Tekirdağ Malkara Zülfikârağa Kız Kur’an Kursu Öğreticisi
Fatma EKİNÇEKEN:
“Her gönlün kapısını çalmalıyız.”
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Birçok farklılığı bir araya getirmeyi başaran bir din görevlisi olarak farklılıklara rağmen bir arada yaşama ahlakını nasıl tesis ettiniz? Bunu bizlere kısaca anlatabilir misiniz?
Evvela bir arada yaşama ahlakını Peygamber Efendimizden, onun hayatından ve bizlere bıraktığı hadislerinden yola çıkarak öğrendim. Allah’ın bize buyurduklarından ve Peygamber Efendimizin tavsiyelerinden hareketle bu birlikteliği oluşturmaya çalıştım. İnsanlar arasında bencilliğin, haksızlığın, merhametsizliğin kötülüklerinden bahsettim. Kendimizi üstün görmenin, insanlar arasındaki dostluk ve kardeşliğin yerini kin ve nefrete bırakacağını anlattım. Adalet ve merhametin yerini zulüm ve haksızlıkların aldığında toplum içerisinde birlik ve beraberliği bozarak ne büyük felaketlere yol açtığından söz ettim. Bunları anlatmaya hiç ama hiç usanmadan devam ettim. Çünkü biliyordum ki her bir insanın gönlüne açılan bir kapı vardı ve ben o kapıyı bıkmadan çalmayı sürdürdüm. Hamdolsun ki o kapılar gün geldi bir bir açılmaya başladı. Gönüllerin kapısını çalmayı zaten gönüllere sultan olan o güzel Peygamber’den öğrenmiştik hepimiz. Etrafımdaki insanlara, Rabbimizin her türlü ayrımcılığı reddettiğini ve insanların kıyamet günü ırkından ve kavminden dolayı sorguya çekilmeyeceğini, amellerinden dolayı sorguya çekileceklerini ilmek ilmek işledim. Ayrıca bu kardeşlerimize Hz. Bilal ve Hz. Ebuzer’in örneklerini piyes olarak da canlandırdık. Ezcümle Hz. Peygamber’in, “Allah indinde en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takva iledir.” buyruğunu elimizden geldiğince hayata geçirmeye çalıştık.
Özellikle Roman kardeşlerimize yönelik çalışmalarınızla onların sevgisini ve saygısını kazanmış biri olarak bu çalışmalarınızdan söz eder misiniz?
Ben bu bölgede göreve başlamadan önce Roman kardeşlerimizin din hizmeti alma noktasında bazı eksikliklerden şikayet ettiğini öğrendim. Bana böyle bir şikâyetle geldiklerinde ben de onlara, “Niçin kendiniz cenazelerinizi yıkamıyorsunuz, Kur’an okumayı öğrenmiyorsunuz?” diye karşılık verdim. Bilmediklerini söyleyince de onları kursa davet ettim. Kursta onlara kendi ellerimle yemekler, kahvaltılar hazırladım. Kursa geldiklerinde onlara evvela cenaze yıkama dersleri verdim, Kur’an okumayı öğrettim. Zamanla aramızda çok güzel ve kuvvetli bir bağ oluştu. Kursa gelen öğrencilerimden bir ilahi grubu kurduk. Sonrasında kursa gelenleri ve gelemeyenleri umre ve hacca teşvik ettim. Cemaatimizden herkesin düğünlerine, cenaze merasimlerine katılarak onların yanında olduğumu kendilerine hissettiriyorum. Bunun yanı sıra bebeği olanları, yaşlıları ve engelli ailelerini ziyaret ediyorum. Öğrencimken artık yol arkadaşım olan kimselerle bunları yapıyorum. Fakir ailelere yiyecek yardımı yapıyoruz, nişanlı kızlara bohça hazırlığı, doğum yapacak anneye bebek bohçası hazırlıyoruz. Ayrıca kursta ihtiyaç sahibi çocuklara şapka bere örüp hediye ediyoruz. İftar sofraları, aşure programları gibi pek çok etkinlik düzenliyoruz.
İnsanların hayatına dokunan bu çalışmaların size dönüşleri nasıl oldu ve bu çalışmalar insanlar tarafından nasıl karşılandı?
