“Ki onlar (bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr ederek) Kur’an’ı da parça parça edenlerdir. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.”
(Hicr, 15/91-93.)
İnsanlara doğruyu göstermek, onları hidayete ulaştırmak için gönderilen ilahi kitapların sonuncusu olan Kur’an, kendine özgü pek çok hususiyete sahiptir. En son indirilen kitap olması yanında; Arapça olması, tevatürle nakledilmek suretiyle hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiş olması ve aynı şekilde kıyamete kadar insanlığa ışık tutacak olması gibi özellikleri bunlardan bazılarıdır. Ayrıca, gerek namazlarda gerekse namaz dışında okunmasının ibadet olması da Kur’an’ın özelliklerindendir.
Kur’an’ın Arapça olarak indirilmiş olması, ilk muhatapları olan toplumun dili olmasıyla doğrudan alakalıdır. İndirilen vahyin muhatap aldığı toplumun dilinde olması, vahyin okunup anlaşılması adına gerekli bir husustur. “Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, ‘Onun ayetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?’ derlerdi. De ki: ‘O, inananlar için bir hidayet ve şifadır.’ İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar).” (Fussilet, 41/44.) mealindeki ayetin ifade ettiği üzere ilahi vahyin anlaşılır olması için muhataplarının diliyle indirilmiş olması en temel hususlardandır. Ancak ilahi kelamın rahmet, şifa ve bereketinden istifade edebilmek için bu tek başına yeterli olmamaktadır. Öncelikle onun Allah kelamı olduğuna, onu tebliğ edenin hak peygamber olduğuna şeksiz iman etmek gerekir. Ona iman etmeyenlerin ise kulakları onun mesajlarına kapalı olacak, nuru onların gönüllerine giremeyecektir.
Kur’an’ın en önemli özelliklerinden biri de mesajlarının evrensel olması, son ilahi kitap oluşuna bağlı olarak kıyamete kadar geçerlilik taşımasıdır. Bu ise dünyanın dört bir köşesindeki toplumların da Kur’an’ın hitabına muhatap olmaları anlamına gelir. Ancak coğrafyaları, kültürleri, renkleri farklı olduğu gibi dilleri de farklı olan toplumların Arapça olarak indirilmiş Kur’an’la tanışmaları, onun mesajlarıyla buluşmaları nasıl mümkün olacaktır? Dilleri birbirinden farklı olan İslam ümmetinin, kutsal kitapları olan Kur’an’ı okumayı öğrenmeleri elbette mümkündür ve bu asırlardır yapılagelmektedir. Ancak, Kur’an’ı anlamak, muhtevasından haberdar olmak için onun farklı dillere çevrilmesi gerekli olmaktadır. Bu sayede Arapça aslının okunması ibadet olan Kur’an’ın, dilleri farklı farklı olan Müslümanlar tarafından anlaşılma imkânı da ortaya çıkmaktadır.
Bu gerçek, Kur’an’ın anlaşılması ve manasının aktarılması amacıyla hazırlanan meallerin önemini göstermektedir. Bu öneme binaen ülkemizde pek çok Kur’an meali hazırlanmış, hâlen de hazırlanmaya devam etmektedir. Allah kelamı olan Kur’an’ın anlaşılmasına yönelik bu yoğun faaliyet, elbette ki Kur’an’ı başka bir dile aktarmada son derece hassas davranmayı gerektirmektedir. Zira çevirisi yapılan, Yüce Allah’ın kelamıdır, insanlığa gönderdiği son mesajıdır. Dolayısıyla ciddi bir ilmî birikimi ve ehliyeti gerektirmektedir. Sahih bir niyetle, Kur’an’a hizmet anlayışıyla, ön yargılardan bağımsız olarak Kur’an’ı anlamayı ve manalarını aktarmayı gerekli kılmaktadır.
