NİSA SURESİ

Dr. Faruk GÖRGÜLÜ
Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Kur’an-ı Kerim’deki tertibe göre dördüncü, iniş sırasına göre ise 92. olan Nisa suresi, Mümtehine suresinden sonra, Zilzal’den önce nazil olmuştur. Medine döneminin 5 ya da 6. yılında indirilen bu sure, 176 ayetten oluşmaktadır. Surenin 176. ayetinin Kur’an’ın en son inen ayeti olduğu yönündeki rivayet (Buhari, Feraiz, 14.) esas alındığında bazı surelerde olduğu gibi bu surenin de geniş bir sürece yayıldığı söylenebilir. Buna göre surenin inişi Hz. Peygamber’in (s.a.s.) vefatından kısa bir süre önce tamamlanmıştır. Uzun bir sure olması hasebiyle içerisindeki ayetler farklı zamanlarda çeşitli sebeplerle veya doğrudan gelmiştir.

Söz konusu surenin, “Ey insanlar!” hitabıyla başlamasından hareketle Mekke’de nazil olduğu yönünde görüşler olsa da Medine’de gelen birçok ayette de benzer hitapların bulunması bu görüşün zayıf olarak değerlendirilmesine neden olmuştur. Zira Medine’de inen ayetlerde yer alan, “Ey insanlar!” hitabıyla sadece Medineliler kastedilmez. Dolayısıyla söz konusu hitap Mekke’de inişin işareti değildir. (İbn Âşûr, et-Tahrîr, Tunus 1984, 4/212.) Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de “Ey insanlar!” hitabının hedef kitlesi yalnızca müminler olmayıp bütün insanlardır.

İsmini, içinde pek çok yerde geçen ve kadınlar anlamına gelen “nisâ” kelimesinden alan bu sure, kadınlarla ilgili bazı hususları içeren ve “suretü’n-Nisâ es-suğrâ” (Küçük Nisa Suresi) şeklinde adlandırılan Talak suresinden ayırt edilmesi için “suretü’n-Nisâ el-kübrâ” (Büyük Nisa Suresi) şeklinde de isimlendirilmiştir. (İbn Âşûr, et-Tahrîr, Tunus 1984, 4/211) Kur’an’ın 114 suresi içinde “ricâl” (erkekler) ismini taşıyan bir sure bulunmadığı hâlde bu sureye “Nisa” (kadınlar) adının verilmiş olması da çok anlamlıdır. Bu durum birçok ayetinde kadınlarla ilgili hükümler ihtiva etmesinin yanında, onlar için bir onurlandırma, Kur’an indirilene kadar dışlanmış, ikinci planda tutulmuş ve hakları verilmemiş hanımlarla ilgili -büyük ölçüde Medine döneminde gerçekleştirilen- büyük değişimin bir sembolü ve işareti olarak da değerlendirilebilir. Nisa suresi, Bakara, Âl-i İmran, Maide, Enam, Araf ve Yunus sureleriyle birlikte Seb’u’t-tıval (yedi uzun sure) olarak da bilinir. (Sünenü Saîd b. Mansûr, Riyad: Dâru’s-Sumay’î, 1997, 6/44.)

Nisa suresi, Medine’de Müslüman toplumunun oluşması, Bedir, Uhud ve Hendek savaşları gibi zorlu geçen günlerin yaşanması, geride yetimlerin ve dul kadınların bırakılması, müşriklerin yanı sıra Ehl-i Kitap ve münafıklarla temel inanç ve sosyal ilişkiler bakımından problemlerin ortaya çıkmasından sonra nazil olmuştur. (M. Kamil Yaşaroğlu, TDV İslam Ansiklopedisi, 33/137.) Bu çerçevede söz konusu sure Medine’de Müslümanların sosyal bir devlet hâline kavuşmasından ve müşriklerle yapılan savaşlardan sonra karşılaştıkları yeni olayların çözümleriyle birlikte birçok hukuki konuya açıklık getiren ayetlerden oluşur. Aynı zamanda Ehl-i Kitap ve münafıkların toplumda yol açtıkları sorunları ve onlara yönelik eleştirileri içerir. Dolayısıyla bu sure, hem toplumun nüvesini teşkil eden aile ile ilgili hükümleri hem de büyük bir aile olan İslam toplumunun ve bu toplumun insanlık toplumu ile ilgili hükümlerine dair açıklamaları ihtiva eder.

