REİSLİĞİN KURULUŞ YILLARINDA YAYIMLANAN İKİ HUTBE MECMUASI:
TÜRKÇE HUTBE VE
TÜRKÇE HUTBELER
Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri

Cuma ve bayram hutbelerinden cemaatin daha iyi istifade edebilmesi ve böylece hutbeden beklenen asıl işlevin temini açısından hutbelerin mev’ize (nasihat) kısmının Türkçe okunması gerektiği hususu, İkinci Meşrutiyet’ten itibaren tartışılmıştı. Bu tartışma Cumhuriyet döneminde de devam etti. Diyanet İşleri Reisliğinin 21 Şubat 1925 tarihinde görüşülen ikinci bütçesinin müzakeresi sırasında, Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen bir önerge ile Reislikçe müsabaka yoluyla bir Türkçe hutbe mecmuasının derlenip yayımlanması ve camilerde hutbelerin bu mecmuadan seçilerek okunmasının zorunlu kılınması teklif edildi. Meclis Başkanlığı, “bir temenni takriri” olarak kabul ettiği bu talebi, Başvekâlete tevdi etti. Bu karar üzerine Diyanet İşleri Reisliği, yoğun bir gayret göstererek hazırladığı 51 adet hutbeden oluşan bir mecmuayı, Türkçe Hutbe adıyla Kur’an harfleriyle 1927’de yayımladı, 1928’de de ikinci baskısını yaptı.

İlginçtir ki Türkçe Hutbe’nin ikinci baskısının yapıldığı 1928’de, Reislik Müşavere Heyeti azasından Üryanizade Ali Vahid Efendi de benzer adla Türkçe Hutbeler başlığıyla özel yayın olarak bir kitap yayımladı. Bu yazıda söz konusu iki hutbe mecmuasını kısaca tanıtmak istiyorum. Reislikçe yayımlanan eseri daha önce yine bu dergide tanıtmaya çalıştığımdan (“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Yayımladığı İlk Hutbe Mecmuası: Türkçe Hutbe”, Nisan 2006.) burada Üryanizade’nin eserine biraz daha geniş yer vereceğim.

Reislik yayını olan Türkçe Hutbe’den başlayalım. Yukarıda değindiğim Meclis’in talebi doğrultusunda Reislikçe bir hutbe yazma müsabakasının açıldığını ve bir genelge ile bunun teşkilata duyrulduğunu biliyoruz, ancak yarışmaya katılım ve bunların değerlendirilmesi konusunda bir bilgiye sahip değiliz. Nitekim eserin hazırlayıcısı olarak Diyanet işleri Reisliği gösterilmiş, bir yazar veya hazırlayan adına yer verilmemiştir. Reisliğin üçüncü yayını olan işbu Türkçe Hutbe, 269 sayfadır. Kitabın sonunda, ilk baskıda Arapça ve Türkçe, ikinci baskıda ise sadece Türkçe bir dua metnine yer verilmiştir. Eserin başında yer alan ve “Diyanet İşleri Reisi Rifat” imzasını taşıyan 17 Şubat 1927 tarihli “Mukaddime”, hutbe konusunda önemli bir metin olduğu gibi eserin hazırlanış sürecine de ışık tutmaktadır. Burada özetle hutbenin mev’ize kısmının halkın anlayacağı dilde verilmesinin hutbenin amacına daha uygun olduğu vurgulanmıştır. Bundan hareketle hutbenin mukaddime ve dua kısımları yine Arapça, nasihat kısımları ise Türkçe verilmiştir. Hutbelerin nasihat kısmı genelde üç dört sayfa olmakla birlikte bir kısmı bir iki sayfalık çok kısa metinlerdir.

Diğerine gelince; Üryanizade Ali Vahid’in hazırladığı Türkçe Hutbeler, İstanbul’da 1928’de basılmıştır. 40 hutbeyi ihtiva etmekte olup 368 sayfadır. Müellif, diğer yayınlarında olduğu gibi kapakta yazar adı olarak “Diyanet İşleri Reisliği Hey’et-i Müşaveresi Azasından Köy Hocası Gazetesi Sahibi Üryanizade Ali Vahid” unvanını kullanmıştır. Kitabın başında önsöz ve herhangi bir açıklama yer almadığından eserin hazırlanma sürecine ilişkin bir bilgi edinemiyoruz. Ancak, bir Diyanet mensubu olarak Reislikçe açılan müsabakaya katılmak üzere hazırlanmış olması muhtemeldir.

