ZİKİR:
KATRE-İ HUZUR
Yavuz KURT
Trabzon Vaizi

Kâinat, Yüce Allah’ı hamd ile tesbih ederken (İsra, 17/44.) niceleri mahlûkatın tesbihlerinde saklı gayeyi anlayamadıkları gibi zikirden uzak bir hayat yaşama konusunda son derece ısrarcıdır. Celal sahibi Yaratıcı’nın imzasını taşıyan evren, Âdemoğluna hizmetçiyken acaba insan neyin hizmetkârlığını yapmaktadır? Nebatat güneşin gelişini haber almış hazır kıta beklerken, hayvanat görevlerine başlamaya hazırlanırken, mahlûkat vazifelerine kaldıkları yerden devam ederken insan çoktan yola çıkmış olmalıdır. Güneş doğmadan evvel güneşin üzerine Müslüman doğmalıdır. Günün hebası, koca bir ömrün zayiatı addedilmeli, bir gün bir ömür, hayırlı bir ömür ise cennetin vesilesi sayılmalıdır.

Hayırlı bir ömür, ancak zikir yoluyla kazanılır. “Bir şeyi anmak, hatırlamak” manasına gelen zikir, dinî literatürde, “Allah’ı anmak ve unutmamak suretiyle gafletten kurtulmak” anlamında kullanılmıştır.

Zikir, yaratıcının buyruklarını her dem yaşamın merkezine koymak, Onunla yaşamak, “İnsanlar ne der?” demeden, Yüce Allah’ın ne diyeceğini dert edinmektir. Zikir, Hz. Peygamber’in (s.a.s.), “Allah’a itaat eden Allah’ı zikretmiş olur.” (Beyhaki, Şuabü’l-İman, I, 452.) sözlerinden hareketle, yaratıcıya itaat etmek, nefsin sonu gelmeyen arzu ve isteklerinden vazgeçmektir. Zikir, tutkularıyla tutuklu kalmaya meyyal insana sınırlarını bildiren nasihatçi, cüzi iradesiyle külli nimetleri elde etmeye muktedir kılındığını hatırlatan bildiridir.

Zikir, sadece dil ile yapılan bir tesbih değildir. Bilakis, sürekli Yüce Allah’ı hatırda tutmak, ilahi gözetim altında olunduğu bilinciyle ömür sürmektir. Zikir, tüm bedenin iştirak ettiği seferberlik hâli, gafletten uzaklaştırırken hakikate yaklaştıran kuvve-i maneviyedir. Yaratıcının en mükerrem eseri, varlık ağacının meyvesi, kâinatın küçük bir misali olan insana hem kendini hem de kendini var edeni hatırlatan not defteridir.

Zikir, her zaman ve zeminde yaratıcıyla birlikte ömür sürmektir. Bundan dolayı gerçek iman erleri, ayakta dururken, otururken ve hatta uyumak gayesiyle uzanırken Yüce Allah’ı gündemlerinde tutabilmişler (Âl-i İmran, 3/191.), ne ticaretleri ne de alışverişleri Allah’ı hatırlamaktan kendilerini alıkoyabilmiştir. (Nur, 24/37.)

Zikir, evlerimize Yüce Allah’ı davet etmektir. Yaradan’ın olmadığı evde huzurun da olmayacağı nasıl muhakkak ise meleklerin duasından mahrum kalmış sinelerin sükûnet bulması da mümkün değildir. Zira zikir, inanan kalbin besini, ruhun sevincidir. (Rad, 13/28.)

