BAKARA SURESİ

Dr. Faruk GÖRGÜLÜ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Kur’an-ı Kerim’in tertibi bakımından ikinci, nüzul sıralamasında 87. sırada olan Bakara suresi, 286 ayetten oluşmaktadır. Medine’de nazil olan bu sure, aynı zamanda Kur’an’ın en uzun suresidir. Aralıklar hâlinde parça parça inen ve birbirinden farklı konuları içeren bu surenin tek bir nüzul sebebi bulunmayıp birçok ayeti için özel iniş sebepleri söz konusudur. Büyük bir kısmı hicretin ilk iki yıllık döneminde olmak üzere bütünü Allah Resulü’nün Medine’ye hicretinden sonra vahyedilmiş olan ilk suredir Bakara. Surenin faiz yasağının yer aldığı 275-281. ayetleri, Hz. Peygamber’in ahirete irtihalinden önceki aylarda nazil olmuştur. “Bir günden sakının ki onda Allah’a döndürüleceksiniz, sonra herkese hak ettiği tam olarak verilecek ve onlara haksızlık edilmeyecektir.” mealindeki 281. ayeti, nazil olan son vahiy olarak kabul edilir. Bu ayet, Veda Haccı sırasında, Kurban bayramının birinci gününde Mina’da nazil olmuştur. (Zerkeşi, el-Burhân fi ulûmi’l-Kur’ân, Beyrut 1971, 1/87.) Dolayısıyla surenin nüzul süreci, bütün Medine devri süresince devam ederek dokuz ya da on yıl kadar sürmüştür.

Sureye “Bakara” adının verilmesi, 67-73. ayetlerinde Yüce Allah’ın İsrailoğullarından bir inek kesmelerini istemesiyle ilgili hadisenin anlatılması sebebiyledir. Hz. Musa’nın söz konusu emri İsrailoğullarına tebliğ etmesi üzerine, onların buna karşı çeşitli gerekçe ve bahanelerle gösterdikleri direnci konu edinen Bakara kıssası, bu sureye isim olmuştur. Arapçada “sığır, inek” anlamına gelen “Bakara”, surede genel olarak sığır cinsi için değil özellikleri olan tek bir inek için kullanılmıştır. Hz. Musa devrinde İsrailoğulları arasında faili meçhul bir cinayet sebebiyle diyet olarak kurban edilmesi gereken bu ineğin özelliklerinin yanı sıra peygamberlere gereksiz ayrıntılı sorular sormanın uygun olmadığı yolunda birtakım uyarıları da ihtiva eden bu hikâye, Kur’an’da yalnızca bu surede geçmektedir. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, 1/142, 143.)

Bakara suresine, ayetlerin en yücesi olarak kabul edilen, hakkında hususi hadisler varit olan ve “Ayetü’l-kürsi” adıyla anılan ayetin, bu sure içinde bulunması (Bakara, 2/255.) sebebiyle “Suretü’l-kürsi”, içerdiği hükümlerin zenginliği ve çokluğu nedeniyle “Füstâtü’l-Kur’an” isimleri de verilmiştir. (Darimi, Fezailü’l-Kur’an, 13.) Bunun yanında söz konusu surenin “Senâmü’l-Kur’an” (Kur’an’ın zirvesi/doruğu) ve “Zehra” (parlak beyaz, nurlu) olmak üzere iki de lakabı vardır. (Tirmizi, Fezailü’l-Kur’an, 2.) Dilimizde bu sure “hatim başı” ya da “büyük elif-lâm-mim” diye de adlandırılır. Ancak surenin en meşhur ismi Bakara’dır. Bakara suresinin kıymetini ve özelliklerini anlatan hadisler de bulunmaktadır. Bu rivayetlerde; evlerin Kur’an okunmayarak kabirlere çevrilmemesi, şeytanın içinde Bakara suresi okunan evden ürkerek uzaklaşacağı (Müslim, Müsafirin, 212.); Kur’an’ın, kendisini okuyana kıyamet gününde şefaat edeceği, Bakara suresini okumanın kişiye bereket kazandıracağı belirtilir. (Darimi, Fedailü’l-Kur’an, 15.)

