RAMAZAN VE DAYANIŞMA
Mübarek bir mevsimin içerisindeyiz. Ramazan, bol ve bereketli yağmur demektir. Ramazan ayı, içinde barındırdığı ibadetler ve manevi atmosfer itibarıyla âdeta ilahi rahmetin yeryüzüne sağanak sağanak yağdığı kutlu bir zaman dilimidir. Bu ay boyunca oruç, iftar, sahur, mukabele, teravih gibi ibadetlerle ve infak, zekât, fitre, sadaka gibi paylaşma ve dayanışma ahlakıyla hem gönüller ihya olmakta hem de kardeşlik duyguları perçinlenmekte, yeryüzü rahmet ve bereket esintileriyle güzelleşmektedir.
Ramazan, Kur’an ayıdır. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği aydır. Öyleyse içinizden bu aya kavuşan onda oruç tutsun” buyurmaktadır. Bu itibarla ramazan ayı, Kur’an ile ilişkimizi muhasebe ederek yeniden en güçlü şekilde tahkim etmek için eşsiz bir fırsattır. Yüce Allah, “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.” (Yunus, 10/57.) ayetiyle Kur’an-ı Kerim’in insanlık için kıymetine dikkat çekmektedir. Dolayısıyla her mümin için Kur’an’ı en güzel şekilde okumak, en doğru şekilde anlamak, en iyi şekilde yaşamak ve onun hayat veren ilkelerini en uygun yöntemle bütün dünyaya tanıtmak, büyük bir kulluk sorumluluğu ve yüce bir idealdir. Zira Allah’ın rahmeti, Kur’an’ın yaşandığı yere tecelli edecek ve orası esenlik yurdu olacaktır. Ömrümüzü Kur’an ile imar etmek, evimize huzur, kalbimize inşirah, hayatımıza güzellik ve bereket katacaktır.
Ramazan, oruç ayıdır. Rabbimiz, Bakara suresinin 183. ayet-i kerimesinde, “Oruç sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.” buyurmakta, Sevgili Peygamberimiz de (s.a.s.) bu mübarek ay ile ilgili olarak, “Kim inanarak ve sevabını Yüce Allah’tan umarak ramazanda oruç tutarsa ve gecelerini ihya ederse onun geçmiş günahları bağışlanır.” hadis-i şerifiyle müminlere müjde vermektedir. Oruç, ruhu incelten, bize Rabbimize olan muhtaçlığımızı ve minnettarlığımızı ziyadesiyle hissettiren, nimetin kadrini öğreten bir ibadettir.
İbadetlerin en temel amaç ve hikmetlerinden biri de haddizatında insanları güzel ahlaklı, duyarlı, sorumlu bireyler yapmak ve bu güzellikleri toplumsal hayatın merkezi hâline getirmektir. Oruç ibadetinde de asıl amaç; kalbin, aklın, bütün duyuların oruçla bütünleşmesi ve kulun ibadet bilinci, dua ve güzel ahlak ile Rabbiyle buluşmasıdır. Eğer hakkıyla idrak ve ihya edilir; hikmet, nimet ve güzellikleri iyi değerlendirilirse ramazan ayı; hayatı bir okula, bütün yeryüzünü bir mabede dönüştürecektir.
Ramazan, arınma ve tövbe ayıdır. İnsanoğlu yaratılış itibarıyla hata yapabilmektedir. Bu hatalar bazen Yaradan’a karşı bazen insanlara karşı olmaktadır. Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde bizlerden günahlarımız için tövbe etmemizi istemekte, işlenen günahlar için yapılan tövbelerin geçerli olduğunu bildirmekte, tövbe ettikten sonra Allah’ın razı ve insanların hoşnut olacağı bir hayat sürdürüldüğü takdirde cennet müjdesi vermektedir.