Zikir hem müstakil bir ibadet hem de tüm ibadetlerin temelidir. İslam’ın sütunu, gönüllerin süruru, namazın da ana hedefi zikirdir. Hayâsızlık ve kötülükten alıkoyan namaz, Yaradan’ı anmak (Taha, 20/14.), O’nu anmak ise ibadetlerin en ulvisidir. (Ankebut, 29/45.) Nitekim namaz, amellerin en faziletlisi (Buhari, Tevhid, 48.), kulun ahirette hesaba çekileceği ibadetlerin ilkidir. (Nesai, Muharebe, 2.) Namaz, cennetin anahtarı (Tirmizi, Taharet, 1.), dinin direğidir. (Tirmizi, İman, 8/2616.) Namaz, geçmişi hayli eskilere giden bir ibadet (Âl-i İmran, 3/39, 43; İbrahim, 14/40; Taha, 20/14; Meryem, 19/31, 55; Lokman, 31/17.), Kur’an-ı Kerim’de kendilerinden övgüyle bahsedilen müminlerin belirgin özelliğidir. (Müminun, 23/2, 9; Mearic, 70/23.)

Zikir, fikrin mürşid-i kâmilidir. Zikirsiz hayat, yanlışa götüren fikirsiz hayat, fikirsiz hayat ise anlam ve amaçtan yoksun bir hayat ile eşdeğerdir. Bundan olsa gerek, Allah Resulü (s.a.s.), Yaradan’ı zikreden ile zikirden uzak kalmış kimsenin durumunu, diri ile ölünün misaline benzetmiştir. (Buhari, Deavat, 66.)

Zikir, kalpleri dirilten iksirdir. Allah anıldığında yüreği ürperen mümin (Enfal, 8/2.), yine Allah’ı anarak rahatlayacak, huzura erecektir. (Zümer, 39/23.) Aksi durumda kalp, katılaşacak (Zümer, 39/22.), daralacak (Zümer, 39/45.) ve hatta mühürlenecektir. (Bakara, 2/7.) Artık kaskatı kesilen, hissiyat kapıları kilitlenen ve gönül evinde can çekişen kalbin neticesi bellidir: Dünyada Allah’ı unutması neticesinde insan da kendini unutacak (Haşr, 59/19.) ve Allah tarafından ahirette unutulanlardan olacaktır. (Casiye, 45/34.)

Zikir, dilin tesbihine kalbin refakat etmesidir. Modern hayatta kalpleri esir alan her ne varsa silmek, yenilenmektir. Zikir, hidayet yolculuğunda ibre vazifesi gören kalbe takviye kuvvettir. Sahih bilgiyi yanlıştan ayırt etme makamı olan kalbe abdest aldırmak, canlanmak, yeniden yine dirilmektir zikir.

Zikir, kurtuluşun sebebi (Cuma, 62/10.), yaratıcı tarafından anılmanın vesilesidir. (Bakara, 2/152.) Her kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikredecektir. Böylesi mühim bir ibadeti diğer ibadetlerden ayıran husus ise zaman ve zemin ile tahsisinin olmaması, şekil ve sayıyla tahdit edilmemesi, her vakitte ve her yerde, herhâlde ve her surette yapılabilmesidir. Bu özelliğinden dolayı Kur’an, müminlerin sabah akşam (Araf, 7/205.) ve çokça Allah’ı zikretmelerini istemiştir. (Ahzab, 33/41.)

Rehberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.), Hz. Aişe annemizin ifadeleriyle Yüce Allah’ı çokça zikretmiş (Müslim, Hayız, 117.), dilimizin her daim zikir ile yaş kalmasını dilemiştir. (Tirmizi, Deavat, 4.) Ashaptan Ebu Hureyre bir gün fidan dikerken Allah Resulü yanına gelir ve ne diktiğini sorar. Ebu Hureyre, “Kendim için bir fidan dikiyorum.” deyince Hz. Peygamber (s.a.s.), “Senin için daha hayırlı bir fidan göstereyim mi?” buyurur. Ebu Hureyre’nin, “Göster ey Allah’ın Resulü!” cevabı üzerine Sevgili Peygamberimiz şöyle karşılık verir: “Sübhânellâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhü vellâhü ekber, (Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim, hamd Allah’adır, O’ndan başka ilah yoktur ve Allah tek büyük olandır.) de. Böyle dersen her kelimeye karşılık cennette senin için bir ağaç dikilir.” (İbn Mace, Edeb, 56.)

