KADİR GECESİ

Nimet KESELİ USTABAŞI
Çanakkale Müftü Yardımcısı
Gün gibi tulû etti bu şeb necm-i hidâyet
Iyd etti şeb-i Kadr’e erip ehl-i velâyet

(Şeyhülislam Yahya)

Kadir Gecesi’yle Hz. Muhammed’in (s.a.s.) arayışı ve bekleyişi son bulmuş, Kur’an’la aydınlanmıştır karanlıklar artık. Şeyhülislam Yahya Efendi’nin de ifadesiyle bu gece, hidayet yıldızı gün gibi güneş gibi parlayarak bu geceyi ihya eden Allah dostları için âdeta bir bayram olmuştur. Allah Teâlâ bu gecede biz kullarına teveccüh etmiş, kendini bildirmiş ve insanlığı asırlar süren bir yalnızlıktan kurtararak iman edip salih amel işleyen güvenli ve ahlaklı bir toplumun inşasına davet etmiştir. Zira Kur’an, Rabbimizden bir öğüt, gönüllere şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet olarak gelmiştir. (Yunus, 10/57.)

Kur’an’ın nuruyla önce Hira’nın ve Nur dağının, akabinde Mekke’nin, Arap Yarımadası’nın ve tüm yeryüzünün güçlü ve bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde nurlanmasıdır Kadir Gecesi. Öyle bir gece ki Peygamber Efendimiz bekliyordu, evren bekliyordu ve nihayet Rabbimizin nuru hepimizi teşrif etti. Ümidimiz, müjdemiz Kur’an, Cebrail (a.s.) vasıtasıyla gönderildi. Hz. Peygamber (s.a.s.) hem kendisi aydınlanmış hem de kendisine tabi olanlara sunacağı vahyin emanetçisi olmuştur. Allah Teâlâ bu gecede hem Resulü’nün hem de tüm inananların kendi katındaki değerini ifade buyurmuştur. Görünen ve görünmeyen bütün varlığı inanan insanın hizmetine sunmuştur.

Bu gece Rabbimizin deyimi ile O’nun katında bin aydan daha hayırlıdır. (Kadir, 97/3.) Geceye kıymetini veren, Kur’an-ı Kerim’in o gecede nazil olmasıdır. Sıradan bir geceyi bu derece kıymetli hâle getiren Kur’an, insan hayatını doğumla ölüm arasındaki basit ve öngörülebilir bir çizgiden kurtarıp hiç bitmeyen bir akışla bereketli bir ömre çevirebilir. Bu gece vahiyle buluştuğunda; vahyin ilk muhatabı Hz. Muhammed (s.a.s.) peygamber, ona tabi olan kişi de Müslüman olmuştur. Artık o kişinin hiç kapanmayacak bir amel defteri olur. Ve kıyamete kadar Rahman’ın kulunun, kendine, evladına, milletine ve ümmetine dokundurduğu her hayrını yazmaya devam eder.

Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin, katından biz kullarına kendini bildirmesidir. “Oku!” (Alak, 96/1.) diyordu, gözünle gönlünle… Bütün azalarınla oku. Okuduğun her nesneyi, yaratan Rabbinin adıyla oku. Başka ilahlardan arınmış, aracı ve şefaatçilerden kurtulmuş tertemiz bir imanla oku.

Mağarayı Hira yapan, Nur dağını vahiy mekânı yapan zaman bu gecedir. Mekke’yi “Mükerrem”, Medine’yi “Münevver” yapan, yeryüzünü mescit yapan… İnsana ahsen-i takvim olduğunu bildiren, kadına, kız çocuklarına hayat veren, mazlumu sevindiren ümit ve inanç gecesidir bu gece.

Maddenin buharlaştığı, mananın âleme hâkim olduğu bir zaman Kadir Gecesi. Ne güneşin ne ayın ne de tepeler dolusu dünya malının yerini tutamayacağı bir sevdanın habercisi Kadir Gecesi. Ramazan ayının da değerini bulduğu gece; vuslat gecesi, nübüvvet gecesi, sahabe gecesi, karar gecesi, kader gecesi...

Mübarek vakitler, müminin hayat koşturmacasına bir parça da olsa ara verip kendi içine doğru derinleştiği, ibadete daha fazla yöneldiği, tefekküre, duaya ve zikre vaktini adadığı vakitler olmalıdır. İç dünyasına dönerek hayatını gözden geçirdiği ve telaşından biraz olsun kendini soyutlayarak yaratılış amacını hatırlayıp istikameti doğrulttuğu zaman dilimleri olmalıdır. Cuma günleri, Miraç Gecesi, şaban ayının on beşinci gecesi, bayram günleri gibi zamanları diğer günlerden daha farklı değerlendirmeye gayret etmek, vaktin bereketinden istifade etmeyi kolaylaştırır. Her zaman olduğu gibi bu zamanlarda da günahlardan bilhassa sakınmak, ibadete ağırlık vermek ve manevi dünyamıza yatırım yapmaya gayret etmek gerekir. Zira bu yatırım hem bu dünyamızı hem de ahiretimizi mamur edecektir.

