TARİHİN DEPREM ÖĞÜDÜ: MÜTEYAKKIZ OLUN!

Nermin TAYLAN

Her depremde bir öncekinde görmediğiniz şeylerle karşılaşırsınız. Her biri daha evvelinden söylenenlerin haricinde cümlelerle ifade edilir. Her biri farklı kültürleri farklı coğrafyaları etkiler. Ve depremlerin her biri bizi, hayatlarımızı, sevdiklerimizi veya var oldukça edindiklerimizi alır götürür.

Depremler dünyadaki en yıkıcı belki en korkutucu ve kolay kolay tahmin edilemeyen doğa olaylarıdır. Her yıl birkaç milyon depremin dünyayı salladığı bilinir lakin bunlardan pek çoğu hissedilmeyen sarsıntılardır. Ancak yılda en az birkaç defa dünyanın herhangi bir yerinde büyük bir sarsıntı olur. Bu sarsıntılar yüzbinleri etkiler, binlerce can alır ve nice hayatları yok eder. Böylesi yıkıcı depremler tarih sayfalarında “büyük afet” diye nitelendirilir.

Yaşadığımız topraklarda da geçmişte büyük depremler olmuş, nice canları hayattan koparmıştır. Bu depremler içerisinde tarihin yazdığı en büyük Maraş depremi 1114 yılında yaşanmış ve neredeyse halkın tamamı hayatını kaybetmişti. Kaynaklarda 29 Kasım sabahı başlayan deprem birkaç dakika devam etmiş, şehrin toplamda 40 bin kişiyi bulan nüfusunun tamamı toprak altında kalmıştır. Urfalı Miteos eserinde şehirde kimsenin sağ kurtulamadığını kaydederken Süryani Mihail ise Maraş şehrinin kendi kadim halkına mezar olduğunu yazmıştır. Lakin Maraş depremiyle ilgili en açık bilgiyi veren Azîmi, “Depremden önce hava oldukça kararmış, sonra kar yağmış ve her taraf karla kaplandıktan sonra büyük bir uğultuyla yer sarsılmaya başlamış.” ifadelerini kullanır. Tarihî kaynaklara göre deprem, Maraş haricinde Elbistan, Sis, Misis, Keysun, Samsat, Adıyaman, Raban, Antakya, Harran, Halep, Azez, Esarib, Zerdana ve Balis gibi şehirlerde de büyük yıkımlara yol açmış ve Urfa surunu on üç kulesiyle birlikte Harran surunun neredeyse tamamını yerle bir etmiştir. Bunun yanı sıra civar illerde birçok manastır, kilise ve köy de harap olmuştur.

Bu depremden yüzyıllar sonra, 1513 yılında ise aynı fay hattı üzerinde yaşanan depremde yine Maraş büyük ölçüde etkilenmiş, on binlerce insan bu depremden zarar görmüştür. Ölü sayısının rakamlarla verilemediği depremde Maraşlılar ya şehirleri terk etmiş ya da yıkılan ve tahrip olan evlerinin yerine yeni yaşam alanları bulmuşlardır.

Maraş’ın yanı sıra tarihin kaydettiği en büyük 4 depremden biri de 526 yılında yaşanan Antakya depremidir. Yaklaşık olarak 8.0 büyüklüğünde meydana gelen depremde 250 bin veya 260 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Bu sebeple Antakya depremi dünya tarihinde kaydedilmiş en çok can kaybına neden olan ilk 4 deprem arasında gösterilir. Ancak bu depremin farklı bir özelliği de M.S. I. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Hristiyanlığın Kudüs dışında ilk defa Antakya’da yayılması sebebiyle depremden sonra yaşananlardır. Şöyle ki Hz. İsa’ya inananlara ilk defa Antakya’da “Hristiyan” adı verildiğinden M.S. II. yüzyılda Antakya; Roma ve İskenderiye’den sonra 200-300 bin civarındaki nüfusu ile imparatorluğun üçüncü büyük metropolisi durumuna gelmişti. Ancak Hristiyan nüfusun yani bu yeni dinin bu denli yoğun olduğu topraklarda böylesine büyük bir depremin yaşanması halkı galeyana getirmiş, depremi Hristiyanların laneti sayarak pek çok din adamını öldürmüşlerdi. Antakya halkı bununla da yetinmeyerek kaçmak üzere olan Piskoposu yakalayıp Roma’ya göndermişler ve burada vahşice öldürülmesine yol açmışlardı.

Antakya 526 yılından önce pek çok deprem görmüş ve 526 yılından sonra bu depremin sarsıntısı daha yeni dindiği vakitlerde en az bir önceki deprem kadar büyük bir deprem yaşamıştır. 528 yılında yaşanan bu depremde binlerce insan hayatını kaybederken 846 veya 847 yılında meydana gelen depremde Antakya ve Musul’da 20 bin kişi ölmüştür. Yine 868 Antakya depreminde bütün evler yıkılmış ve kale burçları harap olmuştur. Mart 1054 depreminde 10 bin kişi ölmüştür. 1092, 1157 ve 1169 yıllarında meydana gelen depremler Antakya’da ve Bakras Kalesi’ni; 1822 yılında meydana gelen deprem ise İskenderun ve çevresi ile Seleukeia Pieria’nın son kalıntılarını yok etmiştir. 16 Nisan 1872 tarihinde meydana gelen şiddetli deprem Antakya ve köylerinde büyük tahribata yol açarak 1500 ölü ve 5000’e yakın yaralı bırakmıştır. Günümüzün acı bilançosu ise kalbimizi kanatmaya, sözlerimizi ağlatmaya devam ediyor.

