ÖZLÜK DOSYASINDAKİ BELGELER IŞIĞINDA
ÖMER NASUHİ BİLMEN-2
Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri

Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi burada Ömer Nasuhi Bilmen, Diyanet İşleri Başkanlığı personel arşivinde muhafaza edilen kendi özlük dosyasındaki belgeler çerçevesinde tanıtılmaya çalışılacaktır. Hâliyle bu yazı sistematik ve eksiksiz bir biyografi çalışması olmayacaktır. Hâl böyle olunca, burada verilen her bir bilginin başına “Ömer Nasuhi Bilmen’in özlük dosyasındaki belgelere göre” ifadesinin eklenmesi yani bu keyfiyetin göz önünde tutulması yerinde olacaktır.

Ömer Nasuhi Hocamızın özlük dosyasında yer alan sicil karnesi ve hizmet cetvellerinin ilki 10 Eylül 1932 tarihini taşımaktadır. Diyanet İşleri Başkanı olduğu 1961 yılına gelindiğinde hizmet cetvelinin bu kez daktilo ile yeniden tanzim edilerek güncellendiğini görüyoruz. Her iki cetveldeki bilgileri birlikte değerlendirerek Hocamızın doğumunu, tahsilini ve hizmet safahatını derlemeye çalıştım. Bu yazıda, 1926 yılı öncesine ait olan rumi tarihlerin miladi karşılıkları tarafımca eklenmiştir. Belgelerde, gerek Osmanlı müesseseleri gerekse Diyanet İşleri Reisliğindeki hizmet safahatıyla ilgili kayıtlarda Hocamızın aldığı maaşlar da kaydedilmiştir ancak makalenin hacmini taşırmamak için bu rakamlara burada yer veremedim.

Doğumu ve tahsili

Ömer Nasuhi Bilmen, 1299/1883’te Erzurum’da doğmuş. Babasının adı Hacı Ahmet Hamdi Efendi, anasının adı ise Muhibe. Dosyasındaki bir belgede Ömer Nasuhi Efendi’nin tahsili konusunda düşülen notu buraya aynen alıyorum: “Mebadi-i ulumu memleketinde tahsil ile İstanbul’a giderek Fatih dersiamlarından Tokatlı Şakir Efendi’nin derslerine davam ile ulumu Arabi ve Farisiyi ba’del ikmal 1327/1911 tarihinde icazetname ve Ders Vekâletince icra kılınan imtihana girerek 25 Haziran 1328/8 Temmuz 1912 tarihinde şahadetname ve dâhil olduğu Medresetü’l-Kuzat’tan 3 Temmuz 1329/16 Temmuz 1913 tarihinde aliyyülâlâ derecede mezuniyet ruûsuna nail olduğu; Türkçe, Arapça ve Farisice tekellüm ve kitabet ettiği tercümeihâl varakasında münderiçtir.” Dosyasında Medresetü’l-Kuzat’tan (şeri hukuk medresesi) birincilikle mezun olduğuna ilişkin bir belge de yer almaktadır. Tahsil vesikasının cinsi icazetname, tarihi 1327/1911’dir. Başka bir kayıtta ise tahsil vesikasının cinsi mezuniyet ruûsu, tarihi de 1329/1913 olarak verilmiştir.

Hizmet safahatı/bulunduğu memuriyetler
Osmanlı dönemi

Bilmen, tabii olarak, resmî memuriyetine Osmanlı döneminde başlamış. Onun ilk görevi Darülhilafe Medresesi Kısm-ı Âli Fıkıh Müderrisliği (Beyazıt Dersiamlığı). Bu göreve 13 Eylül 1328/26 Eylül 1912’de başlamış, 10 Temmuz 1329/23 Temmuz 1913’te bu görevden ayrılmış. Bu vazifesi sırasında uhdesindeki dersiamlığı ibka edilmiş. Hocanın sonraki görevi Fetvahane-i Âli müsevvit mülazımlığıdır. Bu vazifeye 11 Temmuz 1329/24 Temmuz 1913’te getirilmiş. Bu süreçte yine dersiamlık ve müderrislik uhdesinde kalmış. 25 Eylül 1330/1914’te başmüsevvit mülazımlığına terfi etmiş.