Bu eserde hutbelerin Türkçe nasihat kısımları 10-12 dakikada okunabilecek uzunluktadır. Mev’ize kısımlarından önce ve sonra yer verilen ayet ve hadisler yanında Arapça hitabe ve dualar bir hayli uzundur; âdeta ikinci bir hutbe metni oluşturulmuştur. Böylece hutbenin sadece Arapça okunması gerektiği görüşünde olanların kuşkularının da giderilmiş olduğu söylenebilir. Arapça mukaddime ve dua cümleleri, eski Arapça hutbelerde olduğu gibi secilidir; makamla/teganniyle okunmaya müsaittir. Kitabın sonunda ayrıca Türkçe bir dua metnine yer verilmiştir.

Hutbelerde, işlenen konuya ilişkin yeterince ayet ve hadise yer verilmiş, içerikleri konu bütünlüğü içinde anlatılmıştır. “Orucun Sebep ve Hikmeti” başlıklı hutbede olduğu gibi Üryanizade, daha önce 1927’de yayımladığı Asker İlmihali adlı eserindeki bazı bölüm ve kısımları bu kitabına da almıştır.

Üryanizade’nin hutbelerindeki mükemmel anlatım, cemaatin dikkatini diri tutabilecek niteliktedir.

İki eserin ortak/benzer yönleri vardır. Her şeyden önce isim benzerliği söz konusudur. Her ikisi de aynı yıllarda ve Latin harflerine henüz geçilmeden önce Kur’an harfleriyle basılmıştır. Her iki eserde de dil ve ifade günümüzde bile rahatlıkla anlaşılabilecek sade ve akıcıdır.

Kuşkusuz tek bir kitapta her konuda hutbe metnine yer vermek imkânsızdır. Ancak yer verilenler, günün şartlarında hangi konulara öncelik tanındığı konusunda bir fikir verebilir. Nitekim her iki mecmuada da bir kısım konularda birden fazla hutbeye yer verilmiştir. Mesela Reislik yayınında namaz, ramazan ve oruç, temizlik, çalışmak, ana babaya itaat, ticaret, yetimleri himaye konularında birden fazla hutbe bulunurken Üryanizade’de sağlık, ilim ve fen, namaz, dünya ahiret muvazenesi konularında birden fazla hutbe bulunmaktadır.

Namaz, ramazan ve oruç, dünya ve ahiret için çalışmak, vatan müdafaası, askerlik, yetim ve öksüzleri himaye, içki ve kumarın zararları, sağlık, her iki mecmuada da yer verilen ortak konulardır. Öte yandan dönemin her zaman gündeminde olan Tayyare Cemiyetine yardım konusuyla ilgili Reislik yayınında müstakil hutbe yer almışken Üryanizade bu konuya “Kurban Bayramı” başlıklı hutbede değinmiştir.

Türkçe Hutbe’de yer alan hutbelerin büyük bir kısmı, ana babaya itaat, yetim ve kimsesizlere yardım, emanete riayet, kardeşlik, insanlarla iyi ilişkiler, İslam’ın sakındırdığı kötü huy ve davranışlar gibi ahlaki konularla ilgilidir. Ayrıca ticaret, ziraat, iktisat, temizlik, vatan müdafaası gibi muhtelif konular ele alınmıştır. Üryanizade’de ise benzer konular yanında sık sık çalışıp geri kalmışlıktan kurtulmak, ilim ve teknikte ilerlemek, ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını atıl hâlden kurtarmak, memleketin kalkınmasını temin etmek toplumsal refahı temin etmek gibi konular üzerinde ağırlıklı durulmaktadır.

Bununla birlikte her iki kitapta da bazı önemli konulara ise yer verilememiştir. Mesela hac konusunda Üryanizade’nin eserinde bir hutbe yer alırken Reislik yayınında yoktur. Benzer durum dinî gün ve gecelere ilişkin hutbe konularında da görülmektedir. Reislik yayınında Regaib ve Berat Kandili yer almazken Üryanizade’de ise “Mübarek Aylar, Mübarek Günler” başlığı altında Regaib ve Mirac kandillerine topluca yer verilmekte ancak bu eserde de Kadir Gecesi ve Ramazan Bayramı’na ait müstakil hutbe bulunmamaktadır.