Surenin ilk ayetinde, “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının…” (Nisa, 4/1.) buyrularak bütün insanlar Allah’a ibadet etmeye ve O’na itaatsizlikten sakınmaya davet edilir. Yüce Allah, bu ayette bütün insanların aynı nefisten yaratıldığını ve kadın erkek olarak dünyaya dağıtıldığını haber verir. Hz. Âdem’le birlikte eşi Hz. Havva da var edilmiş, cennetten yeryüzüne uzanan hayat yolculuğunda bu sorumluluğu birlikte üstlenip taşımışlardır. Daha sonra gelen ayetlerde, Allah’a saygının yanında akrabalığa ve bir anlamda bütün insanlığa da saygılı olmanın gerektiği ifade edilir. Ardından yetimlerin hukukunun gözetilip mallarının korunması istenir. (Nisa, 4/2-6.) Ayrıca insanların hemcinslerine karşı iyi davranmaları, akrabalık ilişkilerinin doğurduğu hakları ve sorumlulukları unutmamaları gerektiği bildirilmiş; akraba, eş, yetim ve hür olarak kadınların mehir, nafaka ve miras gibi aile hayatına ilişkin hakları açıklanmıştır. Bu çerçevede eşlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde karşılıklı haklarına ve sorumluluklarına temas edilmiştir. (Nisa, 4/7-20.)

Nisa suresinin ana konuları arasında toplum düzenini sağlamaya yönelik ortaya konulan ilkeler gelmektedir. Çünkü Allah’a iman eden insanların onun kullarına karşı da sorumlulukları vardır. Bu çerçevede düzenin harcı durumundaki yapıcı sosyal ilişkiler, yakından başlayarak uzağa doğru insanlara iyi davranmak, maddi ve manevi yardımda bulunmak, bunları gösteriş için değil, sırf Allah rızası için yapmak ve böylece cemiyet hâlinde dünya hayatını yaşarken de bir olan Allah’a kulluğu gerçekleştirmek tavsiye ve teşvik edilmektedir. Nitekim surede bu hakikat şu şekilde ifade edilmiştir: “Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın…” (Nisa, 4/36.)

Miras hukukuna ilişkin düzenlemeler, Nisa suresinde önemli bir yer teşkil eder. Bu bağlamda söz konusu surede başta kadınlar olmak üzere aile bireylerinin hakları açıklanmış, “Anne babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere pay vardır; yine anne babanın ve akrabanın bıraktıklarından kadınlara da pay vardır...” (Nisa, 4/7.) ayetiyle bir cahiliye âdeti daha kaldırılarak miras paylaşımında kadın lehine adaletli bir düzenlemeye gidilmiştir. Zira İslam’dan önce Araplar mirastan kadınlara ve kız çocuklarına pay vermezlerdi. Bunun yanında kadınların miras veya mehir yoluyla elde ettikleri mali imkânların tehdit ve baskı ile ele geçirilmesi şeklindeki Cahiliye âdetinin yasaklandığı belirtilmiştir. Ayrıca gayrimeşru ilişkilerin önlenmesine yönelik alınacak tedbirlere dikkat çekilmiştir. (Nisa, 4/7-19.)

Nisa suresinde ele alınan temel konulardan birisi aile kurumunun sağlıklı bir zeminde sürdürülebilmesine ilişkin öğretilerdir. Surede aile içi ilişkiler bağlamında özellikle kadınlarla iyi geçinmenin gereğine vurgu yapılmış ve kişinin hoşlanmadığı bir hususta müsamaha göstermesinin bazen müspet sonuçlar doğurabileceği hatırlatılmıştır. (Nisa, 4/19.) Kadın ve erkekten her birisinin kendine has özelliklerinin ve meziyetlerinin bulunduğu ancak başta geçimin sağlanması olmak üzere aileden sorumlu olarak erkeğin kabul edildiği belirtilmiştir. Ancak bu görevin baskıcı bir yetki değil aile içi işlerin yürütülmesi ve sürdürülmesi adına bir yükümlülük ve sorumluluk paylaşımı olduğu hatırlatılmıştır. (Nisa, 4/34.) Ayrıca bu surede eşler arasında ortaya çıkacak anlaşmazlıkların ve geçimsizliğin giderilmesine yönelik çözüm yöntemlerine değinilmiş, sorunların barış yoluyla giderilmesi önerilmiştir. (Nisa, 4/35.)

