İstanbul Pendik Kurtköy Hazreti Yahya Camii Müezzin Kayyımı
Hikmet EMDİ:
“Hepimiz kar taneleri gibi farklıyız, özeliz, biriciğiz.”

Söyleşi: Mahir KILINÇ

Dünyada 17 bin kişide bir görülen ve genetik farlılık olarak da bilinen albinizm hastalığından ve beraberinde kişiye getirmiş olduğu zorluklardan kısaca bahsedebilir misiniz?

Albinizmi vücuda renk veren pigmentlerin az üretilmesi ya da hiç üretilmemesi durumu olarak tanımlayabiliriz. Yani deri, göz ve saçta renk pigmentlerinin çok az olduğu ya da hiç olmadığı genetik bir hastalıktır. Bu hastalığa sahip kimselere de albino adı verilmektedir. Bunun neticesi olarak da bizler çok açık ten rengi, beyaz veya çok açık renklerde saç, kaş ve kirpiklere sahibiz.

Deriye, saça ve göze rengini veren melanin pigmenti ayrıca görme fonksiyonu için de gerekli olan optik sinirin gelişmesinde de rol aldığından en önemli sorunlardan biri olarak görmeyle ilgili problemle karşılaşıyoruz. Ayrıca bu hastalık, güneşe karşı da hassasiyet sorununu beraberinde getiriyor ki bu durum da cilt kanserine yakalanma riskini artırıyor. Dolayısıyla güneşten de ciddi bir biçimde korunmamız gerekiyor. Ben küçük yaşlardayken anne babamız, bizim güneş kremi kullanmamız gerektiğini bilmedikleri için güneşten kollarım kabarır ve su toplardı. Sonraları güneşe olan hassasiyetimi fark ettiğimizde çok daha dikkat etmeye başladım.

Size albinizm tanısı ne zaman konuldu ve bunu duyduğunuzda neler hissettiniz?

Ailemizde albinizm tanısı ilk kez ablama konulmuştu. Bizler de aile olarak albinizmle tanışmış olduk. Çünkü ne annem ne babamda böyle bir hastalık vardı. Ben ilkokul sıralarındayken akranlarım tarafından yadırgandığım oluyordu ve ben de bu farklılığın getirdiği çeşitli zorlukların farkındaydım. Ancak bana albinizm tanısı ortaokula başladığım yıllarda konuldu. Tanının konulduğu ilk zamanlar daha çocuk olmam hasebiyle bu durumu kabullenebilmem oldukça zor oldu. Kendimi âdeta bu dünyaya yabancıymışım ve bu dünyada yalnızmışım gibi hissettim. Sanki dünyada bir albino benmişim gibi düşündüm. Hâlbuki ailemizde ablam da albino bir bireydi. Sonrasında onun da albino olduğunu düşününce yalnızlığım ve duygusallığım daha da azaldı. Çünkü yalnız değildim ve yalnız olmadığımı biliyordum artık. Bunu bilmek beni daha da rahatlatmış ve bana güç vermişti. Artık ne yalnız olduğumu düşünüyor ne de albino olmamı yadırgıyordum. Hayata daha sıkı bir şekilde sarılıp mücadeleme ve
yarıda bıraktığım hayat hikâyeme yeniden döndüm.

Albinizmli kişiler bazı meslekleri seçememelerine rağmen Türkiye’de birçok başarı hikâyesine imza atıyor, siz de bunlardan birisiniz. Görevinizi icra ederken yaşadığınız zorlukların üstesinden gelmeyi nasıl başardınız?

Yıllardır Allah’ın (c.c.) bir lütfu olarak gördüğüm din hizmetinin içerisindeyim. Göreve başladığım ilk yıllarda saçımın, kaşlarımın beyaz olması ve açık bir ten rengine sahip olmam cemaatimden herkesin dikkatini çekiyordu. Ancak cemaatimden beni yadırgayan hiçbir durumla karşılaşmadım. Görevimle alakalı sıkıntılarla ilgili en büyük sorun görmeyle ilgiliydi. Çünkü yazıları uzaktan okuyamıyordum ve özellikle hutbe okuma esnasında oldukça zorlanıyordum. Buna çözüm olarak o yıllarda büyük puntolar hâlinde çıktı alıyordum. Ancak gelişen teknoloji sayesinde tablet yardımı ile hutbeyi okuyorum ve böylece yazıları kendi görme oranıma göre büyütebiliyorum.