Tarihte İstanbul depremleri

Coğrafyamız üzerinden geçen fay hatlarının etkilediği en önemli şehirlerden biri de hiç şüphesiz İstanbul’dur. Geçmişten bugüne İstanbul 600’den fazla sarsılmakla beraber 1999 depremi gibi bazı büyük sarsılmalarda oldukça büyük bir yıkıma tanıklık etmiştir. Resmi kayıtlardan anladığımız kadarıyla İstanbul’un bilinen ilk büyük depremi 342 yılında yaşanmıştır. Bu depremde büyük ölçüde yara almayan İstanbul 358 yılındaki İzmit depremiyle yeniden sarsılmış fakat bu defa büyük ölçüde etkilenmişti. Şehrin en büyük İmparatorluk kilisesi Ayasofya’nın kubbesi dahi çökmüştü. 402, 412, 417, 423, 437 ve 442 yıllarındaki depremler ufak ölçekte kendisini hissettirse de 447’de meydana gelen depremde İstanbul önemli ölçüde yıkıma uğramıştır. Binlerce evin yıkıldığı depremde can kaybı bilgilerine ulaşamasak da kaynaklarda surların dahi büyük oranda yıkıldığı yazılmaktadır. 450, 477, 487, 525, 533 yıllarında yaşanan depremler küçük ölçekte hasarlar meydana getirdi. Lakin 16 Ağustos 542’de meydana gelen deprem âdeta kıyameti andırıyordu. Ağustos depreminde evler, surlar, heykeller, anıtlar yıkıldığı gibi yüzlerce can kaybı meydana gelmişti. 546, 557 yıllarında küçük olsa da 7 Mayıs 558 tarihindeki deprem hayli büyüktü. Bu deprem, İstanbul’da büyük ölçüde hasara yol açmış, yüzlerce evin yıkılmasıyla birlikte Ayasofya’nın kubbesi dahi çökmüştü. Bu depremin İstanbul’da meydana getirdiği hasar çok büyüktü. 568 yılından 1202 tarihine kadar İstanbul’da 16’ya yakın büyük deprem meydana geldi ancak 1 Mart 1202 tarihli deprem Bizans İmparatoru’nun yatağını ikiye ayıracak ve bir görevlinin o yarığa düşüp öleceği kadar şiddetli ve şehrin içinden geçen bir depremdi.

Tüm bu depremlerin haricinde İstanbul, tarihinin en büyük depremlerinden birini 1 Haziran 1296’da yaşadı. Kaynakların aktarımına göre taş üzerinde taş bırakmayan depremde evler, saraylar, kiliseler, anıtlar yıkıldı, su taşkınları meydana geldi. Hatta depremin etkisiyle deniz suyu surlardan aştı, şehir içerisine balıklar düştü. İki ay kadar süren büyük artçı sarsıntılardan dolayı halk şehirde üç ay korkuyla yaşadı. İstanbul’un 1343 depremi şehir surları ve Ayasofya’nın duvarlarını yıkacak kadar şiddetliydi. 1419’da meydana gelen depremde ise depremin şiddetinden tsunami meydana geldiği bazı kaynaklarda yer almakla birlikte şehir surlarını aşan dalgalar ve neredeyse şehir içerisinde yüzen balıklar anlatılır. İstanbul’da Doğu Roma İmparatorluğu döneminde son deprem 1437’de meydana gelmiştir.

Fetihten sonra depremler

İstanbul’un fethinden sonra yaşanan ilk deprem 18 Aralık 1488 tarihinde vuku bulmuş, şehirde bulunan evlere büyük ölçüde zarar vermesinin yanı sıra Fatih Camii kubbesi tamamen yıkılmıştır. Ancak İstanbul’un asıl depremi yani tarih kitaplarının “Küçük Kıyamet” olarak adlandırdıkları büyük İstanbul depremi 10 Eylül 1509’da, gece saat dört sularında meydana gelmişti. Bu depremde insanlar daha ne olduğunu dahi anlayamadan dakikalar içinde şehir âdeta harabeye dönmüştü. Doğu Akdeniz’de meydana gelip Bolu’dan Edirne’ye kadar büyük bir alanı etkileyen deprem uzmanların ifadesine göre 1000 yıllarında yaşanan depremden sonraki en şiddetli depremdi. 1509 depreminde depremin korkusu ve verdiği hasar sebebiyle Sultan II. Bayezid günlerce sarayın bahçesindeki çadırda yatmıştır. Nitekim depremde İstanbul’da zarar görmemiş tek bir ev kalmamış, şehirde 1070’den fazla ev yıkılmıştı. Surlar, kuleler, sütunlar ve evler yıkılmış, pek çok yapı ve nice tarihi eser zarar görmüştü. Bazı kaynaklarda 4-5 bin, bazılarına göre de 13-14 bin insan hayatını kaybetmişti.

