiçbir şekilde aksatmamalıdır. Ganimet için birbirleriyle tartışan, bu arada kırgınlıklara neden olanlara düşen görev ise incittikleri gönülleri almak, birbirleriyle iyi geçinerek ilişkilerini normal düzeye getirmek ve durumu düzeltmektir. (Enfal, 8/1-4.)
Daha sonra gelen ayetlerde Bedir Gazvesi öncesinde ve savaş anında ortaya çıkan bazı hadiselere değinilir. Bu bağlamda bir savaş taktiği olmaksızın geri çekilişlerin yani savaştan kaçmanın haram olduğuna işaret edilir. Allah’ın müminlerle beraber olduğu, Bedir galibiyetinin onların cesaret ve yiğitlikleriyle değil ancak Allah’ın yardımı ve O’nun desteğiyle kazanıldığı vurgulanır. Nitekim insan kaynağı ve teçhizat bakımından sayıca kendilerinden çok güçlü müşrik ordusuyla ilk defa karşılaşan müminler, Rablerinden yardım istemişler, Allah Teâlâ da onları melekler ordusuyla desteklemiştir. Ayrıca Allah Teâlâ savaşta bir güven olsun diye müminlerin ruhuna sükûnet veren hafif bir uyku hâli vermiş, cesaretlerini artırmak ve ihtiyaçlarını gidermek için ilahi yardım olarak yağmur yağdırmıştır. (Enfal, 8/5-19.)
Bunu takip eden ayetlerde, savaşta ve barışta kişiyi başarıya götüren ve ahiret mutluluğunu sağlayan faktörler üzerinde durulmakta, bunun da ancak Allah’a ve Resulü’ne itaat etmekle, hem fertlere hem de toplumlara hayat veren ilahi çağrıya olumlu ve samimi bir karşılık vermekle mümkün olacağı bildirilmektedir. Ayrıca ilahi mesaja duyarsızlıktan kaçınılması ve fitneden uzak kalınması istenmekte, emanete riayet gibi temel ahlaki ilkeye işaret edilmektedir. Bunun yanında malın ve çocukların bir imtihan vesilesi olduğu hatırlatılmaktadır. (Enfal, 8/20-28.)
Daha sonraki ayetlerde ise takvanın müminleri iyi, güzel ve doğruyu kötü, çirkin ve yanlıştan ayırma anlayışına (temyiz) ulaştıracağından, ayrıca Allah’ın, rızasına aykırı davranmaktan sakınan kimselere af ve mağfirette bulunacağından söz edilir. Akabinde müşriklerin Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatına yönelik kurdukları tüm tuzakları Allah’ın bozacağına dikkat çekilir. İnsanların, Allah Resulü aralarında olduğu ve tövbe ettikleri sürece helâke maruz kalmayacaklarını bildiren ayetlerin ardından, müşriklerin Kâbe bekçiliğine layık olmadıkları, bu şerefin ancak Müslümanlara ait olması gerektiği belirtilir. Böylece dolaylı olarak Kâbe’nin de ilerleyen süreçte Müslümanların eline geçeceği müjdelenmiş olur. Bunun yanında Bedir zaferinin ehemmiyeti ve Müslümanların bu başarıyı elde etmesindeki ilahi yardım ve tecelliler üzerinde durulur. Bu arada zaferin kazanılmasında sayı çokluğunun değil inanç, kararlılık, azim, cesaret ve ilahi yardımın önemli olduğu vurgulanır. Dolayısıyla Müslümanların hangi şartlar altında olursa olsun Allah’ı çokça anıp hatırından çıkarmamalarının, O’nu unutup gaflete düşmemelerinin gereği hatırlatılır. Her zaman Allah’a ve elçisine itaat etmeleri; hiçbir şekilde aralarında çekişmeye fırsat verip de birbirlerine düşmemeleri aksi durumda zayıflayıp birlik ve dirliklerini yitirerek zaferi elden kaçıracakları uyarısında bulunulur. (Enfal, 8/29-46.)