Hocamız, 3 Ağustos 1331/19 Ağustos 1915’te Fetvahane-i Âli Hey’et-i Te’lifiye azalığına getirilmiş. Bu görevi 4 Mayıs 1332/1916’ya kadar sürmüş. Hizmet çizelgesinde bu arada bir de “Bahrisiyah Dershanesi Farisi muallimliği” gözükmekte. 1916-1917 arasında Hoca bir daha Dârülhilafe Medresesi Kısm-ı Âlî fıkıh müderrisi olarak vazife görmüş. Sonra, 2 Nisan 1333/1917’de Mahkeme-i Temyiz Şer’iyye Dairesi Terekeye Mahsus İlâmat telhis mümeyyizliğine getirilmiş ve 3 Nisan 1336/1920 tarihine kadar bu görevde kalmış. Hoca, Fetvahane-i Âli Hey’et-i Te’lifiye azalığına 1 Mayıs 1336/1920’de bir kez daha getirilmiş, bu görevi de 25 Temmuz 1338/1922’ye kadar sürmüş. 26 Temmuz 1338/1922-1 Teşrinisani 1338/Kasım 1922 arasında kısa bir süre Meclis-i Tetkikat-ı Şer’iyye azalığında bulunmuş. Bu son görevinden ayrılışına ilişkin şu not düşülmüş: “Hükümet-i Millîye’nin İstanbul’da teessüsü üzerine devairin lağvı dolayısıyla gayrifaal memurin meyanında açığa çıkarılmıştır.” Buna göre Hocamız Kasım 1922’den itibaren sekiz ay kadar açıkta kalmış.

1 Haziran 1339/1923’te (bu tarih itibarıyla medreseler henüz kapatılmamıştı) Sahn Medresesi kelam müderrisliğine getirilmiş, 1 Mart 1340/1924’e kadar bu görevde kalmış. 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla mezkûr medresenin lağvıyla onun kelam müderrisliği de son bulmuş. Bu arada, bütün zamanlarda onun dersiamlık kadrosu ve maaşının kanuni olarak devam ettiğini, üzerinde memuriyet bulunmadığı yıllarda bu maaşla idare etmeye çalıştığını belirtelim.

Reislik dönemi,
müftü müsevvitliği

Ömer Nasuhi Efendi’nin Reislik yıllarındaki ilk görevi, İstanbul Fetvahanesi müsevvitliğidir. Onun en uzun süreli iki görevinden biri işbu İstanbul müftü müsevvitliği, diğeri de İstanbul müftülüğü olmuş, her ikisi yaklaşık 17 yıl sürmüş. Müftü müsevvitliğine, Osmanlı döneminde Meclis-i Tetkikat-ı Şer’iyye azalığında bulunmuş olması hasebiyle tayin edilmiş. 14 Şubat 1926’da başlayan bu görevi, İstanbul Müftülüğüne getirildiği 16 Haziran 1943’e kadar sürmüş. İstanbul müftü müsevvitliği sürecinde de dersiamlık kadro ve maaşı devam etmiş. 1930’lu yıllardaki bazı resmî yazılarda Bilmen için “İstanbul müftülük kadrosuna dâhil dersiam Ömer Nasuhi Bilmen” unvanı kullanılmış. Ayrıca bu kadroda da zamanla terfi etmiş. Dersiamlık terfileri “kadim teamül veçhile” yapılmış; yani üst maaşlı kadro boşaldıkça alt maaştakiler için teselsül sürdürülmüş, medreselerin kapatılmasından sonra bu kadrolara artık yeni atama yapılmadığından boşta kalan en düşük aylıklı kadro tasarruf edilmiş. Hoca, bu dersiamlık maaşlarına ilişkin bir idari dava açmış; aynı zamanda hukuk adamlığının da sağladığı avantajla bu davayı kazanmış. Dosyasında davanın ayrıntısı da var ancak ben burada atıf yapmakla yetindim. Bu görevi sırasında, Hak Dini Kur’an Dili tefsiri için hazırladığı fihrist dolayısıyla Reis Rifat Börekçi’den 20 Ağustos 1938 tarihli bir takdirname almış. Yazıda şöyle denmiş: “Daire namına basılmış olan 8 ciltten mürekkep Türkçe Tefsir-i Şerifin beher cildi için fevkalade bir gayretle yapmış olduğunuz hususi fihrist Riyasetimizce şayanı takdir görülmüştür.” Yine bu görevi sırasında İstanbul Müftüsü M. Fehmi Ülgener’in üç ay izne sevk edilmesi dolayısıyla 23 Şubat 1943 tarihinden itibaren İstanbul müftülüğüne vekâlet etmiş.

