ABDULFETTAH EBU GUDDE
KİTAPLAR ARASINDA GEÇEN
BİR HAYAT
Enbiya YILDIRIM
Son yüzyılın önde gelen İslam âlimlerinden Ebu Gudde, 1917 yılında Halep’te doğdu. İlkokulun ardından on dokuz yaşına kadar ticaretle meşgul oldu. Sonra kendisini ilme adadı ve Halep’teki Hüsreviyye Medresesinde ilmî tahsile başladı. Ardından Kahire’ye giderek Ezher Üniversitesi Şeriat Fakültesinden mezun oldu. (1948) Bununla yetinmeyerek aynı üniversitenin Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesinde iki yıl öğretim metotları alanında ihtisas yaptı. Kahire’deyken zamanının önde gelen hocaları arasında sayılan Muhammed Ragıp et-Tabbah, Ahmed Muhammed ez-Zerka, Ahmed Muhammed Şakir gibi üstatlardan dersler aldı. Bu hocalar yanında, yetişmesinde ve İslami ilimlere bakışının şekillenmesinde son devir Osmanlı ulemasından Zahid Kevseri’nin (1952) çok özel bir etkisi vardır. Bu hocası, onun hayatının geri kalan kısmını derinden etkilemiştir. İlk oğluna Zahid ismini vermesi, bazı çalışmalarını ona ithaf etmesi keza “Kevserî” nispetini kullanması bu etkiyi anlamamıza yardımcı olmaktadır. Son şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi de Ebu Gudde’nin yararlandığı âlimler arasındadır.
Ebu Gudde, Mısır’daki eğitimini tamamladıktan sonra Halep’e geri döndü. Bazı okullar ile medreselerde on bir yıl hocalık yaptı. Sonrasında siyasete atıldı ve Suriye Meclisi’ne milletvekili seçildi. Meclisin feshedilmesi üzerine Şam Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesinde öğretim üyeliğine başladı. 1965 yılında da Riyad’a gitti. Burada adı daha sonraları İmam Muhammed b. Suud İslam Üniversitesi olarak değiştirilecek olan üniversitede dersler verdi. Yaz tatili için geldiği memleketi Halep’te İslam karşıtı olarak değerlendirdiği bazı girişimlere karşı çıktığı için Baas Rejimi tarafından bir grup insanla birlikte bir yıl kadar hapsedildi. 1967 yılında İsrail ile yaşanan altı gün savaşlarının olumsuz tesiri nedeniyle hepsi salıverildi. Hapisten çıktıktan sonra Suriye’de yaşaması imkânsız hâle gelince Riyad’a dönerek oraya yerleşti. Aynı üniversitede yirmi üç yıl süreyle hocalık yapıp yoğunluklu olarak hadis, hadis usulü ve fıkıh usulü dersleri okuttuktan ve üniversitenin yapılanmasına ciddi katkılar sunduktan sonra Kral Suud Üniversitesine geçti. İki yıl da burada süren hocalığının ardından emekliye ayrıldı. Emeklilik döneminde, kendisine büyük saygı duyan Ramazan el-Buti’nin de aracılık etmesiyle Suriye devletinden gelen davete icabet etti ve on yedi yıl sonra Halep’i tekrar görebildi. Lakin buradayken görmesinde baş gösteren zayıflık nedeniyle tedavi olmak amacıyla Riyad’a dönmek durumunda kaldı. Sağ gözünün retinası yırtılmıştı. Uygulanan tedavi, sonuç vermedi ve 1997 yılında ağrılarla geçen bir sürecin ardından vefat etti. Vasiyeti üzerine Medine’ye nakledilerek çok sevdiği Resulüllah’a daimi komşu olmak üzere Cennetü’l-Baki kabristanına defnedildi. Meşhur İslam iktisatçısı Abdussettar Ebu Gudde de onun yeğenidir.