Hz. Âişe şöyle demiştir: “Resulüllah (s.a.s.), ramazanın son on gününde itikâfa girer ve Kadir Gecesi’ni ramazanın son on gününde arayın derdi.” Bu hassasiyeti sebebiyle Peygamberimiz, ramazanın son on gününde mescitte itikâfa girer ve ibadetle meşgul olurdu. (Buhari, İtikâf, 1.) Bir ramazan hariç bütün ramazanlarda itikâfa devam etmiş, her yıl on gün süren itikâfı vefat edeceği yıl yirmi gün sürmüştü. O yıl ramazanda Cebrail’e (a.s.) Kur’an-ı Kerim’i iki defa arz etmişti. (Buhari, İtikâf, 17.)

Peygamber Efendimiz, ramazanın son on gününde dünyadan uzaklaşır, dua, zikir ve tefekkürle meşgul olur, ümmetine de bunu tavsiye ederdi: “İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır, inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ihya eden kimsenin de geçmiş günahları bağışlanır.” (Riyazü’s-Salihin, Hadis No:1192.) Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Kadir Gecesi’nde başka hiçbir zaman olmadığı kadar ibadet ve kulluk için çaba gösterirdi. “O gece nasıl dua edelim?” diye soran Hz. Aişe’ye, “Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet.” (Riyazü’s-Salihin, Hadis No:1198.) duasını öğretmişti.

Kadir Gecesi’ni ihya etmeyi bilebilmek ne de kıymetlidir. Gündüzünü oruçla geçirdiğimiz Kadir Gecesi’nin gecesini dua, namaz ve zikir ile geçirmek, tefekkür edip derinleşebilmek, büyük bir imkânı değerlendirebilmektir. Bununla birlikte Rabbimizin bizlere bahşetmiş olduğu her nefesi iman üzere sürdürebilmek de bir nimettir. Anadolu’muzda bir söz vardır; her geceyi Kadir her geleni Hızır bilmek. Mümin her anında Kadir’in gölgesinde olduğunu hissederek yaşayabilmelidir. Böylece her anı hayır olan insanın akıbeti de hayır olacaktır. İnanan insanlar, Kur’an ve sünnet ölçüsüne göre zamanını şekillendirmeli; kulluk şuuruyla, hizmet bilinciyle geçirilmeyen her anın zarar ve ziyan olacağı gerçeğini unutmamalıdır.

Milletçe dönem dönem acıların içinden geçiyoruz, çeşitli doğal afetlerin sıkıntılı sonuçlarını görüyoruz. Son zamanlarda da büyük bir deprem felaketinin yaralarını hep birlikte sarıyoruz. Böyle zamanlarda birbirimize kenetlenmek, birbirimizin ve birliğimizin kadrini bilmek acılarımızı hafifletecek; sabır ve dua, iki dünyamızın da genişlemesini sağlayacaktır.

Hayatta kalıp maddi manevi yaralarını sarmaya çalışan kardeşlerimize karşı yapacağımız desteklerde ise rehberimiz Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şu sözleri olacaktır: “Her kim din kardeşinin bir ihtiyacını karşılamak için gayret eder ve o işi görürse bu kendisi için on yıl itikâfta kalmaktan daha hayırlıdır.” (Beyhaki, Şuabü’l-İman, III, 424.) Milletimizin genci, yaşlısı, çocuğu, her bireyi bu acıyı kalbinin derinliklerinde hissetmektedir. İlk andan itibaren can kurtarmak, nefes olmak ve yaraları sarmak üzere insani yardım amacıyla akın akın deprem bölgelerine giden kardeşlerimize de dualarımızla iştirak etmek, onlara moral ve manevi destek kaynağı olacaktır.

Âlemleri karanlıktan aydınlığa çıkaran bu mübarek Kadir Gecesi’nin, ülkemize şifa ve aydınlık olması en büyük temennimizdir. Yaralarımızın sarılarak daha mutlu ve huzurlu günlere bayram gibi şenlikle ulaşabilmek, bu mübarek gecede dualarımızın başında gelecektir. İnanıyoruz ki Rabbimiz göğsümüzün daraldığını biliyor (Hicr, 15/97.), ancak bunun sonucunda bizlere kalbimizden geçenleri verecek ve gönlümüzü hoşnut edecektir. (Duhan, 44/5.)