İNSİCAM

Mehmet AYCI

Uyum da düzen de insicam da yakışır insana. Ne var ki gittikçe insicam çekiliyor aramızdan, unutuyoruz. Yağmur yağmasına, suyun akmasına, dökülmesine denirmiş eskiden insicam; kökü itibarıyla bu anlamlara gelirmiş. Zamanla tutarlılık anlamında da kullanılır olmuş, hatta gündelik dilde yaygın kullanılmış. Şimdilerde hayat düzenli, tutarlı, uyumlu olsa bile “insicamsız.”

Saçınız sakalınız taralı değilse insicamsızsınız demektir.

Kıyafetiniz derme çatmaysa, birbirine uymuyorsa, giydiğiniz yakışmamışsa, size bakanın bakışının da insicamını bozarsınız.

Kütüphaneniz dağınıksa, hangi kitabın nerede olduğunu bilemiyor ve bulamıyorsanız, raflarınızda el uzatan, dil çıkaran, yan yatmış, baş aşağı sarkan kitaplar tuhaf bir kafa dağıtma şenliğine çıkmışsa, kütüphanenizde insicam yoktur.

Kitap aramaya kalktığınızda aklınızın ve fikrinizin de insicamı bozulur.

Duvara astığınız levhaların bir kenarı aşağıda bir kenarı yukarıdaysa, asılacak her şeyi uyumuna uygununa bakmadan duvara asmışsanız insicam ne arasın!

Okuduğunuz şiirde ses kulağı tırmalıyorsa, vezin bozuksa, kelimeler sözlükten bir avuç alınıp yan yana getirilmiş havası veriyorsa okumayın; gözünüz kulağınız, diliniz damağınız değil sadece “insicam” kelimesi bile eziyet çeker.

Birisi karşınızda dereden tepeden, başı sonu belli olmayan, laf olsun diye söylenen cümleler kuruyorsa dinlemeyin, konuşmasının insicamı yoktur.

Bir yerde bir tatsızlık mı çıkıyor, oranın insicamını sağlamak için işi tatlıya bağlamanız gerekecektir.

Yemeğin de sofranın da insicamı olmalıdır; lezzet de nezaket de insicam ister çünkü.

Erzurum barını yanlış ayakla oynayamazsınız, insicamı bozulur.

Tadil-i erkana uymazsanız namazınızın da insicamı bozulur.

Bozulan her şey insicamını kaybeder; niyetiniz olsa bile…