Prof. Dr. Mehmet BULUT:
"Çalışma ve emek kutsaldır. Bu çalışmayla insan, Allah’ın kendisine yüklediği sorumlulukları ve yeryüzünü imar etme vazifesini yerine getirecektir"
Söyleşi
Mahir KILINÇ

Hiç şüphe yok ki “O hâlde seninle beraber tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hud, 11/112.) ayeti, doğruluğa ve dürüstlüğe yaptığı açık vurgu bakımından ahlak ekseninde önemli bir nizam oluşturmaktadır. İlahi kaynaktan gelen ve şekillenen ahlaki nizam iş ve ticaret hayatını nasıl tanzim eder ve bu mecraya neler kazandırır?

Hz. Peygamber (s.a.s.) insanlık için üsve-i hasene (en ideal örnek) ve tüm âlemlere rahmetti. “Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen” bir peygamberin izini süren insanların en önemli gayesi de o ahlakla bezenmek ve yapacağı her işi o ahlak çerçevesinde gerçekleştirmektir. Tabiatıyla iş ve ticaret hayatını da bu ahlak ilkeleri temelinde inşa etmesi gerekir.

Bu dünya ve kâinattaki her nimet insanın imtihan edilmesi için yaratılmıştır. (Sad, 38/27; Enfal, 8/28.) Tüm insanlar bir tek anne ve babadan yaratılmıştır. İnsanlar ya yaratılışta ya da dinde kardeştir. İnsanın diğer bir insana karşı dili, ırkı veya mal, mülk veya zenginlikten dolayı üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak Allah sevgisi ve korkusuna, ahlaki üstünlüğe yani takvaya bağlıdır. “Ne mal ne de evladın fayda vermeyeceği hesap gününde kalb-i selim ile gelenler müstesna…” (Şuara, 26/88-89.) ilahi mesajını unutmayarak iş, ticaret ve iktisadi hayatını buna göre düzenlemek ve hesap gününde her şeyin hesabının sorulacağı şuuru içinde bir hayat yaşamak inanan insanların iktisat tasavvurunun en önemli önceliğidir.

Sevgili Peygamberimizin “Nefsim elinde olan Allah’a and olsun ki; gerçek müminlerin misali bal arılarının misali gibidir. Onlar sadece temiz ve helal olanı yerler, sadece temiz ve helal olanı üretirler. (Onlar helal ve temiz olanı elde etmek, helal ve temiz olanı üretmek için) her yere konarlar fakat (tabiattan) hiçbir şeyi kırmazlar ve hiçbir şeyi bozmazlar.” hadis-i şerifi fehvasınca iş ve ticaret ahlakı üzerine neler söylemek istersiniz?

Helal lokma ve helal kazanç, daima en önemli meselelerimiz. Günümüzde bu ikisini, yani ağzımıza giren lokma ve cebimize giren parayı helal olarak kazanmış olsak her türlü meselemizi çok daha kolay çözeriz. Evde, sokakta, mahallede, toplumda, ülkede ve hatta dünyadaki sorunların temelinde kanaatimce bu iki mesele yatmaktadır. Haksız kazanç ve kul hakkından sakınarak herkesin; başta fakir, yetim ve gariplerin hak ve hukukunu gözeterek, güzel ahlakla ahlaklanarak daha huzurlu bir dünya ve gelecek için gayretimizi arttırmalıyız.

“Ve sen, büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem, 68/4.) Ahlak, insanlar arasındaki ilişkilerde en önemli değerlerin başında gelmektedir. Ahlakın hem pratik hem de teorik yönü bulunmaktadır. Çevre şartları ve insanın iş çevresi, muhatapları insanı etkiler. Bundan dolayı teorik bakımdan güzel ahlak olarak kabul edilen davranışların hatırlanması ve onların hayata geçirilmesi önemlidir. Ama bundan önemlisi “iyi” insanlarla iş tutmaktır. Çünkü insan “üns” eden, etkilenen bir varlıktır. Örneğin cömertlik ahlaken güzel bir davranıştır. Fakat çevre şartları, evlat, eş vb. insana bu özelliği unutturabilir ve insan infakta, cömertlikte zorlanabilir. İşte onun için insan bu ahlaki özelliğini yapa yapa bir tabiat ve huy hâline getirmeye çalışarak onu muhafaza etmek için irade ortaya koyacak ve buna gayret edecektir. Yani iş ve ticaret hayatında adil, dürüst ve güvenilir olmaya daima gayret etmekle birlikte bu vasıflarla bezenmiş insanlarla iş ve ticaret yapmakla güzel davranışlar yaygınlaşır. Toplumun orta direği olan esnaf ve tüccarlar iyi, dürüst, ahlaklı ve adil olursa bu güzellikler tüm topluma yayılır. Çünkü toplumdaki herkes bu insanlarla alışveriş ederken muhatap olur ve onlardan etkilenir.