Kısaca belirtmek gerekirse her iki mecmuada, ama özellikle Üryanizade’nin eserinde yer verilen konuların ağırlıklı kısmı, o yıllarda ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal durumla yakından alakalıdır. Yıllarca süren savaşların etkileri henüz ortadan kalkmış değildir. Fakir, yoksul, dul, yetim ve sahipsiz insanların sayısı bir hayli fazladır ve bunlara yardım etmek gerekmektedir. Ülkeyi kasıp kavuran sâri hastalıklara karşı insanları uyarmak, bu bağlamda temizlik hususuna dikkat çekmek icap etmektedir. Ülkenin her yönüyle kalkınması için topyekûn bir seferberlik başlatılması gerekmektedir. Bu itibarla dönemin bu şartları göz önünde tutularak hutbelerde bu konulara ağırlık verilmiştir. Nitekim Reislikçe yayımlanan Türkçe Hutbe’nin sözünü ettiğim Mukaddime’sinde bu husus temellendirilirken dinimizin farz kıldığı ibadetler incelenince bunların, Allah’a kulluk ve yarattıklarına şefkat gibi ahlaki ve manevi konulardan başka “bir milletin tekâmülü ile alakadar” birtakım içtimai esasları da ihtiva ettiğinin görüleceği vurgulanmıştı.

Sonuç itibarıyla her iki eserde de ülkeyi bayındır hâle getirme özlemi dile getirilmiştir. Dönemde cemiyette yaşanan ıstıraplara dikkat çekilmiş, cemaate bir dinamizm kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu açıdan, Reislik yayınında ilk hutbenin “çalışma”yla, Üryanizade’de ise “Vücut Sağlığı” ile ilgili olması ilginçtir. Türkçe Hutbe’de ikinci ve üçüncü sırada yer alan metinler ise “Vatan Müdafaası” ve “Tayyare Cemiyetine Yardım” başlıklarını taşımaktadır.

Üryanizade’nin eseri Türkçe Hutbeler’den birkaç örnek vererek konuya biraz açıklık getirmek istiyorum.

Üryanizade, hutbelerinde geri kalmışlığımızın sebebinin bilhassa atalet ve bilgisizlik olduğuna vurgu yaparken bu hususta zaman zaman cemaati de hesaba çeker. Mesela, “Akarsulardan Faydalanmak” başlıklı hutbesinde gelişen teknolojiden yararlanmamız gerektiğini şu ilginç ifadelerle anlatır: “Âlem bizi yutmak için gece gündüz didinip çalışıyor… Biz Hz. Âdem zamanından kalma usullerle iş görmeye çalışıyoruz. Makine deyince ödümüz patlıyor… Ey Allah’ın kulu! Sen, dünyanın sebep dünyası olduğunu niye bilmiyorsun? Aklını niçin iyice kullanmıyorsun?.. Ne yapıp yapıp bu dünyada hiç kimseden geri kalmamanın çaresine bakacağız!.. Madenlerimizi çıkaracağız, denizlerde dağ gibi gemiler dolaştıracağız!..”

“İlim, Sanat, Marifet” başlıklı hutbede müellifimiz geri kalmışlığımızın sebebini yine bilgisizliğe bağlar. Okuyup öğrenmeyi emreden Peygamber buyruklarından örnekler verir ve ardından cemaate şöyle sitem eder: “Allah Allah! Bir şu mübarek Peygamberin sözlerine bakın bir de bizdeki ilimsizliğe bakın!” Ardından dönemin şu trajik olgusuna dikkat çeker: “Okuduğumuz Kur’an-ı Kerim’in kâğıdını da mürekkebini de bize Avrupa veriyor. İğneden ipliğe bütün ihtiyaçlarımızı dışarıdan alıyoruz. Anlayana bu ölümdür, ölüm!..”

Keza “Deniz, Denizcilik” başlıklı hutbede de denizlerde gemileri yüzdürmenin Allah’ın büyük bir nimeti olduğunu anlatırken ilgili Kur’an ayetlerine işaretle bizim bu ayetleri anlayıp ona göre hareket ederek dünyanın en büyük tersanelerini kurmamız gerekirken öyle yapmadığımıza hayıflanır. Üryanizade’ye göre denizlerin kahramanı biz olmalıydık.

“Berat Kandili” başlıklı hutbede de sözü yine çalışıp çabalamaya getirir: “Vatanın muhtaç olduğu şeyleri daima göz önünde tutalım. Hep elimiz işte güçte olsun, gönlümüz millette memlekette bulunsun. Vatanın derdini asıl kendi derdimiz gibi bilelim. Bu uğurda yılmayalım, yüksünmeyelim. Durmayalım, dinlenmeyelim…”

“Vaktin Kıymeti ve Ehemmiyeti” başlıklı hutbede ise yıllarca bizi bitap düşüren savaşların artık geride kaldığına işaretle bundan sonra yapmamız gerekenleri şöyle dile getirir: “Bakın şunun şurasında üzerimize musallat olan düşmanlarla uğraştık, dişimizi tırnağımıza katarak çalıştık, çabaladık, can verdik, mal telef ettik. Ne yapmak lazımsa yaptık yakıştırdık, vatanımızı, namusumuzu kurtardık. Artık o acı günler, o korkunç zamanlar geçti gitti. Allah’a yüzbinlerce hamdüsenalar olsun. Lakin eğer biz ilimce, sanatça zayıf kalırsak yine memleketimize göz dikenler bulunur. Yine bu yerler, bu yurtlar bize çok görülür…”