Yine görmeyle ilgili sıkıntı yaşadığım bir durum da şu: Kur’an okurken gözlerimdeki sorun sebebiyle kısa süre içerisinde gözlerimde yorulma başlıyor ve ne yazık ki tek seferde uzun süre Kur’an okuyamıyorum. Kur’an Kerim’i okurken belli bir zaman sonra harfleri seçemez duruma geliyorum. O da beni bir hayli zorluyor ve üzüyor. Maalesef bu duruma bir çözüm bulamadım. Kur’an-ı Kerim’i okurken bir müddet sonra birlikte çalıştığım din görevlisi arkadaşımdan devam etmesini istiyorum. Bu durum her ne kadar zaman zaman motivasyonumu düşürse de Rabbimin imtihanı olduğunu düşünüyorum ve sabrediyorum.

Albinizme rağmen mücadeleniz ve din hizmetine devam etmeniz cami cemaatinizde ve çevrenizdeki insanlarda nasıl bir karşılık buldu, nasıl tepkilerle karşılaştınız?

Din hizmeti görevim esnasında çeşitli zorluklara göğüs gerdiğimi ve buna rağmen görevimi hakkıyla yerine getirmeye çalıştığımı gören kimselerden çok takdir alıyorum. Gerek cemaatimden kişiler gerekse çevremizdeki insanlar, özellikle aile olarak mücadelemizi örnek aldıklarını söylüyorlar. Etrafımızdaki insanlardan genellikle olumlu ve güzel dönüşler almak beni daha da motive ediyor. Bu durumda böylesi mukaddes bir göreve daha bir gayretle sarılmayı ve hiçbir olumsuzluğu görmemeyi sağlıyor ki bu Rabbimin bir lütfu olup karşıma çıkıyor.

Sizin gibi hayatın içinde olmayı bilmiş ve yuva kurmuş biri olarak albinizme ya da çeşitli engele maruz kalan kimselere neler söylemek istersiniz?

Ben çeşitli engeli bulunan insanlardan ziyade herhangi bir engeli bulunmayan diğer insanlara seslenmek istiyorum. Yüce Rabbimiz bizleri yaratırken her birimizi bir diğerinden farklı nitelikte yaratmıştır. İnsanlardan kiminin gözü yeşil kiminin ela, kiminin boyu kısa kimi uzun, kimi şişman kimi zayıf… Aslında tüm insanlar yani her birimiz parmak izlerimiz gibi birbirimizden farklıyız. Nasıl ki gökyüzünden yere düşen her bir kar tanesi birbirinden farklı bir yapıya sahipse işte bizler de farklıyız, özeliz ve biriciğiz. Dolayısıyla öncelikle hepimiz bunun bilincinde olmalıyız. Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmeyi bilmeliyiz. Bunu başardığımız takdirde bu dünya, tüm insanlar için daha ferah ve yaşanabilir bir hâle gelecektir. Hiç kimseyi toplumun genel normlarına uymadığı için yargılamamalıyız ve kimsenin kalbini kırmamalıyız. Hep şunu düşünmeliyiz ve bu düstur üzere yaşamalıyız: “Ya kırdığın kalbi Allah seviyorsa...”

Öz Geçmiş

Hikmet Emdi, 1985’te Karabük’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini Karabük’te tamamladıktan sonra Karabük İmam Hatip Lisesinden 2003 yılında mezun oldu. Karabük ilinin Eflani ilçesinde imam hatiplik görevine 2008 yılında başladı. Görev esnasında öğrenim hayatına da devam eden Hikmet Emdi, 2010 yılında ilahiyat ön lisansını tamamladı. İlk görev yerinden 2011 yılında Karabük il merkezine tayin oldu. Karabük’te 6 yıl süren görevinin ardından İstanbul’un Pendik ilçesine müezzin olarak atandı. Evli ve iki çocuk babası olan Hikmet Emdi, Pendik’te Kurtköy Hazreti Yahya Camii’ndeki görevini hâlen sürdürmektedir.