Ramazan, merhamet ve yardımlaşma ayıdır. Müminler, ramazan ayını infak ve yardımlaşma için bir fırsat bilirler ve Peygamberimizin tavsiyesi gereği bu ayda çok sadaka verirler. Farz olan zekâtlarını da ramazan ayına denk getirerek verirler. İman ile Allah’a verilen itaat sözünün doğal sonucu merhamet üzere yaşamaktır. İslam’a göre insan, âlemlerin Rabbine samimiyetle bağlanmak ve iyilik (salih amel) yapmak üzere dünyaya gelen bir yolcudur. Ölümün ve hayatın yaratılışının en büyük hikmeti, kimin daha iyi işler yapacağının ortaya çıkmasıdır. (Mülk, 67/2.) İyi insan olmanın ve Allah katında değer kazanmanın yolu, diğer insanların, bilhassa zayıf, yalnız ve muhtaçların yanında olmaktan ve onlara yardım etmekten geçer. İslam’ın en önemli kavramlarından ve Müslüman ahlakının vazgeçilmez özelliklerinden biri olan “şükür” kavramının da yardımlaşma ve paylaşmayla çok güçlü bir ilişkisi vardır. Zira şükür, nimetin gerçek sahibinin Allah olduğunun bilincinde olarak onu diğer insanlarla, ihtiyaç sahipleriyle paylaşmaktır. Peygamber Efendimizin, “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Müslim, Birr, 66; Buhari, Edeb, 27.) hadis-i şerifi, müminlerin birbirlerine karşı duyarlılığını açıkça ortaya koymaktadır. Aynı şekilde Sevgili Peygamberimiz, “Sizden biriniz, kendisi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe kâmil manada iman etmiş olmaz.” (Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyame, 59.) beyanıyla mümin vasfının en belirgin noktasına dikkat çekmektedir. Buna göre herkesin, yardım etme konusunda da kendisini muhatabının yerine koyması, onun ihtiyacını ve üzüntüsünü hissederek hareket etmesi, aynı şekilde kendisine yapıldığında incineceği, hoşlanmayacağı bir davranışı kimseye reva görmemesi gerekir. Bu bağlamda özellikle büyük afetler sonrası derin acılarla kalbi yaralanan insanlara karşı çok daha hassas olunması gerektiği izahtan varestedir.
Maalesef 6 Şubat tarihinde çok büyük bir afete maruz kaldık. Tarifi imkânsız acılarla sarsıldık. Milletimiz bu büyük afet karşısında birlik ve beraberlik içinde büyük bir azim ve kararlılıkla mücadele etti. Devletimiz, milletimiz, sivil toplum kuruluşlarımız bir an önce yaraları sarmanın gayreti içinde oldu. Diyanet İşleri Başkanlığımız da depremin meydana geldiği ilk günden itibaren bütün imkânlarını seferber etti. Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfımız, binlerce personeli ile cenaze defin işlemlerinden arama kurtarma çalışmalarına, insani yardım faaliyetlerinden manevi destek hizmetlerine kadar her alanda canla başla mücadele etti.
Millet olarak darda kalan kardeşlerimizin yardımına koştuk, yaralarımızı sarmaya çalıştık. Rahman’ın hayır ve bereket kapısına sığındık. Sonsuz kudret sahibinin yardım ve inayetini diledik. Kulluğumuzun bir gereği olarak ilahi rahmet rüzgârlarının sıkıntılarımızı dağıtması, gönüllerimizi feraha, huzur ve sükûna kavuşturması için aynı yürekle duaya durduk.
Büyük afetler dolayısıyla yardımlaşma bilincinde dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan biri de ilk günlerde yüksek bir duyarlılık ve özveri ile âdeta bir iyilik yarışına dönüşen yardımlaşma seferberliğinin, bir zaman sonra zayıflama riskidir. Zira insan alışmaya ve kanıksamaya müsait bir varlıktır. Dolayısıyla acının değdiği tüm yürekler teskin oluncaya, ihtiyacı olan tüm mağdurlar normal hayatlarına dönünceye kadar yardım faaliyetleri hız kesmeden devam etmelidir.
Bu vesileyle buruk ve yaralı yüreklerle idrak ettiğimiz ramazan-ı şerifin acılarımızın teskinine ve başta ülkemiz olmak üzere İslam coğrafyasının huzur ve selametine, bütün insanlığın barış ve hidayetine vesile olmasını yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.
Şüphesiz Allah yardımlaşan ve samimiyetle fedakârlık yapan kullarının imkanlarını genişletecek, infaklarını bereketlendirecek, kardeşlik bağlarını güçlendirecek, yüreklerini birbirlerine kenetleyecek ve onları dünyada da ahirette de aziz ve bahtiyar kılacaktır.