Hayatına samimi duygularla bir şekilde dokunulan hiç kimse inanın bu dokunuşu asla unutmuyor. Yeter ki dokunalım o insanlara. İnsanların bana dönüşleri de hep sevgi ve saygıyla oldu. Zaman zaman bana gelip, “Sen yeri geldi bizim hocamız yeri geldi dertlerimizi dinleyen dostumuz yeri geldi arkadaşımız ve yeri geldi annemiz oldun.” diyerek beni bağırlarına bastılar. Kursumuzun bir ihtiyacı olduğunda asla hiçbiri geri durmadan canla başla o işi kucaklıyor. Her zaman yanımda, yöremde oldular. “Kursa geldiğimizde ne olur gün boyu burada kalalım. Çünkü kursa geldiğimizde dertlerimizi unutuyoruz. Kur’an bize şifa oluyor. Biz onunla şifa buluyoruz.” diyerek tabiri caizse dinî konudaki açlıklarını dile getiriyorlar. Açlıktan kurtulmanın bir yolu olarak bizi ve Diyanet İşleri Başkanlığımızı görüyorlar.
Din gönüllüsü olarak yapmış olduğunuz vazife esnasında unutamadığınız bir anınızı okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?
Ben ders anlatırken konu ne zaman hac ve umreyle ilgili olsa öğrencilerimden biri gözyaşlarını tutamaz duygulanıverirdi. Bir gün ona teneffüste niçin bu kadar ağladığını sordum. O bana, “Kanser hastası olduğumu biliyorsunuz, dünyada yapamadığım bir tek şey var, o da Peygamber Efendimizin ayak bastığı o kutsal topraklara gitmek.” dedi. Fakirlikten dolayı gidemediğinden söz ederken aklıma bir fikir geldi ve ona sürpriz yapmak istedim. Bu durumu, o yokken diğer öğrencilerle paylaştım. Çevrem, akrabalarım, dostlarım ve öğrencilerim âdeta seferber olduk. O kutsal topraklar hasretiyle ve Peygamberimizin aşkıyla yanıp tutuşan o kardeşimizin haberi olmadan umre parasını tamamladık. Diğer umrecilerle beraber kıyafetini alıp geldim ve kıyafeti ona uzattım. Ne olduğunu anlamadı önce, şaşırdı. “Sen de bizimle umreye geliyorsun.” dedim. Hiçbir şey söyleyemedi o an ve gözlerinden yaşlar boşaldı. Hıçkıra hıçkıra ağladı, çok ama çok sevindi. “Hocam, ölsem dahi artık gözüm açık gitmez.” dedi. Umre yaparken sanki bir kuş gibiydi o kutsal topraklarda. Sevinci, mutluluğu, gözündeki ve yüzündeki pırıltıyı hiç unutamam. Umre sonrası da memleketine dönünce vefat etmiş ve emanetini teslim etmişti.
Toplumun her kesiminden insanlarla kaynaşmak ve onlara ulaşmak için gayret eden ve çalışan din görevlisi arkadaşlara neler söylemek istersiniz?
Biz din hizmetinde bulunan kimseler olarak toplumun içerisindeki farklılıkları bir rahmet olarak görüp tıpkı ayetteki gibi birbirimizle tanışıp ünsiyet kurma düşüncesiyle hareket etmeliyiz. Peygamberimizin birlikte yaşama ahlakını kuşanıp her bir gönlün kapısını çalmalı ve o kapıdan içeri girmenin yollarını aramalıyız. Yaratılanı sevmeliyiz Yaradan’dan ötürü ve O’nun rızasına ermek için…
Öz Geçmiş
Fatma Ekinçeken, 1967 yılında Edirne ilinin Enez ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimi Enez’de tamamladıktan sonra lise tahsilini Edirne İmam Hatip Lisesinde bitirdi. Lisenin akabinde ilahiyat ön lisanstan mezun oldu. Kur’an kursu öğreticiliğine Edirne’nin İpsala ilçesinde başlayan Ekinçeken, sonrasında Tekirdağ’ın Malkara ilçesine atandı. Hâlen Malkara ilçesine bağlı Zülfikarağa Kız Kur’an Kursunda görev yapmakta olan Fatme Ekinçeken, evli ve üç çocuk annesidir.