Kur’an meallerinden istifade edebilmek için gerekli hususlardan biri de meal okurken dikkat edilmesi gereken birtakım ilkelerin olduğunu unutmamaktır. Bu öncellikle, ehliyetli kişiler tarafından hazırlanmış nitelikli bir meal seçimiyle başlar. Ülkemizde birçok meal olduğu gerçeği dikkate alındığında bunun önemi daha iyi anlaşılacaktır. Mealin niçin okunduğu, bununla neyin hedeflendiği de oldukça önemlidir. Dolayısıyla bir Müslümanın halis bir niyetle kutsal kitabını, Yüce Allah’ın kelamını anlama arzusu, temel hedefi olmalıdır. Bu amaçla Kur’an’a yaklaştığında onun hikmet dolu mesajlarını içeren kapıların bir bir kendisine açıldığını görecek, onun hayat rehberi ilkeleriyle kucaklaşacaktır.
Burada şu hususu tekrar hatırlamakta fayda vardır ki Kur’an, Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber’e Arapça olarak indirilen ilahi vahyin adıdır. Meal ise onun başka bir dile aktarılmasıdır. Ancak, Allah kelamı olan, edebî bir mucize olan Kur’an’ın manalarının başka bir dile eksiksiz bir şekilde aktarılması elbette ki mümkün değildir. İlahi kelam karşısında beşer dili acizdir, eksiktir. Dolayısıyla mealleri Kur’an gibi görmemek, ona eş tutmamak gerektiğini unutmamak gerekir. İçerisinde belli oranda yorum ve değerlendirmeler içeren meallerden hüküm çıkarmaya çalışmak da aynı şekilde yanlış bir yaklaşım olacaktır.
Son derece önemli olan bir diğer husus ise Kur’an’ın baştan sona Yüce Allah’ın kelamı ve içerdiği hükümlerin herkes için geçerli evrensel hükümler olduğu gerçeğidir. Meal okurken karşılaştığımız birtakım hükümlerden işimize gelenleri kabul edip beğenmediklerimizi reddetmek, bu hükümlerin günümüzde geçerli olamayacağını iddia etmek son derece yanlış bir yaklaşım olacaktır. Zira Kur’an, bir bütündür. Bölünme, parçalanma kabul etmez. “Ki onlar (bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr ederek) Kur’an’ı da parça parça edenlerdir. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.” (Hicr, 15/91-93.) mealindeki ayetin de dikkat çektiği üzere Kur’an’ın her bir ayeti Allah kelamıdır. Tek bir ayeti, tek bir hükmü dahi değersiz ve anlamsız görülemez. Zira onun hükümlerinin hepsi yararlıdır, gereklidir. Bir hükmünün, bir ayetinin dahi faydasız olduğu, günümüzde geçersiz olduğu, hükmünü yitirdiği, reddedilebileceği asla düşünülemez. İnsanlar, içinde yaşadıkları zamana, şartlara, ihtiyaçlara, bilgi ve kültür düzeylerine göre Kur’an’ı anlayıp yorumlayabilirler. Ancak, “Şurasını kabul ediyorum, burasını etmiyorum.” şeklinde parçacı bir yaklaşım sergileyemezler. Bu tür bir tutum Allah katında hesabı gerektirecek, vebali ağır olacak son derece yanlış bir yaklaşımdır. (DİB Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsiri, c.3 s.372.)
O hâlde, okunması ibadet olan yüce kitabımızı anlamak, yaşamak ve hayatımıza rehber kılmak adına onun meal ve tefsirlerinin okunması önemlidir. Bu okumanın sahih bir niyetle, ön yargılardan ve modern söylemlerden uzak bir yaklaşımla yapılması da son derece önemli ve de gereklidir. Kur’an’a kendi bütünlüğü içerisinde yaklaşmak, onu tebliğ edip açıklayan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünnetiyle birlikte değerlendirmek, sahih ve muteber meallerle birlikte tefsir kaynaklarına da müracaat etmek suretiyle Kur’an’ı anlamaya çalışmak daha doğru ve aynı zamanda gerekli bir okuma ve anlama faaliyeti olacaktır.