Zikir, “Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih etmek”; yapılacak her işi ve söylenecek her kavli Allah’a kulluk bilinciyle yapmak ve söylemektir. “Yalnızca Yaradan’a hamdetmek”; hakiki nimet sahibinin Allah olduğunu unutmadan, ibadetler vasıtasıyla yürekten şükretmektir. “Allah’tan başka ilah olmadığını söylemek”; yaratıcıya ait yüce sıfatları başka hiç kimseye atfetmemek, şirke düşmemektir. Son olarak “Allah’ı tek büyük bilmek”; yaratıcıya sığınmak, emniyet bahşeden iman şemsiyesi altında huzur içerisinde serinlemektir.

Zikir, ilahi vahyin ortak ismidir. (Nahl, 16/43; Enbiya, 21/105.) Vahiy, insanoğluna çokça unuttuğu fıtratını hatırlatmayı hedeflemektedir. Yaratılış gayesine aykırı davranabilme potansiyeline sahip tek varlık insan, şayet yeryüzünün ustabaşısı olmak istiyorsa vahyin çırağı olmakla mükelleftir. Zikir olan vahiy sayesinde dünyevi problemi çözüme kavuşturacak, rahat edecektir. İslam binasının yapı taşı insan, zikirden aldığı ilham ile hayatı yeniden okuyacak, okuması neticesinde kendisine muhtelif rotalar çizecektir.

Zikir, Kur’an-ı Kerim’i okumak, anlamak ve hayata tatbik etmektir. Kur’an, tüm vahiyleri kuşatan zirvedir. Bir diğer adı “zikir” (Enbiya, 21/50.) olan ilahi kelamı hayatlarının kullanım kılavuzu kılanlar yarı yolda kalmayacaklar, çıkmaz sokaklara meyletmeyeceklerdir. Kur’an’ın nuru ile önce özlerini sonra evlerini sonra da işlerini nurlandıracaklar, böylece hayat yolculukları boyunca suni ışık kaynaklarına hiç ihtiyaç duymadan ömürlerini tenvir edeceklerdir.

Zikir, ilim sahibi kimselerin meziyetidir. (Enbiya, 21/7.) İlim, sadece malumatfuruşluk değil mahlûkatın varoluş gayesini derinlemesine idrak, tefekkür ve tedebbür etmektir. Bilinmesi elzem bilgileri bilmek, bu bilgiler yoluyla olayları ve olguları kıraat etmektir. Kur’an’da iki ayette (Rum, 30/22; Fatır, 35/28.) “ulema/âlimler” kelimesinin bu manada kullanılması ayrıca “zikir ehli” ifadesi ile şeriatı bilen ve hatta dinin ahkâmı üzere hayat süren kimselerin kastediliyor olması (Nahl, 16/43.), üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir.

Zikir, en hayırlı kimselerin payesidir. Hayırlı olmanın zeminini teşkil eden zikir, hatırlatıcı müminlerin niteliğidir. Hatıra getirdikleri ise âlemleri yoktan yaratan kudret ve kuvvettir. Bir gün Hz. Peygamber, “Dikkat edin! Size en hayırlınızı bildireyim mi?” diyerek sorar. Ashap, “Evet, bildirin ey Allah’ın Resulü!” deyince Kutlu Elçi (s.a.s) şöyle karşılık verir: “Sizin en hayırlılarınız, görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatan kimselerdir!” (İbn Mace, Zühd, 4.)

Sevgili Peygamberimizin şu duasına yürekten âmin diyerek yazımızı nihayete erdirelim: “Allah’ım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana layık ibadet etmek için bana yardım eyle!” (Ebu Davud, Vitir, 26.)