Gezici Mikrofon

Öğrenmek bilincin kapılarını dışarıya açmaya benziyor. Bu da doğal olarak okuru etkiye açık hâle getiriyor. Okur, bu savunmasız durum karşısında ne yapmalı, nasıl bir yol izlemelidir sizce?

T. S. ELİOT

Eğer biz okuyucular dinî, ahlaki inançlarımızı bir yana bırakıp okuduğumuz eserleri sırf bizi eğlendirdikleri için seçtiğimizi zannediyorsak yanılıyoruz. Yazar, o eseri yazmaktaki amacı ne olursa olsun, uygulamada böyle bir ayırım yapmaz. O, bizi bütün benliğimizle etkilemeyi düşünür ve biz de benliğimizi meydana getiren bütün unsurlarla, istesek de istemesek de onun etkisi altında kalırız. Yediğimiz her şeyin hazım esnasında lezzetinden başka etkileri de olduğu gibi, okuduklarımızın bize verdiği zevkten başka etkileri de vardır.

Gençlik yıllarında okuduğumuz eserlerin üzerimizdeki etkilerini vicdanımızın sesine kulak vererek değerlendirirsek, görürüz ki, bu eserler, edebî zevkimizi tatmin etmenin dışında, bizi pek çok şekilde etkilerler. Bu yıllarda, herkesin, okuduğu eserlerin saptırıcı etkisinde kaldığı anlar olmuştur. Bu olumsuz etkileniş, geçici de olsa, gençlik yıllarımızda daha hassas olduğumuzdan değildir. Sadece yazarın daha kuvvetli olan kişiliği, henüz gelişmemiş olan bir kişiliği istila etmekte, onu olumsuz yönde etkilemektedir. Aynı etki kişilik gelişmesi gecikmiş yaşlılarda da görülebilir. Bir süre için belli bir yazar, sonra diğerleri, kişinin tüm benliğine hâkim olabilir ve nihayet aynı kişilikte birbirlerini etkilemeye başlarlar. Nihayet kişi onları birbirleriyle kıyaslayıp fikirlerini ölçüp biçecek ve kendisini, onların herhangi birinin etkisinde kalmaktan kurtaracak olan eleştiri gücünü geliştirecektir. İyi bir eleştiricinin, kesin ve sürekli duyarlılık yanında, çok eser okumuş olması ve okuduklarını derecelendirebilmesi gerekir. Çok eser okumuş olmak, okuduklarımızın kişiliğimizi istila etmesine müsaade etmeyecek olgunluğa ulaştığımız zaman değer taşır. Çeşitli eserlerden öğrendiğimiz hayat görüşleri birbirini etkiledikleri gibi, bizim kişiliğimizi de etkileyebilirler. Ancak bütün bu görüşlere, daha geniş olan kendi hayat görüşümüz içinde, layık oldukları yeri verdiğimiz zaman olgunlaşmış sayılırız.

(T. S. Eliot, Edebiyat Üzerine Düşünceler, Çev. Sevim Kantarcıoğlu, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1983, s. 110, 111.)

Naime ERKOVAN

Okurun savunmasız olduğunu düşünmek, pek doğru gelmiyor bana. Nihayetinde okur, seçendir, karar verendir, okuyup okumama arasında özgürce tercihini kullanandır. O, sıradan bir insan değildir; gelişigüzel ve bilinçsizce hareket edemez. Nitekim bir eserin karşısına geçtiğinde yazarla sanatsal bir mücadele vermesi gerektiğinin bilincindedir. Yeri gelecek yazarın düşüncelerine katılacak, yeri gelecek sözlerine itiraz edecek, yeri gelecek yazarla Don Kişotvari bir kavgaya tutuşacak. Özgürdür çünkü okur; hiçbir yazarın boyunduruğuna girmeyecek kadar özgür ve rahattır. Seçme gücünden kaynaklanabilir bu rahatlığı. Kurt Tucholsky’nin dediği gibi “Okurun keyfi yerinde; o, kendi yazarlarını seçebilir.”

Belki de benim gözümde okurun yeri yüce olduğu içindir bu düşüncelerim. Sonuçta yazarın uzun zaman emek verdiği eserini emanet ettiği kişidir okur. Dolayısıyla görevi son derece hassas ve önemlidir. Eser meydana getirilirken yazarın verdiği emekten daha az olmamalı okurun emeği. Öncelikle sevgiyle yaklaşmasını bilmeli; sonuçta elinde tuttuğu şey, yorulan ve büyük ihtimalle acı çeken bir kalbin kelimelere dökülmüş hâlidir. İkinci olarak muhakeme mekanizmasını devre dışı bırakmamalıdır. O sistem kapandığında okurun kalkanları inmiş demektir ve o saatten sonra hiçbir filtreleme olmadan her tür etkiye maruz kalacak demektir. Üçüncü olarak da yazarın kendisini suiistimal etmesine izin vermemelidir. Çünkü okur, yazarın ne suç ortağıdır ne de tanığıdır. O yalnızca gönüllü ve vicdanlı bir yol arkadaşıdır. Yolları birleştirme ve ayırma yetkisini elinde bulunduran bir arkadaş.