Mekke döneminde inen sure ve ayetlerde büyük oranda iman, ahlak ve itikat konularına ağırlık verilmiş, bu çerçevede müşriklerin içine düştükleri putperestlik ve ilkel din anlayışlarının yanlışlığı vurgulanmış ve tek tanrı inancı ortaya konularak tevhide vurgu yapılmıştır. Bu bağlamda Mekke devrinde nazil olan ayetlerde
gözetilen hedef, kişiyi içine düştüğü inanç çelişkisinden kurtarmak ve ferdî manada hidayete kavuşturmaktır. Medine devrinde ise artık Müslümanlar tek tek inanç arayışı içinde olan kişiler değil, diğer dinlerin mensupları ve inanç grupları karşısında belli bir topluluktur. O zamana kadar gelen ayetlerle hidayet ve takvanın fert açısından taşıdığı manalar zaten ortaya konmuş bulunmaktadır. Artık bu gibi İslami kavramların toplum açısından ne anlam ifade ettiğinin açıklanmasına, birtakım toplu davranış örnekleriyle ortaya konmasına sıra gelmiştir. (Emin Işık, “Bakara Suresi”, DİA, 4/526.) İslamiyet, salt birtakım kavramlar üzerine inşa edilmiş felsefi bir sistem değil, iyi hareket ve güzel davranış demek olan “salih ameller” dini olduğuna göre, Müslüman toplumuna yön verecek ilke ve kuralların bilinmesine ihtiyaç vardır. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Medine’ye hicretinden sonra tabii olarak Kur’an, sosyal, kültürel, ekonomik, politik ve hukuki problemlere de değinmeye başlamıştır. Bu nedenle Bakara suresinin yarıdan fazlası, toplumda dayanışmayı temin eden ve ortaya çıkan problemlerin çözümünü sağlamaya yarayan ilke ve düzenlemelerden meydana gelir.

Bakara suresinin pek çok fasılası çoğul formuyla gelmiştir. Sure, sonu büyük kurtuluşa çıkan iman ve hidayet yolunun yolcularını belirleyerek ve Kur’an’ın temel amacının onlar için hidayet rehberi olduğunu ilan ederek söze başlar. Bu sebeple Bakara suresi, Fatiha suresinde müminin, “Ey rabbimiz, sen bizi doğru yola ulaştır!” (Fatiha, 1/6.) duasının cevabı ve açıklaması gibidir. Kulun, Fatiha suresinde Rabbinden istediği hidayet yolunun ne olduğu hem iman ve itikat esasları hem de o imanın gereği olan ibadet ve davranış örnekleri bakımından bu surede ortaya konulur. Dolayısıyla Fatiha suresi Kur’an’ın bir özeti ve girişi olarak kabul edilirse Bakara suresi de onun tafsilatlı açıklaması mahiyetindedir.

Bakara suresinin ilk ayetlerinde imanın temelleri, yani Allah’a, peygamberlere, öldükten sonra dirilmeye olan inanç belirlenir; hidayet karşısında çeşitli insan gruplarının yerleri ortaya konulur. Buna göre insanlar kabul veya reddetme hususunda müminler, kâfirler ve ikiyüzlü kararsızlar (münafıklar) olarak üç gruba ayrılırlar. (Bakara, 2/6-16.) Bundan sonra gelen ayetlerde, Allah’a ibadet etmenin kulluğun tabii gereği olduğu açıklanır. Bu çerçevede âlemlerin Yaratıcısı ve Rabbi olan Yüce Allah, insanları kendisine boyun eğmeye, gönderdiği ilahi vahye, yani Kur’an’a ve öldükten sonra dirilmeye inanmaya davet eder. Ayrıca göklerde ve yeryüzünde meydana gelen ve bize sıradan gibi görünen olayların, Rabbin yüce kudretini tanıttığına dikkat çekilir. Ancak samimi bir mümin olmak için o kudretin varlığını bilmek yetmez, vahiy yoluyla gelen ilahi emirleri kabul edip onlara uymak gerekir. (Bakara, 2/21-25.)

Surede yer alan temel konulardan biri de Hz. Âdem’in yaratılışıdır. Yaratılış kıssasından bahsedilen ayetlerde Allah ile melekler arasında gerçekleşen diyaloğa yer verilir. Hz. Âdem (a.s.) yeryüzünde halife olarak yaratılmış, bilgi edinme yeteneğiyle donatılmış ve kendisine isimler öğretilmiş, bu özelliğiyle de meleklerden üstün tutulmuştur. Bununla beraber şeytanın saptırmasına kapılıp eşiyle birlikte yedikleri yasak meyve yüzünden günah işlemişler ve cennetten çıkarılmışlardır. Allah Teâlâ yine de onlara merhamet eylemiş, tövbe etmeyi öğretmiş ve her ikisini de bağışlamıştır. (Bakara, 2/30-38.) Burada verilen mesaj, Âdemle Havva’nın şeytana ve nefislerine uyup günah işledikten sonra tövbe edip bağışlanmaları şeklinde kendini gösteren iniş çıkışların, onların soyundan gelen herkes için daima mümkün ve muhtemel olduğu gerçeğidir. Allah’ın emirlerine uymak ve şeytanın fitnesinden sakınmak konusunda Âdemoğullarına dikkatli ve iradeli olmaları gerektiği yolunda bir uyarıdır. (Emin Işık, “Bakara Suresi”, DİA, 4/527.) Yeryüzünün hilafetinin kendisine verilmesi, Allah’ın bağışladığı bilgi ve kudret sayesinde hayatın her alanına şekil verme imkânın tanınması gibi hususiyetleriyle meleklerden daha üstün bir düzeye çıkabileceği vurgulanarak insanın değeri ve onuru açıklanmıştır.