Uluslararası kişiliği
Suudi Arabistan’daki hocalığı yanında Sudan, Katar, Yemen, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerde de misafir öğretim üyesi olarak bulunan Ebu Gudde, pek çok devlet yanında ülkemizdeki farklı şehirlerdeki ilmî etkinliklere de katıldı, talebelerle bir araya geldi. Bu nedenle “ilim seyyahı” olarak nitelendirildi.
İslami ilimlerle meşgul olan herkesin hac, umre veya başka amaçlarla gittiği Suudi Arabistan’da uzun süre bulunması, farklı ülkelerde ilmî faaliyetlere katılması onun çevresini genişlettiği gibi tanınırlığını da artırmıştır. Nitekim dünyanın farklı coğrafyalarına dağılmış binlerce öğrencisi içinde Nureddin Itr, Muhammed Avvame, Selman Nedvi, Nurettin Boyacılar dikkat çekmektedir. Bunun yanında çeşitli vesilelerle Riyad’a ilim tahsiline gitmiş, Türk öğrencilerin pek çoğu fakülte dersleri yanında evindeki derslerini takip ederek bazı kitapları onunla bitirmişlerdir.
Bunun yanında Gudde, dünya Müslümanlarının dertleriyle ilgilenen, kendisini odasına hapsetmemiş bir akademisyendi. Aksiyoner biri olduğunun en güzel delili üstlendiği görevlerdir. Örneğin; Halep’te liselerin müfredatını, Suudi Arabistan’da İmam Muhammed b. Suud Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesinin ve Yüksek Hukuk Enstitüsünün ders programlarını hazırlamıştır. Ayrıca Şam Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesince hazırlanan Fıkıh Ansiklopedisi’nin müdürlüğünü yapmıştır. Mısır’da yanında bulunduğu Hasan el-Benna ile arasında oluşan dostluk vesilesiyle de -Mustafa Sibai gibi insanlarla birlikte- İhvan-ı Müslimin Teşkilatı’nın Suriye kurucuları arasında yer almış, bilahare liderliğini üstlenmiştir. Çeşitli uluslararası ilim konseylerinde de üye olarak görev almıştır.
Tabiatı
Ebu Gudde’yle arkadaşlık veya ona öğrencilik yapmış olan herkesin şehadetine göre o, Allah Resulü (s.a.s.) gibi sade bir yaşam tarzını benimsemiş, zarif, insanlarla ilişkilerinde her zaman nazik, alçakgönüllü, ağzından incitici bir söz çıkmayan, ağırbaşlı bir âlimdi. Onunla aynı mecliste bulunanlar vakarından mutlaka etkilenirler, gönül bağı kurarlar ve “Müslüman işte böyle olmalıdır” derlerdi. Geçmiş âlimlerimiz ibadet ve ilmi bir arada götüren, bunun yanında İslam ahlakıyla hayatını bezemiş olan bilginleri “rabbani âlim” diye tanımlarlardı. Şüphesiz ki gaybı bilen Allah’tır ancak Ebu Gudde Hocamızı tanıyan herkes onun böyle biri olduğuna hüsn-i şehadet etmektedir. Ayrıca “allame” olarak tanımlanması da onun için ayrı bir taltiftir. Said Havva’nın onu her fırsatta Kur’an okuyan, günlük zikri olan, gözü yaşlı bir mümin olarak tanıtması bundandır.
Onun tatlı üslubunu ve insanlarla olan ilişkilerindeki alçakgönüllülüğünü görmenin en güzel yollarından biri de ülkemiz kütüphanelerinde bulunan çeşitli yazmaları temin etmesi için M. Said Hatiboğlu’na yazdığı mektuplara bakmaktan geçer. Bu mektuplar, günümüz Müslümanlarının birbirlerine nasıl yaklaşmaları ve ilişkilerini nasıl kurmaları gerektiği noktasında iyi birer örnektir.