İstanbul müftülüğü

Bilmen, İstanbul müftülüğüne, dönemdeki prosedür gereği yapılan imtihan sonucunda getirilmiş. Şöyle ki M. Fehmi Ülgener’in vefatıyla münhal hâle gelen İstanbul müftülüğü seçimi Eminönü, Fatih ve Eyüp ilçeleri dâhilindeki dersiam, vaiz ve imam hatiplerle belediye meclisi azalarının iştirakiyle yapılmış. Seçim sonucu, müftülüğe talip olanlardan başmüsevvit Ömer Nasuhi Bilmen 76, Yozgat Müftüsü M. Hulusi Akyol 23 ve Beyoğlu Müftüsü Ali Osman Tatlısu 16 oy almış. En çok oy alan bu üç aday Başkanlığa bildirilmiş, Başkanlık da bunlar arasından en çok oy alan Bilmen’i müftülüğe tayin etmiş. Müftülüğe atanmasına ilişkin “olur” yazısının altında Diyanet İşleri Reisi M. Şerefettin Yaltkaya’nın imzası vardır. 16 Haziran’da tayini yapılan Bilmen bu göreve 22 Haziran 1943’te başlamış. Görevine başlaması dolayısıyla memnuniyetini dile getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığına gönderdiği yazıya, “İstanbul müftiliği vazifesine tayin buyurulduğuma dair şeref sâdır olan emri Riyasetpenahileri” diye başlayan Bilmen yazısını, “Yüksek Riyaset makamının mazhar olduğum teveccühat-ı âliyelerine teşekkürlerimi takdim ve hürmetlerimi arz eylerim.” diye bitirmiş.

İstanbul müftülüğünün 14 Eylül 1943 tarihli yazısı üzerine Başkanlıktan gönderilen 22 Eylül 1943 tarihli yazı ile İstanbul’da bastırılacak dinî yayınlar için Başkanlık adına imza koymaya yetkili kılınmış. Hoca’nın 1950’ye kadar müftülükteki terfileri maaşının artması şeklinde tahakkuk etmiş. Daha sonra Mart 1951’de 4. dereceye, Mart 1954’te de 3. dereceye terfi etmiş, buna göre 60 olan ilk müftülük maaşı 17 yıl sonra 100 lira olmuş.