Tarihte güzel örneklerimiz vardı. Onun için bugün de medeniyet coğrafyamızın ortak tecrübeleri ışığında geçici olan dünya hayatını huzur ve mutluluk içinde yaşanılabilir kılabilmek için insanların sahip olması gereken her türlü aşırılıktan uzak, ölçülü olma ilkesine dayalı iktisat anlayışı çerçevesinde iyi, güzel, faydalı, adil ve hak olanın tercihine dayanan değerler bütününü kapsayan bir iş ve ticaret ahlakına ihtiyacı vardır. Bunun için Hz. Peygamber’in (s.a.s.) iktisat, iş ve ticaret hayatıyla onun izini sürenlerin iş ve ticaret hayatına daha yakından bakmamız ve onu yeniden tanımamız gerekir. Hz. Ömer (r.a.) “Alışverişin kurallarını bilmeyen alışveriş yapmak için bizim pazarımıza girmesin.” buyurmuştur. Bu ne demektir? Ticarette başta akit olmak üzere, doğruluk, dürüstlük, eminlik, hakka hukuka riayet vs. her alanda iyi ve doğru bilgiye sahip olmak ve bunun ahlakı ile ahlaklanmak demektir. İş, ticaret, alışverişin İslami ilkeleri ve ahlakı yanında zekât, miras, vakıf vs. gibi alanlarda da iktisat ahlakının gerekliliklerini çok boyutlu olarak dikkate almalıyız. Tabiatıyla Müslümanlar olarak bunların gereklerini yerine getirmemiz gerekir.

İnsanların dünyadaki iş ve ticaret yaşamına yönelik “Allah’ın sana verdiğinden ahiret yurdunu kazanmaya bak ve bu dünyadan nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.” ayeti ışığında neler söylemek istersiniz?

Günümüz dünyasında ekonomi kavramı “sınırsız insan ihtiyaçları ile sınırlı kaynaklar arasındaki ilişkileri inceleyen bilim” anlamında kullanılmaktadır. Bizim kadim iktisat geleneğimizdeki kavram ile modern ekonomi kavramı arasında esaslı bir fark vardır. İktisat insan için üretim ve tüketimde aşırılıktan uzak orta yolu tutup dengeli ve kanaatkâr bir varlığı esas alırken modern ekonomi kavramı insan için sınırsız ihtiyaç kavramından yola çıkarak doyumsuz bir varlığı öne çıkarmaktadır. İnsanların birçok ihtiyaç ve dürtüsü vardır. Ancak her insanda şu üç dürtü ve ihtiyaç temel teşkil etmektedir: Kişisel çıkar, saygı, sevgi görme ve önemsenme ihtiyacı ile anlamlı ve belli bir amaç için hayatını sürdürmek. Modern kapitalist iktisat sistemi daha birçok ihtiyaç gibi burada anılan diğer iki ihtiyacı da görmezden gelen insanın sadece kişisel çıkarı üzerine inşa edilmiştir. Oysa insanın mutluluğu için sevgi, saygı ve önemsenme ihtiyacı en az insanın kişisel çıkarı kadar zorunludur. Modern ekonomide insanın zorunlu ve lüks ihtiyaçları daha çok maddi temeller üzerine bina edilmiştir. Modern zamanlardaki ekonomi ve iş hayatında özgür bireyin kişisel çıkar odaklı hırs, ihtiras, rekabet ve sürekli daha çok kazanma arzusu, insanın mutluluğu için bunlardan belki de daha önemli olan sevgi, saygı, değer görme, paylaşma, yardımlaşma, dostluk, merhamet, diğerkâmlık ve güven ihtiyacı neredeyse ihmal edilmektedir. Hiç şüphesiz insanın ahlaki alandaki gelişmesi, özgürlükten çok “özünün gürlüğü” nün gelişmişliğine bağlıdır. Malumlarınız özümüz kalptir, ruhtur, akıldır. Mide yemekle doyar ama kalp sevgi, ruh muhabbet, akıl da doğru ve faydalı bilgi ile ne kadar dolu olursa insanın özü o derece gür olur ve insan o zaman gerçekten “özgür” olur. Yoksa sadece sınırsız ve doyumsuz olan nefsin arzularını ve isteklerini yerine getirmek insanı günümüzde olduğu gibi tüketimin girdabına sürükler ki kaynaklar bu ihtiyaçları karşılamaya yetmez.

