Enbiya YILDIRIM
Son asrın önde gelen bilginlerinden olan Karadavi 1926 yılında Mısır’ın Garbiye ilinde bir köyde dünyaya geldi. İki yaşındayken babasını kaybederek fakir bir ailenin çocuğu olması yanında babasız kalmanın ağır yüküyle de karşı karşıya kaldı. Amcası, gücü nispetince ona sahip çıktı. Dokuz yaşına gelince Kur’an’ı ezberledi. Babasız olması nedeniyle ailesi bir an önce meslek sahibi olmasını istiyordu ama onun amacı okumaktı. Bu gaye doğrultusunda Tanta’ya gitti ve dokuz yıllık dinî eğitimin ardından mezun oldu. Burada Hasan el-Benna ile tanışacak ve hayatının geri kalanı etkilendiği çizgide devam edecektir.
Yüksek tahsil için Ezher Üniversitesine gitti. Akademik hayatına devam ederek İslam dünyasında tanınmasının yolunu açan “Zekât ve Toplumsal Sorunların Çözümündeki Yeri” adlı doktora teziyle fıkıh uzmanı oldu.
1949-1961 yılları arasında dört kez hapse girdi. Bunlardan birinde diğer hücredekilerle birlikte cemaatle akşam namazı kılmalarına müsaade edildiğini, kılarken herkesin gözyaşına boğulduğunu, bir daha da buna izin vermediklerini, tüm hayatı boyunca kıldığı en tatlı namazın bu olduğunu belirtmiştir. Hapishane hayatı sonrasında Mısır’da yaşamasının imkânsız hâle geldiğini gördü. 1961 yılında Katar’a hicret ederek vatandaşlık aldı. 1977 yılında da Katar Üniversitesinde Şeriat Fakültesi dekanı oldu. Aynı yıl başta Avrupa olmak üzere Müslümanların azınlık olarak yaşadığı coğrafyalardaki sorunlara çözüm bulmak amacıyla Avrupa Fetva Konseyi’ni kurdu. Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği’nin de kurucuları arasında yer aldı. ABD, daha önce defalarca ülkeyi ziyaret etmiş olan Karadavi’nin ülkeye girişini teröre destek veriyor gerekçesiyle 1999 yılında yasakladı. 2012’de de Fransa’ya girişine izin verilmedi.
Hüsnü Mübarek’in istifasıyla sonuçlanan halk ayaklanması sırasında, 1981 yılından beri gidemediği Mısır’a 2011 yılında geri döndü. Tahrir Meydanını tamamen doldurmuş olan yüzbinlerce insana konuşma yapıp cuma namazı kıldırdı. Karadavi Hocanın dünya çapında en görünür olduğu an bu andır.
Muhammed Mursi sonrasında 2014 yılında Mısır, İnterpol üzerinden kırmızı bülten çıkararak onu arananlar listesine aldırdı. 2017 yılında ise adı İnterpol’ün web sayfasındaki arananlar listesinden çıkarıldı. Lakin Mısır Askerî Mahkemesi 2018 yılında bir albaya düzenlenen suikastın arkasında onun da olduğu iddiasıyla Karadavi’yi müebbet hapse mahkûm etti.
2017 yılında Suudi Arabistan öncülüğündeki ülkeler ile Katar arasında yaşanan diplomatik krizin ardından Karadavi, Suriye rejimini devirmeyi hedefleyen Nusra hareketinin finansörleri arasında ilan edildi.
Uzun yıllar yürüttüğü Dünya Müslüman Âlimler Birliği başkanlığını ilerleyen yaşı nedeniyle 2018 yılında bıraktı. Altmış küsur yıldır yaşamakta olduğu Katar’da 2022 yılında 96 yaşında vefat etti ve bu ülkeye defnedildi. Dünya Müslümanları nezdinde en tanınan insanlardan biri olması sebebiyle Foreign Policy ve Prospect dergilerince okurlar arasında internet üzerinden gerçekleştirilen dünyanın ilk yüz entelektüeli arasında 56. ve 3. sırada yer aldı.
Üstlendiği görevler
Resmî görevleri dışında üstlendiği sivil vazifeler şöyledir:
1. Müslüman Âlimler Birliği Başkanı
2. Avrupa Fetva Konseyi Başkanlığı
3. İslami Kuruluşlarda Denetim Başkanlığı
4. İslam Medeniyeti Araştırma Komisyonu
5. Avrupa İslami Etütler Merkezi
6. Sünnet ve Siret Araştırmaları Merkezi
Eserleri
Fıkha, İslam iktisadına, sünnete, sosyal konulara, tebliğe, ahlaka ve diğer meselelere dair bir kısmı konuşmalarından, fetvalarından ve mektuplarından oluşan yüzlerce eseri vardır. Önemli kısmı da dünyanın pek çok diline tercüme edilmiştir. Ayrıca büyük kısmı konuşmalarından oluşan yetmiş beş bin sayfalık çalışması basımı beklemektedir. Bunlar da basıldıktan sonra İslam ümmetinin ne kadar büyük bir üstadını kaybetmiş olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Kendisi hakkında yapılmış bilimsel çalışmalar da yüzlercedir.