Onun imzasıyla, müftülükten başkanlığa gönderilen Haziran 1951 tarihli uzunca bir yazı Başkanlıkta rahatsızlığa sebep olmuş ve Başkanlık, Bilmen’den konuya ilişkin tavzih istemiş. Yazıyı bizzat müftünün mü yoksa müftülükteki bir personelin mi yazdığı anlaşılmıyor ancak müftü Bilmen, sorumluluğu kendisi üstlenerek bu yazıdan dolayı özür dilemiş. Bütün memuriyeti boyunca pek az izin kullanmış. Nitekim İstanbul müftüsü iken Diyanet İşleri Başkanlığına yazdığı 30 Mayıs 1953 tarihli yazıda şu ifadelere yer vermiş: “Kırk seneden beri ziyaret edemediğim Erzurum’a gitmek ve hac farizasını ifa eylemek arzusundayım. Memuriyet müddetince mezuniyet almadığım cihetle üç ay mezuniyet itasını yüksek tasviplerine arz eylerim.” Bilmen’in müftülük görevi, Diyanet İşleri Başkanlığına asaleten tayin edildiği 1 Temmuz 1960’a kadar sürmüş.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve emekliliği

Eyüp Sabri Hayırlıoğlu’nun emekliye sevkiyle Bilmen 1 Haziran 1960’da Başkanlığa vekâleten tayin edilmiş, bu göreve 15 Haziran 1960’da başlamış. Başkanlığa asaleten tayinine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı 2 Haziran 1960 tarihini taşımakta; ancak her nasılsa hoca görevine 30 Haziran’da başlamış. Buna göre o, bir ay süreyle de Başkanlığı vekâleten idare etmiş. Hocamız 5 Nisan 1961’de, yani görevde daha bir yılını doldurmadan emekliye ayrılmış. 1 Mayıs 1961 tarihinden itibaren Emekli Sandığınca kendisine 1498 lira emekli aylığı bağlanmış. “Fatih Sinanağa Mah. Hattat Gazete Sok. No: 30” adresini emeklilikte geçireceği ikametgâh olarak beyan etmiş. Tayin ve emekliliğe sevk evrakı bir kenara bırakılırsa Bilmen’in özlük dosyasında başkanlığına ilişkin başka belge bulunmamaktadır. Öte yandan 12 Ekim 1971’de vefatı üzerine İstanbul müftülüğünden Başkanlığa gönderilen vefat bilgisi de dosyasına konmuş.

Önceki yazımda, Hocamızın dosyasında İstanbul Müftüsü iken kendisi hakkında basında çıkan aleyhte haber kupürlerinin, birtakım şikâyet ve ihbar yazılarının ve Hoca’nın zorunlu olarak bazen bunlara verdiği cevap ve tekziplerin, ayrıca bunlarla ilgili bilgi talep edilmesi hâlinde Başkanlığa gönderdiği tavzih yazılarının da yer aldığını söylemiştim. Bu yazıda onlara dair de örnekler vermek isterdim. Keza İstanbul müftüsü olmadan önce yazdığı ve dönemin mevzuatı gereği 1954’te Başkanlığa gönderdiği matbu eserleriyle, listesini verdiği gayrimatbu eserlerini (8 adet matbu ve 9 adet matbu olmayan eser adı yazılmış) ve bu eserler için yapılan kısa açıklamaları da burada zikretmek niyetindeydim ancak yerimiz kalmadı. Şu kadarını belirteyim ki Hocamız, mizaç olarak bütün ömrü boyunca siyasi tartışmaların dışında kalmaya, ayrıca basına mesafeli durmaya, mecbur kalmadıkça gazetelere açıklamada bulunmamaya büyük özen göstermiştir. Siyasi bazı ithamlara karşı ise “Ben mücerret bir ilim adamıyım ve aynı zamanda memurum. Bu cihetten siyasetten beri, sırf vazife-i ilmiyemle müşteğil bulunmaktayım.” diyordu. Buna rağmen İstanbul müftülüğü sırasında, hemen her müftü gibi zaman zaman basının hedefi olmaktan da kurtulamamıştır.

Bereketli bir ömre gerçekten de çok önemli hizmetler sığdırmış olan Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız, öte yandan yazdığı birbirinden kıymetli onlarca eserle ilim ve irfan hayatımıza silinmez katkılar sağlamıştır. Kendisine Yüce Mevla’dan gani rahmetler diliyorum.