Üryanizade’nin sağlık konusuna ayrı bir önem verdiği anlaşılmaktadır. Bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu o yıllarda şüphesiz bunun bir anlamı vardı. Nitekim ilk hutbesi “Vücut Sağlığı” başlığını taşıdığı gibi mecmuanın 13. sıradaki hutbesi de “Mikrop, Çiçek Aşısı” başlığını taşımaktadır. Bu hutbede müellif, köpek saldırısı karşısında insanın kendini savunduğu gibi ölümcül çiçek hastalığına karşı da tedbir alması gerektiğini söyler: “Köpek için sopa taşınır, düşman için silah hazırlanır da onlardan daha beter olan çiçek hastalığının kurtları için sopa, silah hazırlanmaz mı? O hastalığın silahı da sopası da aşıdır…” Hastalık mikroplarının çoğalma durumunu anlatırken de şu örneği verir: “Canavarlar, yırtıcı hayvanlar üç doğururlar, beş doğururlar, hâlbuki o hastalık kurtları az bir zaman içinde milyonlarca yumurta dökerler, yavru çıkarırlar, çoğaldıkça çoğalırlar.” Mikropların ve aşının mahiyeti hakkında da herkesin anlayacağı sadelikte bilgi verir. Savaşlarda zaten büyük can kaybı yaşamış ülkenin bir de bulaşıcı hastalıklarla kırılmaması için koruyucu önlemler alınması gerektiğini vurgular.

Üryanizade’nin hususi bir önem atfettiği diğer bir konu gençliktir. Savaşlarda genç nüfusumuzu kaybetmişizdir, şimdi de alkol ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklarla gençlerimizi kaybetmeye tahammülümüz yoktur. Asırlar boyu cepheden cepheye koşmuş, ülkesini imar etmeye vakit bulamamış bir milletin fertleri, ülkenin kalkındırılması gibi hayati bir görevi artık yeni yetişen gençlerden beklemektedir. Bu itibarla mesela, “Gençlik Nimeti” başlıklı hutbede Üryanizade, biraz sitemle ve biraz da yalvararak doğrudan gençlere seslenmekte ve yer yer de onları hesaba çekmektedir: “Milletin tutan eli, görür gözü sizsiniz. Bu memleket herkesten ziyade sizindir. İhtiyarlar, yaşını başını almış adamlar size geçmiş zamanın birer yadigârıdır… Anaların babaların, büyüklerin küçüklerin hep ümidi sizlerdedir. Böyle iken siz kendi kıymetinizi bilmezseniz, birtakım münasebetsiz şeylerle gençliğinizi mahvederseniz sonra bizim halimiz nice olur?.. Biz sizi gözümüzün bebeği biliyoruz… ‘Evlatlarımız, gençlerimiz’ dedikçe akciğerimiz gözüküyor. Az çok varımızı yoğumuzu hep sizin uğrunuzda feda ediyoruz. Bir kılınıza hata gelmemek için üstünüze titriyoruz. Biz sizi bu kadar kıymetli tutuyoruz da siz niçin kendinize acımıyorsunuz? Niçin kendinize zarar verecek şeylerden sakınmıyorsunuz?.. Düşünseniz bir kere, siz o kadar ucuz musunuz? Siz kolaycacıkla mı bu çağa geldiniz? Zavallı analar babalar sizi bu boya getirinceye kadar ne emekler verdi; ne mihnetler ne meşakkatler çekti! Yazık değil mi size, yazık değil mi onlara?”

Yerimizin istiabı sebebiyle daha başka konulara örnek veremedim; bununla birlikte bu kadarının, tanıtmaya çalıştığım hutbe mecmuaları hakkında bir fikir vermeye kâfi geleceğini düşünüyorum. Şöyle bağlayayım:

Geçen yüzyılın başından itibaren, kalkınmış ve güçlü bir Türkiye ideali, Mehmet Akif gibi dönemin bir kısım münevverleri yanında âlimlerimizin de büyük özlemidir. Bunun önünde engel olarak gördükleri tembellikten ve cehaletten mustariptirler. “Hakiki hasım” olarak nitelendirilen cehaletin kaldırılması için topyekûn bir mücadele başlatılması arzu edilmektedir. Burada birkaç pasajına yer verdiğim hutbeler de bunu ortaya koymaktadır.