Dertlendiği davası: İslam
Karadavi’nin iki temel derdi vardı: İslamı savunmak, ümmetin vahdetini sağlamak. Bu doğrultuda İslam’ın gönüllere yerleşmesi için dinimize karşı yöneltilen saldırılara cevap üretebilmeye çabalamaktaydı. Şöyle demekteydi: “Yöntemi ve aracı ne olursa olsun İslam’a yardım, Allah’ın sözünü yeryüzünde üstün kılma yolunda yapılan her amel cihad kapsamındadır. İslam aleyhine faaliyet yapanlarla savaşmak, İslam’ı desteklemek amacıyla yapılan cihadın yalnızca bir biçimidir. Allah yolunda cihad zamana ve mekâna göre şekil değiştirebilmekte ve bazı zamanlarda sadece askeri savaş olmakta ise de içinde bulunduğumuz çağda askeri savaştan daha tehlikeli ve etkili olan kültürel ve psikolojik bir savaş var ki bununla mücadele etmek de Allah yolunda cihadın kapsamı dışında değildir.”
Vahdeti sağlamak adına dünyanın her yerindeki Müslümanların sorunlarıyla ilgilenen Karadavi Hoca, ümmetin haklarını savunmak, onları Allah ve Resulü’nün istediği kıvama getirebilmek için âdeta çırpınmıştır.
Siyasi meselelere dair tavrını açıkça ortaya koyuyordu. İslam âlimleri arasında Filistin’in işgali hususunda sesi en çok ve gür çıkan da o idi. Özellikle bombalamaların olduğu dönemlerdeki tepkileri çok serttir ve Müslümanları bu işgale karşı topyekûn karşı duruşa davet etmiştir. Hatta bu işgal devam ettiği sürece karşı taraftakilerin katılacakları hiçbir toplantıya katılmayacağını ilan etmiştir. “Çocuklarımızın ve bizlerin kanlarını dökenlerle, topraklarımızı işgal edenlerle tokalaşarak ellerimi kana bulayamam.” demiştir. Bunun yanında işgale destek veren firmaların boykot edilmesini de talep etmiştir.
Çağın sorunlarına çözüm üretme gayreti
Karadavi, yerkürenin her tarafındaki Müslümanların dinî meselelerine çözüm üretme gayretindeydi. Hatta zamanımızda azınlıklar fıkhı denince bu alanda akla ilk gelen ve fetva üreten insan odur. Bunu yaparken önceki dönem kitaplarıyla kendini sınırlandırmayan, çağın içinde yaşayan bir bilgindi. Bu yüzden şartlar kendisini eskiye göre farklı fetvalar vermeye sevk edebiliyordu. Bu da hâliyle büyük tartışmalar başlatıyordu. Avrupa Müslümanlarının ev sahibi olmaları için düşük faizli kredi almalarına cevaz vermesi böyledir. Nereden bakılırsa bakılsın onun yapmaya çalıştığı şey -eleştiriye açık olmakla birlikte- ümmetin yolunu açmak, ilerleyişine katkı sağlamak, hayatını kolaylaştırmaktı. Nitekim şöyle demekteydi: “Bazı bilginler kitaplarda yaşıyor, gerçek hayatta yaşamıyor. Hatta yaşadığımız hayatın fıkhından kopuklar. Şöyle de diyebilirsin: Yaşadığımız hayatın fıkhı onlardan kopuk. Çünkü önceki bilginlerin kitaplarını okudukları gibi hayat kitabını okumuyorlar.”
Kendisine yöneltilen eleştirilere bakıldığında fetvalarının daha ziyade Selefiler ile bir kısım sufilerce eleştirildiği görülür. Bunun yanında zaman zaman icmaya aykırı davrandığı suçlamasına da maruz kalmıştır. Bu bağlamda mezhepsiz olmakla da suçlanmıştır. Çünkü fetvalarını verirken kendisini belli bir mezheple kayıtlandırmıyordu. Burada söylenmesi gereken şudur: Her konuda İslami sabiteler ile çağın getirdiği değişim arasında uzlaşmacı ve dengeli bir çizgi takip etmiştir. Mezheplerin delillerini mutlaka incelemiş, bununla birlikte çağın şartlarını da göz önünde bulundurarak orta bir yol tutmaya gayret etmiştir. Bu arada şunu da hatırlatmalıyız: Meşhur bir insan olması nedeniyle hakkında çok tezvirat yapılmış, bazı sözleri ile fetvaları çarpıtılmıştır. ABD ordusundaki Müslümanların Afganistan’daki Müslümanlara karşı savaşabilecekleri, Hz. Muhammed hayatta olsaydı NATO ile birlikte hareket ederdi sözleri, ona nispet edilen iftiralardan sadece ikisidir.
Kur’an ve sünnet eksenli bir hayat
Hayatın merkezine iki temel dayanağımızı koyan Karadavi şöyle diyordu: “Sünnet, bir vahiy çeşidi ya da gayr-i metluv vahiydir. O, Kur’an-ı Kerim’in Hz. Peygamber tarafından beyanı olup Müslümanlar nezdinde şer’i hükümler ve hayat tarzı için ikinci kaynaktır. Bu sebepledir ki sünnetle yaşamak; dini anlama, kavrama, inanma, bağlanma, uygulama, davet ve öğretme açılarından Müslümanlar için bir farizadır. Özellikle de Müslümanların Rablerinin kitabıyla ve peygamberlerinin sünnetiyle olan ilişkilerinin kötüleştiği gerileme dönemlerinde bu farziyet daha da açıktır. Bundan dolayıdır ki Müslüman âlimler, davetçiler, düşünürler, ümmeti ıslah etmeyi hedefleyen herkes, Müslümanların akıllarını aydınlatarak, kalplerini uyararak ve iradelerini harekete geçirerek bu konuda üzerlerine düşen görevleri yerine getirmelidir.” “Sünnet, Kur’an’ın yaşanmış bir tefsiri, İslam’ın ise pratik ve örnek bir tatbikidir.”