Kur’an’ın muhataplarının, kadın erkek ve aile ilişkilerinde Allah’a kulluk etmeleri gerektiği gibi inanan ve inanmayan diğer insanlarla ilişkilerinde de Allah’a kul olma şuurunu korumaları ve O’nun ilkelerine uygun davranmaları gerekir. Bu bağlamda ilgili surede canın, malın ve mülkiyetin korunması, bunlara karşı yapılan tecavüzlerin cezalandırılması; adalet, iyilik, yardımlaşma, emanete riayet edilmesi gibi konulara ve hükümlere yer verilmiştir. Nitekim surenin 58. ayetinde buna işaretle şöyle buyrulur: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder...” Ayrıca müminlerle münafıklar,
Yahudiler ve müşrikler arasındaki ilişkilere ait kural ve hükümler getirilmiş; hicretin hükmü açıklanmış ve cahiliye izlerinin silinmesi teşvik edilerek alkollü içki kullanımının yasaklanmasına ilk adımlar atılmıştır.

Yine surede münafıkların bazı dönek tavır ve davranışlarına değinilmiş ve tövbe edip iyi ameller işleyen ve samimiyetle Allaha bağlananların dışında bütün münafıkların cehennemin en çetin azaplı kısmında bulunacakları belirtilmiştir. (Nisa, 145-146.) Daha sonra hicrete gücü yetmeyip Mekke’de zalimlerin arasında kalan çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklara temas edilerek bu uğurda çaba harcamanın gereği vurgulanmış, samimi iman ve salih amel sahipleri için övücü ve müjdeleyici açıklamalar yer almıştır. (Nisa, 4/98-100.)

Nisa suresinde temas edilen konulardan birisi de Bakara ve Âl-i İmran surelerinde olduğu gibi Ehl-i Kitap’la olan ilişkilerdir. Bu bağlamda söz konusu surede özellikle Yahudilerin Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara karşı takındıkları tavırlara değinilmiş, gerçeği bilmelerine rağmen batılı hakka tercih ettikleri belirtilmiştir. Hristiyanların teslis akidesine de dikkat çekilmiş, Hz. İsa’nın Allah’ın kulu ve elçisi olduğu hatırlatılarak bu inançlarını terk edip tevhit akidesine dönmeleri istenmiştir. (Nisa, 4/171-172.) Başta Ehl-i Kitap olmak üzere bütün insanların son peygambere ve son kitaba inanmaları emredilmiştir.

Öte yandan surenin çeşitli ayetlerinde vakit namazı, korku namazı, namaz için gerekli bulunan temizlik (taharet) gibi ibadetlere, ferdî ve sosyal ahlak kurallarına yer verilmiş; böylece sosyal kurallar, düzenlemeler ve kurumlardan maksadın sağlıklı bir “Allah-kul ilişkisi” kurmaya, yalnızca Allah’a kul olmak isteyenlerin önündeki engelleri kaldırmaya yönelik olduğuna işaret buyrulmuştur.

Surede, “Biz, Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik…” (Nisa, 4/163.) ayetiyle Hz. Peygamber’e de vahiy indirildiği; bu elçilerin müjdeci ve uyarıcı olarak gönderilmesinden sonra artık insanların Allah’a karşı ileri sürebilecekleri bir mazeretlerinin kalmayacağı bildirilir. Buna rağmen küfür yolunu tercih etmekle kalmayıp başkalarını da saptırmaya çalışan, ayrıca bunlara baskı uygulayanların ebedî felakete maruz kalacakları haber verilir. Sure daha önceki ayetlerde zikredilen miras hukukuna ilişkin bir ayetle sona ermektedir.

Nisa suresinin fazileti hakkında kaynaklarda bazı rivayetler yer almıştır. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in kıldığı gece namazlarında bu sureyi de okuduğu nakledilmiştir. (Müsned, VI, 119; Müslim, Salatü’l-müsafirîn, 203; Ebu Davud, salat, 152.)

Nisa suresinin yukarıda ele almaya çalıştığımız özellikleri açısından bazı konularıyla Bakara, bazı konularıyla da Âl-i İmran suresinin açılımı niteliğinde ve birbirlerinin mütemmimi ve devamı mahiyetinde olduğu söylenebilir.