Ülkemiz insanı için ne ifade ettiği
Ebu Gudde, ülkemizde çok farklı bir sevgiyle sevilmektedir. Elbette bunun pek çok nedeni vardır. Komşu ülkeden olması, Sünni çizgiye sıkı bağlılığı, zaman zaman yurdumuza ziyaretler gerçekleştirmesi ve hiç şüphesiz ki merhum M. Emin Saraç ile birlikte Mustafa Sabri ve Zahid Kevseri’ye Kahire’de öğrencilik yapması en önemli sebeplerdir. Aralarındaki bu dostluk, onun ülkemizi sıklıkla ziyaret etmesine, kendisinin de tanınmasına ve sevilmesine vesile olmuştur. Hâlihazırda İstanbul’da yaşamını devam ettiren öğrencisi, hadis bilgini Muhammed Avvame de bu sevginin pekişerek artmasına katkı sağlamaktadır.
Eserleri
Kitap yazım ve tahkik çalışmalarını emeklilik sonrası yoğunlaştıran Ebu Gudde başta hadis, hadis usulü olmak üzere akaid, tasavvuf, Arap dili ve edebiyatı, tarih, öğretim metotları gibi çok geniş yelpazede yetmişten fazla eseri yayına hazırlamıştır. Yaptığı çalışmaların büyük kısmı, geçmiş bilginlerce yazılmış olan eserleri günümüz insanına kazandırmak olduğundan tarihin günümüze taşınmasına ve geçmiş ulema ile zamanımız ilim ehli arasında köprü kurulmasına aracılık ettiğini söyleyebiliriz. Hiç şüphesiz onun elinin bu kitaplara değmiş olması yayımladığı eserlere çok farklı bir kıymet ve tat kazandırmıştır. Çünkü o, yayımladığı kitapların metinlerini sağlam bir şekilde yayınlamakla kalmamış mükemmel şekilde dipnotlandırmıştır. Onun bu dipnotlarda yazdıkları geniş araştırmalarının ve birikiminin şahididir. Hatta sadece dipnotlarını okumak suretiyle insanın bilgi dağarcığını ziyadesiyle geliştirebileceğini söylemek mübalağa olmaz. Çünkü bunlar, çok değişik kitaplarda farklı yerlerde dağınık olan bilgileri bir arada zikretmektedir. Bu bilgiler, özellikle genç araştırmacılar için çok büyük önem taşımaktadır. Kitapların sonuna koyduğu geniş indeksler de çalışmalarının özeti mahiyetindedir. Bu sayede kitabın tamamını okuma imkânı bulamayanlar indekslere bakmak suretiyle işlerine yarayabilecek pek çok değerli bilgiye kolayca ulaşabilir.
Çalışmalarının bir özelliği de -ilmî nezaketten asla kopmadan- gerek yazdığı ve gerekse tahkik ettiği kitaplarda ismi geçen eski âlimleri keza hocaları da dâhil olmak üzere kendi zamanındaki bazı bilginleri eleştirmesidir. Nitekim pek çok konuda anlaşamadığı hadis bilgini Nasıruddin Elbani’yi eleştirmesi onun bu yönünün şahididir. Esasında onun çalışmalarına bakarak ilmin nasıl gelişebileceğini ve bunun yöntemini öğrenmek mümkündür.
Ebu Gudde’nin tahkik ettiği bazı kitaplar yanında kaleme aldığı bir kısım çalışmaları da pek çok dile tercüme edilmiştir. Bunlar özellikle gençlere İslami şuur kazandırma ve onları gelenekle, değerlerimizle buluşturma noktasında büyük hizmet görmüştür. Bunların bir kısmı şunlardır: Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metotları, İslam Âlimlerinin Gözüyle Zamanın Kıymeti, İlim Yolunda Sabır. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin hadis alanındaki birikimine dair Arap dünyasında kısmen var olan olumsuz algıyı yıkmak için yayına hazırladığı Muhammed Abdurreşid Nu’mani’nin İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin Hadis İlmindeki Yeri adlı eseri de zikredilmeyi fazlasıyla hak etmektedir.