Bu ayetlerin ardından asıl zafiyetin inançsızlık, riyakârlık ve dünya nimetlerine karşı aşırı bağlılıktan kaynaklandığı belirtilerek müminlerin, böbürlenme, şımarma ve taşkınlık yapma gibi gösteriş ve eylemlerden uzak durmaları ifade edilir. Diğer taraftan geçmiş zamanlarda güçlü Firavun orduları gurur, kibir ve azgınlıkları sebebiyle nasıl helak olup gittiyse onlara benzeyen müşrik güçlerinin de yok olup gidecekleri bildirilir. Çünkü ilgili ayetlere göre milletleri ve orduları güçlü kılan unsur dünya nimetlerine düşkünlük değil, ilahi ilkelere bağlılıktır. Bu nedenle sonraki ayetlerde inkârcıların ve zulmedenlerin yeryüzündeki saltanatlarının uzun sürmeyeceği belirtilerek Bedir’in ardından benzeri zaferlerin peş peşe geleceği, ancak bunun için Müslümanların sebat edip bilinen ve bilinmeyen düşmanlarına karşı güç ve kuvvet hazırlamaları gerektiğine dikkat çekilir. Düşmanın ikiyüzlü davranıp bir hile ve taktik olarak barış isteyebileceği, buna karşı dikkatli olunmasının gerekliliği hatırlatılır. Ancak düşmanın zulümden ve saldırıdan vazgeçerek barış istemesi hâlinde, savaş yerine barışın tercih edilmesi vurgulanır. Bununla birlikte düşman karşısında acziyete düşmemenin yollarının araştırılması, kul olarak kendilerine düşen sorumlulukların yerine getirilmesiyle her an hazırlıklı olunmasının gereğine işaret edilir. Bunun yanında herhangi bir oyun ve hile ihtimaline karşı da Allah’a güvenilmesinin önemi vurgulanır. (Enfal, 8/47-64.)
Surenin son bölümlerinde ise Hz. Peygamber’in (s.a.s.) müminleri savaşa teşvik etmesinin ve onları hazırlamasının önemi üzerinde durulur. Burada ayrıca surenin baştaki kısımlarıyla bağlantı kurulmak suretiyle İslam’da cihattan maksadın esir ele geçirmek değil, insanların hidayete erişmelerinin ve ebedî saadete ulaşmalarının yolunu açmak olduğu bildirilir. (TDV Yayınları, DİA, “Enfal Suresi”, 11/237.) Sonra gelen ayetlerde ise iman edip yerini yurdunu terk ederek Allah yolunda hicret edenlerle, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihat edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenlerin birbirlerinin dost ve yardımcıları olduğu bildirilir. Bundan böyle kardeş oldukları, eskiden yaptıkları şeyler yüzünden birbirlerine kin ve nefret duymamaları gerektiği anlatılır. Buna karşılık inkâr edenlerin de birbirlerinin yakını ve yardımcıları olduğu vurgulanır. Daha sonraki ayette yine Müslümanların yardımlaşma ve dayanışma içinde olmaları ve hicret edemeyen din kardeşlerine karşı yardım elini uzatmaları, kardeşler arasında fitne çıkaracak ve Müslümanları zayıflatacak tavırlardan uzak durmaları emredilir. İman edip de hicret edenler, Allah yolunda cihat edenlerle onları bağırlarına basanlar ve yardım edenlerin gerçek müminler oldukları belirtildikten sonra, Allah’ın af ve mağfiretinin onlar için olduğu ve büyük lütfa nail olacakları ifade edilir. İslamiyet’i benimseyen bütün Müslümanların aynı haklara sahip oldukları, ancak akrabaların kendi aralarında farklı hak ve vecibelerinin bulunduğu bildirildikten sonra, sure “Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.” ifadesiyle sona erer. (Enfal, 8/65-75.)
Diğer taraftan Enfal suresinde Bedir Savaşı için iyi ile kötünün, hakla batılın birbirinden ayrıldığı gün anlamındaki “yevmü’l-furkan” tabiri kullanılmıştır. (Enfal, 8/41.) Allah’ın lütfu ve yardımıyla o gün Müslümanlar büyük bir zafer elde etmişlerdir. Bu zafer İslamiyet’in gelişerek yayılmasında önemli bir dönüm noktasını teşkil etmiş ve kendisinden sonra gelecek fetihlerin de yolunu açmıştır. (TDV Yayınları, DİA, “Enfal Suresi”, 11/237.)