Yetki Mimar Sinan’a verildi

Bu depremin izleri neredeyse kaybolmak üzereyken 10 Mayıs 1556’da gece vakti şehirde, Ayasofya ile Fatih camilerinin ve surların hasar gördüğü yeni sarsıcı bir deprem daha meydana gelmiştir. Bu depremden sonra İstanbul’da uzun yıllar deprem olmasa da devlet deprem hasarlarının ve can kaybının önüne geçmek için Divan-ı Hümayun’da mimar başı olan Mimar Sinan’a “bina ilminden haberi olmadan ehil olmayan kişilere yapı inşa ettirmeme” yetkisi verilmiştir. Yani XVI. yüzyıl Osmanlısında güvenli yapı inşası ile ilgili yetki Mimar Sinan’a verilmiştir.

1719’da sabah ezanı sırasında meydana gelen deprem ise oldukça şiddetliydi. 25 Mayıs 1719 depremi, Marmara Denizi’nin doğu kısmında oluşan küçük şiddetli öncü sarsıntılar sonrasında meydana gelmişti. İstanbul’da, İzmit ve Yalova’da büyük hasar oluşmuş ve pek çok ev, kilise, cami, kule vb. yapı zarar görmüştü. 40 cami ile surlardaki 27 burç yıkılmıştı. 1719 depremi sonrasında Osmanlı Devleti’nde depremlerin oluş nedenleri hakkında bir araştırma komisyonu kurulmuş ve deprem sonrası yeniden yapım ve barınma sorununun çözümü çalışmaları 5 yılda tamamlanabilmişti.

2 Eylül 1754 gecesi meydana gelen İstanbul depremi, çok şiddetli olmadığından Fatih ve Bayezid camilerinin kubbeleri ile Yedikule’nin burçlarından birinin yıkılması haricinde bir etki yapmamıştı lakin 1766 depreminde Topkapı Sarayı hasar görmüş, çarşı ve iş yerlerinde, baraj ve yeraltı su dağıtım tesislerinde büyük hasar olmuş, neredeyse bütün hanlar yıkılmış; cephanelik ve barut depolarının yıkıntı altında alev alması da askeri yapılara oldukça zarar vermişti.

Osmanlı tarihinin bundan sonra yaşadığı büyük depremler ise Bursa’yı tamamen yıkan 1855 depremi ile 1893 Malatya depremi olmuştur. 28 Şubat 1855’teki Bursa depreminde bin 300 kişi hayatını kaybederken binlerce ev ve işyeri harabeye döndü. Bazı tarihsel anıtlar ve camileri de içeren yapılar çökerken çıkan yangının kısa sürede şehir içine yayılması ölü sayısının artmasına sebep oldu. 13 Şubat 1893’te yaşanan Malatya depreminde arşiv kayıtlarına göre neredeyse yıkılmadık bina kalmamıştı. Osmanlı arşiv vesikasından anladığımız kadarıyla “kar gökten âdeta çamur gibi yağmış, ahali çamur içinde kalıp hayli zorluk çekmiş, büyük ölçüde gıda ve barınma ihtiyaçları yaşanmış ve özellikle çadır ve tahtadan inşa edilen barakaların yetersiz kalması” sebebiyle İstanbul’dan acil telgrafla yardım istenmişti.

İstanbul 10 Temmuz 1894’te tahminen 1349 kişinin hayatını kaybettiği şiddetli bir depremle daha sarsıldı. 18 saniye süren ve birbirini takip eden üç dalga hâlinde gelen deprem, Adapazarı, İzmit, Gebze, Kartal, Adalar, Üsküdar, İstanbul, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Çatalca, Bozburun, Yalova, Karamürsel, Sapanca’ya kadar büyük bir bölgeyi etkilemişti. 9 Ağustos 1912’deki deprem ise Osmanlı’yı etkileyen son büyük depremdir. Şarköy-Mürefte’de meydana gelen 7.3 büyüklüğündeki deprem, Edirne’nin de güney kısmına büyük hasar vermiş, İstanbul’da birçok evi yerle bir etmiş, bazısının bacasını yıkmış, duvarlarını çatlatmış ve telgraf direklerinin yıkılmasına sebep olmuştu.

Deprem gerçeğini hiç unutmamalıyız

Deprem; belki de en acı gerçeğimiz... Yıkan, yakan, acıtan, yok eden, hayatları bitiren sırlı bir güç... Tarih bize, bu topraklarda yaşayanların depreme daima hazırlıklı olması gerektiğini, yeryüzü sarsıntılarına karşı müteyakkız olmamız gerektiğini, en ufak bir ihmalin bile telafisi imkânsız acılara neden olacağını öğütlüyor. Bu güzel vatanda yaşarken bu gerçeği hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Bu vesile ile Kahramanmaraş merkezli yaşanan depremlerde hayatını kaybedenlere Allah’tan (c.c.) rahmet, yakınlarını yitirenlere sabırlar diliyorum…