Bakara suresinin önemli bir bölümünde İsrailoğullarından söz edilir. Zira o sırada Yahudiler Medine’de Müslümanlara komşu olarak yaşamlarını sürdürmekteydi. Bu nedenle Allah Teâlâ, söz konusu surede Medine toplumunun önemli bir tabakasını oluşturan Yahudilere hitap etmiş, onları kendi yararlarına olan bir işe davet etmiş; Allah’ın üzerlerindeki nimetlerini onlara hatırlatmış; ilahi cezaya çarptırılmaktan onları sakındırmış; kendi suçlarını ve geçmişte babalarının yapmış oldukları yanlışları eleştirel bir yaklaşımla açıklayarak aynı yanlışa düşmemeleri konusunda onları uyarmıştır. (Bakara, 2/40-94.) Yahudilerin vaktiyle kendi peygamberlerine karşı da aynı tutumu sergilediklerini bildiren ve bunu canlı misallerle gözler önüne seren ilgili ayetler, onların ne kadar güvenilmez insanlar olduklarını ortaya koyar. Ancak esas hedefin bundan da ötede bir mesajı gözettiği kesindir. O da Müslümanların kendi peygamberlerine karşı gösterecekleri davranışlarda Yahudilere benzememeleri gereğidir. Surede Yahudiler, ataları olarak çok değer verdikleri ve bir peygamber olarak kabul ettiklerini söyledikleri Hz. İbrahim’e verilen hidayetin aynısını getiren, onun torunu ve izleyicisi olan Hz. Muhammed’e (s.a.s.) tabi olmaları hususunda ikaz edilmişlerdir. Bu çerçevede surede Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa edişinin hikâyesine de yer verilir. (Bakara, 2/125-129.) Kendilerine yapılan tüm uyarılara rağmen hakkı kabule yanaşmayan İsrailoğullarından liderliğin alınıp Müslümanlara verildiğini ifade edercesine kıblenin, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan Mekke’deki Mescid-i Haram’a çevrildiği ilan edilir. (Bakara, 2/144-145.)

Yine surede toplumsal münasebetleri düzenleyen hukuki hükümler getirilmiş, bu arada iman, ibadet ve muamelata ait esaslar da ortaya konulmuştur. Bu çerçevede namaz, zekât, ramazan orucunun farziyeti, hac ve umre gibi ibadetlere ilişkin hükümler, kısas, vasiyet, haram ve haksız kazancın yasaklanması, vakit ölçüleri, evlilik, nesep talâk (boşama), süt emzirme, iddet bekleme, nafaka, savaş ve barışta namaz, erkeklerin eşlerine yapacakları vasiyetler, yiyecekler, akitlerin yazılması, boşanmış kadınların nafakaları ve cihat gibi konularda Müslümanlara düşen görevler açıklanmış, hükümler getirilmiştir. Ayrıca şarap, kumar, faiz gibi muameleler yasaklanmıştır. Bunun yanında Allah yolunda infak, adalet, verilen sözlerde durma, din ve vicdan hürriyeti, Allah ile kul ilişkisi, örnek dualar, anlaşmalara sadık kalma konularına yer verilmiştir. (Bakara, 2/171-245.) Bunların arasına, uygun yerlerde imani, ahlaki ve toplumsal öğütler ve öğretiler de yerleştirilmiştir. Surenin son ayetleri ise Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ve müminlerin, Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandıklarının belirtilmesi ve müminlerin bazı dualarına yer verilmesi bakımından “hatime” mahiyetindedir. (Bakara, 2/285-286.) Sure tövbe, af dileme, ağır yüklerin ve zorlukların kaldırılması için Allah’a yakarma, kâfirlere karşı zafer niyazını ihtiva eden müminlerin şu duası ile sona erer: “Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme. Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlamızsın, kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara, 2/286.)

Netice olarak Bakara suresi, daha ziyade Fatiha’nın, “doğru yolu bulanlarla ondan sapanlar”a işaret eden kısmının, örnekler ve tarihî gerçeklerle açıklanması gibidir.