gezici mikrofon
İnsanı anlamak ve anlamlandırmak noktasında, bilimsel disiplinlerle sanat bazen karşı karşıya getirilir bazen uzlaştırılır. Sizce insanı anlamaya sanatın ve edebiyatın ne gibi katkısı vardır?
Erol GÜNGÖR
(…) İnsanı anlamakta ilmî bilgiye olduğu kadar sanatçının sezgisine, ahlâkçının iç müşâhedesine, din adamının görüş açısına muhtaç bulunuyoruz. İnsan üzerindeki bu çok cepheli araştırmayı genellikle bilgi verilerinin mâhiyeti ve işleniş tarzına bakarak iki başlık altında toplamaya alışmış bulunuyoruz: İlim ve sanat. Bunlardan birincisi teoriye dayanır, vâsıtalı olarak edindiğimiz bilgileri işler. Sanat dediğimiz sâha vâsıtasız duyu verilerinin işlemesi bakımından aslında estetik yanında din ve ahlâkı da içine alacak kadar geniştir.
Şu hâlde ilim ve sanat, insan hakkında bilgi sahibi olmanın iki büyük yolunu meydana getirmektedir. Sanatta insanı tanıtmaya en elverişli olan ve dolayısıyla en çok kullanılan formlardan biri de romandır. Bizim insan hakkında romanlardan aldığımız bilgi ilmî çalışmalardan edindiğimiz bilgiden hiçbir zaman daha az, daha aşağı olmamıştır. Belki bunların, bize daima kuru ve yabancı gelen teoriye (ilme) kıyasla daha çok sezgi yolunu ve günlük hayatı kullanması yüzünden, roman kahramanları bize daima yakın olmuşlardır. Kafamızda psikologun araştırma grupları veya soyut kavramlarından ziyâde romanların tıpkı bizim gibi, çevremizdeki yakın tanıdıklarımız gibi olan tipleri vardır.
(Prof. Dr. Erol Güngör, İslâmın Bugünkü Meseleleri, İstanbul: Ötüken Yayınları, 2011, s. 98.)
Aydın HIZ
Hakikatin bilimsellik adına bölündüğü, parçalara ayrılıp birbirinden koparıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Tek boyutlu doğrular, hakikatin künhüne varmaktan uzaktır her zaman. Disiplinler arası bağlantıların kaybolmasıyla aynalar kırıldı bir bakıma, herkesin kendi aynasında gördüğü, aslında kendi gerçeği.
İnsan, beşerî bakış açısıyla kaotik bir varlıktır. O, sadece bir bilimsel disipline indirgenemeyecek kadar derin ve çok boyutludur. Mikro düzeyde, içinde çelişkiler yaşayan, çatışmaların var olduğu, makro düzeyde ise ilahi bir ahenk taşıyan bir canlıdır insan. Bir taraftan kendi iç dünyasının kendine özgülüğü ve biricik olması, diğer taraftan içinde yaşadığı zamanın ve mekânın etkilerinden bağımsız olmaması da göz önünde bulundurulursa her insanın, aynı zamanda bir “âlem”, eskilerin deyişiyle “zübde-i âlem” kavramıyla ifade edilmesi ne kadar doğrudur.
İnsanı anlamak için bilgi kadar sezgiye de ihtiyaç vardır. İkisini birbirinden ayırmak, hakikati bölmek ve parçalamaktır. Dışa dönük deney ve gözlemler kadar içe bakış, sezgi de gereklidir. Teori ve pratiğin; somut ile soyutun, madde ile mananın kısaca bilimin ve sanatın birlikteliğine ihtiyaç vardır. Multilojik bir anlatımı kullanan roman, bir taraftan bilgiyi kullanırken diğer taraftan romancının muhayyilesinden ve sezgisinden beslenir. Zaman ve mekânın yeniden kurgulanmasıdır. Hakikatli bir yalandır roman. Büyük romanlar, hayattan beslenirken okuruna geleceğe dair sahih öngörülerde de bulunur. İnsanın “kim” olduğu sorusuna verilen en geniş cevap büyük romanlarda görülebilir.