Modern iktisat anlayışına göre bireyin temel amacı kendi çıkarını düşünerek fayda maksimizasyonu, firmaların amacı da en yüksek kâra ulaşmaktır. Bireyler ve firmalar kendi çıkarlarını düşünerek kararlar alırlar. Sadece maddi çıkar ve fayda odaklı bu iktisat anlayışının çok yönlü bir varlık olan insana yönelik kuşatıcı bir tasavvur olduğunu söylemek güçtür. Bundan dolayı da modern iktisat anlayışı ile yaşadığımız gezegende ortaya çıkan birçok mesele çözüm beklemektedir. Hiç şüphesiz bu süreçte modern insanın iktisat tasavvurunun da etkisiyle sınırsız arzu ve isteklerini tatmin etmek için kâinatta var olan kaynaklarla ilişkisinde benimsediği ahlaki ilke ve sınırların etkisi ve rolü sonuçlar üzerinde tartışmasız en önemli amillerden biridir.

İş ve çalışma hayatında hem işveren hem de işçi tarafına düşen gereklilikler vardır. Her iki tarafın da bu hak ve hukuka riayet etmesi gerekir. İşverenin, işçinin el emeğinin karşılığını tam olarak ve alın teri kurumadan vermesi gerekirken işçi de üstlendiği sorumluluğu, sözleşmesinin tam karşılığını yerine getirmeli ve işini en iyi şekilde yapmalıdır. Deyim yerindeyse herkes kendisine düşeni en iyi şekilde yapmak ve yerine getirmekle mükelleftir. Ayrıca tüm içtimai ve iktisadi hayatta merhamet ve adalet İslam iktisat ahlakının en farik vasıflarındandır.

Mekke ve Medine dönemlerini göz önüne getirdiğimizde İslam’la birlikte ticarette hangi ahlaki dinamikler yer aldı ve bunlar toplumda ne gibi değişimleri beraberinde getirdi?

Mekke ticaret merkeziydi. Medine’de de ticaret ve ziraat ortamı vardı. Hz. Peygamber (s.a.s) Medine’ye hicret edince Müslümanlar için ilk önce tevhidin merkezi olarak mescit sonra da adaletin ve doğruluğun esas olduğu bir pazar kurmuştur. Medine’deki Yahudilerin pazarında tekelcilik ve sömürü vardı. Hz. Peygamber (s.a.s.) hiç kimsenin sömürülmediği, hakkının yenmediği ve fiyatın adil bir şekilde oluştuğu bir pazar kurdu. Aşere-i mübeşşerenin (cennetle müjdelenen sahabiler) ekserisinin ortak özelliği iktisadi hayatta başarılı, dürüst ve adil tüccar ve iş insanları olmalarıdır. Onları örnek alan Müslümanlar için iş ve ticaret hayatında yer alan insanlarda bulunması gereken özellikler olarak; ehliyet, liyakat, basiret, dirayet, zekâvet, iffet, emanet, sıdk, istikamet, adalet, insaf, vakar, temkin, sebat, metanet, hilm, hamiyet, kerem, merhamet, himmet, mürüvvet ve insaniyet gibi özellikler sıralanırken; bulunmaması gereken özellikler de hırs ve tamah, cehl, zulm, taaddi, ihanet, gaflet, yalan, iftira, hiffet, kibir, ahmaklık, belahet, tembellik, rehavet, nefsani hazlara ve mala aşırı düşkünlük olarak belirtilebilir.

