MALAZGİRT ZAFERİ
Alparslan AKÇA
Cihan hâkimiyeti mefkûresi idealiyle büyük fetihler gerçekleştiren Selçuklular, yönünü Batı’ya çevirmiş, Anadolu’yu Türk yurdu kılmak için ilerlemeye devam ediyordu. Anadolu’ya yürüyüşü, âdeta büyük zaferin habercisiydi.
Bizans imparatoru Romen Diojen, çığ gibi büyüyerek yaklaşan tehdit ve tehlikenin farkındaydı. Konya başta olmak üzere birçok şehri alan Türklere karşı birçok harekât başlattı. Bu uğurda büyük mücadeleler verdi ama kesin bir zafer elde edemeden 1069’da İstanbul’a dönmek zorunda kaldı.
Bizans ordusu 13 Mart 1071’de İstanbul’dan yola çıktı. 200 bin civarında (600 bini aşkın olduğu da rivayet edilen) Peçenek, Kıpçak, Uz ve Hazar Türkleri ile muhtelif milletlere mensup ücretli askerlerden oluşan kuvvetli bir orduydu bu. Buna karşılık Selçuklu sultanı Alparslan’ın emrinde sayıca çok az fakat cengi ve şehadeti seven yaklaşık 50 bin kişilik inanmış yiğit olacaktı.
Ahlat ile Malazgirt arasında karargâhını kuran Sultan Alparslan, buradan ovayı kontrol altına aldı. İmparatora bir elçi heyeti gönderen sultanın asıl amacı barış değil düşman kuvvetlerini ölçmekti. Selçuklunun korktuğunu düşünen imparator elçiliğin teklifini sert bir şekilde reddetti.
Sultan Alparslan, 26 Ağustos 1071 Cuma günü, cuma namazını kıldırdı. “Ölürsem kefenimdir.” diyerek giydiği beyaz elbisesiyle askerinin karşısına geçti ve tarihî bir konuşma yaptı. “Müslümanların bizim için dua ettiği bu saatlerde düşmanın üstüne yürüyüp savaşacağım. Benimle olanlar ardıma düşsün, zaferi istemeyenlerse dönmekte serbesttir.” dedikten sonra kendisine inanan 50 bin kişiyle hücuma geçti.
Selçuklunun amansız saldırıları ve sahte ricat taktikleri karşısında bozguna uğrayan Bizans ordusu dağılmaya başladı. Muharebe meydanındaki çetin mücadele devam ederken Bizans ordusunun sağ kanadını teşkil eden Peçenek ve Uz (Oğuz) zümreleri başta olmak üzere Türk kökenli askerlerin, soydaşlarının tarafında kılıç tutmaya karar vermeleri ve akın akın Selçuklu safına geçmeleri, bu muharebenin kırılma noktası oldu.
Cuma namazı sonrası başlayan ve geceye kadar devam eden savaşta Bizanslılar ağır bir yenilgi aldı ve Romen Diojen, Selçuklu kartalı Sultan Alparslan’a esir düştü. Diojen, korktuğu gibi vahşi bir esir muamelesi görmeyip aksine konuk hükümdar gibi ağırlandı ve sultan tarafından görevlendirilen bir birlik kendisine İstanbul’a kadar refakat etti.
Türklere Anadolu’nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi, fetih hareketlerinin kısa zamanda Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerlemesinin, Anadolu ve Suriye başta olmak üzere Müslüman Türklerin hâkimiyetine giren toprakların genişlemesinin yollarını da açmış oldu. Böylece sadece Türk ve İslam tarihinin değil dünya tarihinin de önemli dönüm noktalarından biri olarak Malazgirt Zaferi tarih sayfalarındaki yerini aldı.