Gezici Mikrofon

Yazı, yazarı yorar mı? Yormaması için neler yapmalıdır? Bu bağlamda iyi yazar ile kötü yazar arasındaki farkı nasıl açıklarsınız?

Walter BENJAMİN

İyi yazar, düşündüğünden fazlasını söylemez. Çok şey de buna bağlıdır. Söylemek, sadece düşüncenin anlatımı değildir; düşüncenin gerçekleştirilmesidir. Aynı şekilde, gitmek de sadece bir hedefe ulaşma isteği değildir; o isteğin gerçekleştirilmesidir. Ancak bu nasıl gerçekleştirmedir: Belirlenen hedefe tam uyar mı yoksa istenenden sapar mı? Bu, yola çıkıldığında nasıl davranılacağına bağlıdır. İnsan kendini ne kadar dizginler, gereksiz hareketlerden ne kadar kaçınırsa bedeninin hareketleri o kadar az yorulur ve işini o kadar iyi yapar. Kötü yazarın aklına o kadar çok şey gelir ki, kötü ve eğitimsiz koşucunun organları nasıl gevşek ve yorucu hareketlerle yorgun düşerse, yazarın yaşamı da öyle geçer. Bundan ötürü de düşündüğünü hiçbir zaman doğru dürüst dile getiremez. O, iyi yazara verilmiş bir armağan, düşünce tarzına eşlik eden akıllı ve eğitimli bedenin sağladığı bir gösteridir. Düşündüğünden fazlasını hiç söylemez. Yazdıkları da kendine değil, sadece neyi dile getirmek istiyorsa onun işine yarar.

(Walter Benjamin Kitabı: Seçme Yazılar, Haz. ve Çev. Tunç Tayanç, s. Ankara: Dipnot Yayınları, 2018, s. 339.)

Esra ÖZDEMİR DEMİRCİ

Yazının sizi yorup yormaması biraz da ona ne anlam yüklediğiniz ile ilgili aslında. Bedensel yorgunlukların üzerini örten, dünyayla aranıza mesafe koyan ve bu mesafe sayesinde gerçeğin telaşından bir nebze de olsa uzaklaşmanızı sağlayan yanıyla var oluyorsa mutlaka dinlendirici olduğunu söyleyebiliriz. Bir de bu maddi yorgunlukların üzerine eklenebilecek, kanımca tüm telaşların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan başka bir yanı da var: Satırdan satıra koşarcasına, cümleler içinde bir o yana bir bu yana savrulan kelimelerin dizginini elinde tutamayan yazarın, âdeta bir boşluğa atlarcasına kalem oynatışı. Biri yoran, diğeri dinlendiren yanıyla ön planda. Biri olgun yazarın devası, diğeri acemi yazarın telaşı. O telaştan geçmeyen var mıdır? Sanmam. Yazının olgunlaşması da zaman ister. Bu yönüyle insanla uyumlu bir seyir hâlindedir. Yetenek ilkesi göz ardı edilmeksizin zamanla ve tecrübeyle acemilikten olgunluğa geçiş sağlanabilir. Kalem oynatmanın sizi yorduğunu düşündüğünüz noktada dinlenmeniz gerekir. Nadas, yazının toprağı için de gereklidir. Hatta abartısız, olmazsa olmazıdır. İyi ve kötü yazarın tayini ise okura bırakılmalı, diye düşünüyorum. Zira gerçekte hiçbir yazar, kaleminin “kötü” olduğunu düşünmeyecek ve kabul etmeyecektir. Bu aşamada dışarıdan bir uyarıcının (kaliteli okur) devreye girmesi yazarın da yazının da hayrına olacaktır.