İnsanın iktisadi hayatıyla ilgili kararlarında en önemli konu “kul hakkı”na riayet ederek tevhid ve adalet üzere karar vermesidir. Çünkü İslam inancına göre hesap gününde affedilmeyecek iki temel günah “şirk ve kul hakkı”dır. Şirk kişinin yaratıcısına bir başka varlığı ortak koşmasıdır. Kul hakkı ise başta hemcinsleri olmak üzere diğer varlıklarla ilgili insanın sebep olabileceği hak ihlalleri alanıyla ilgilidir. Dolayısıyla ahlak ve iktisat kadar bu noktada, hukuk ve iktisat ilişkisi de son derece önemlidir. Esasen kadim İslam geleneğinde fıkıh ilmi iktisat, hukuk ve ahlakı bir bütün içinde değerlendirmiştir. Yukarıda ifade edildiği gibi sadece hemcinsleri değil diğer varlıklarla ilgili de insanın sorumlulukları bulunmaktadır. Dolayısıyla İslam’a göre insanın tevhid inancında sabitkadem olduktan sonra muamelatında varlıklar âlemindeki tüm canlılara karşı hak ihlalinden kaçınması iktisat ahlakının ve adaletin gereğidir.

İnsan yeryüzünde çalışmak ve dünyayı imar etmekle mükelleftir. Çalışma ve imarın zıddı yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak ve haksızlıkla mal mülk elde ederek kul hakkına sebebiyet vermektir. İslam, dünyaya aşırı yönelimi ve materyalizmi doğru görmediği gibi insanın dünya işlerinden, iktisadi hayattan uzaklaşıp ruhban gibi bir hayata yönelmesini ve bunu teşviği kınamaktadır. İslam’a göre iş ve ticarette salih amel, kimsenin hak ve hukukunu ihlal etmeden meşru yollardan hareketle helal kazanç elde etmektir.

İslam’da iş ve ticaret ahlakının tezahürü olan helal kazancın birey ve toplum düzeyinde psikolojik ve sosyolojik etkileri nelerdir?

Çalışma ve emek kutsaldır. Bu çalışmayla insan, Allah’ın kendisine yüklediği sorumlulukları ve yeryüzünü imar etme vazifesini yerine getirecektir. Bu çalışmayla kazandığı mal ve serveti, bunların emanet olduğu şuuru içinde hemcinsleri ile paylaşacak, sadakasını ve zekâtını verecek, yani mali ibadetini yapabilecektir. Emek ve gayret olmadan bir kazanç olamayacağını bildiğinden bu şuurla mali ibadetlerini de yerine getirebilmek için helal yoldan kazanmak için emek ve gayret göstermekten geri durmayacaktır. Çalışma ve gayretinin neticesinde kendisine bağışlanan nimetlerin de değerini bilecek ve şükrünü arttıracaktır. Her şeyin kudret ve kuvvet sahibi Allah’ın (c.c.) elinde olduğu şuuru içinde kazandıkça şükredecek ve şükrün gereği olan paylaşmayı da ihmal etmeyecektir. Zihnini ve bedenini faydalı yolda kullanarak üreteceği mal ve hizmetlerle insanlara yararı dokunan işlerle kendisine bağışlanan gücün boşa akmamasını sağlayacak, bu çalışmayla nefsine hâkim olacak, bedenini faydalı bir yolda kullanacak, Müslümanlara yardımcı olacak, çocuklarına ve ailesine olan ödevlerini yerine getirecektir. Müslüman bütün mal ve imkânların emanet olduğunu ve bir gün bütün bunlardan hesaba çekileceğini bildiği için kazandıklarını Allah’ın rızasına uygun olarak tasarruf edecektir. Müslüman, öncelikle gösterişten uzak tasarruf şuuruyla hareket eder. Başa kakma ve gösteriş tüketimini özendirmek Müslümanın iktisat ahlakıyla bağdaşmaz. Hatta evine yiyecek götürürken bile başkasının gözü kalır diye eve giden yiyeceğin görülmemesi için her türlü tedbiri alır. Evden yemek kokusu dağılmış olursa o kokunun ulaştığı yere kadar komşularına ikramda bulunmaya özen gösterir. Kul hakkı Müslümanın en dikkat kesileceği konudur.

Sonuç olarak Müslüman için helal kazanç evvela kişinin kazancın Allah’tan geldiğini bilerek ve şükrederek kendisini iyi hissetmesini ve mutlu olmasını sağlar. Sağlıklı bir birey olarak da Allah’ın kendisine sunduğu bu emanetleri diğer insanlarla da paylaşarak toplum yararını da gözetmiş olur. “Şükrederseniz ziyadeleştiririm, nankörlük ederseniz azabım çetin olur.” ilahi fermanını aklından ve gönlünden çıkarmayan insan sahip olduklarına daima şükrederek farz olan zekâttan başlamak üzere şükrün gereği olan infak ve paylaşma amelini de daima yerine getirecektir.