ÇOCUĞUN KALBİNE
İMAM DOKUNURSA
Hasan MORAN
Ankara Yenimahalle Kur’an Kursu Öğreticisi

Yıl 1993, aylardan Haziran. Üçüncü sınıfı yeni bitirmiş dokuz yaşında bir çocuktum. Babam Kur’an-ı Kerim’i öğrenmem için mahallemizin camisindeki yaz Kur’an kursuna götürmüştü beni. Çok mutlu ve heyecanlıydım. Çünkü camiye ilk defa gidiyordum. Fakat o yıl benim için pek de iyi geçmedi. Kursun ilk günlerinde camide bazı çocuklar tarafından Roman olduğum için ayrımcılık ihtiva eden itham ve davranışlara maruz kalmıştım. Korkmuştum ve o günden sonra bir daha camiye gitmek istememiştim.

Ertesi yıl mahallede çocuklarla top oynarken “Camimizde yaz Kur’an kursumuz başlayacaktır. Yavrularımızı camimize ve kursumuza bekliyoruz.” diye bir konuşma yankılandı etrafta. Birden camide yaşadığım olay geldi aklıma. Aynı olayı tekrar yaşamak istemiyordum. Korkuyordum. Fakat annem camiye gitmemi çok istiyor ve beni sürekli motive ediyordu. Ben de onun bu isteğini yerine getireceğimi, camiye, Kur’an kursuna gideceğimi söyledim. Annem çok sevindi. Kursun açılacağı gün annem sabah erkenden kaldırıp temiz elbiselerimi giydirdi. Elimden tutup camiye götürdü beni. Caminin kapısından içeri girdiğimde sağlı sollu yerde oturan yan yana dizilmiş çocukları gördüm. Önlerinden yürüyüp hocanın yanına vardığımda annem hoca ile konuştu ve beni hocanın yanına bıraktı. Bense endişeli gözlerle etrafa bakıyordum.

Bir ara hoca ismimi sordu. “Hasan.” dedim. “Benimki de Bayram.” dedi. Başımı okşadı ve önüme bir kitap koydu. İlk sayfayı açtı. Bazı harfleri okumaya başladı. Tekrarlamamı istedi. Ben de tekrarladım. Hiç alışık olmadığım sesler vardı. Başlarda zorlanıyordum. Ancak Bayram Hoca’nın ilgisi ve sevgisi öğrenmeye olan azmimi artırıyordu. Çok çalışıyordum. Nihayet bu kitabı bitirip Kur’an-ı Kerim’i okumaya geçtim. O günü hiç unutmuyorum. Kur’an-ı Kerim’i ilk defa elime alıp eve giderken çok duygulanmıştım. Annem ve babam elimde Kur’an-ı Kerim’i görünce çok şaşırmışlardı. Aile içinde ilk defa Kur’an-ı Kerim’i okuyan ben olacaktım. Dedem ve ninem çok mutlu olmuş, beni tebrik etmişlerdi. O gün çok güzeldi.

Kur’an-ı Kerim okumayı çok seviyordum. Bir taraftan hatim etmek için sürekli Kur’an okuyor, bir taraftan da hocanın verdiği ezberleri yapıyordum. Camiye namaz vakitleri de gelmeye başladım. Sabah namazı hariç dört vakit camiye gidiyor, cemaat ile namaz kılıyordum. Çok güzel duygular içindeydim. İçim içime sığmıyordu. Sürekli hocam ile birlikte olmak istiyordum. Onun yanında kendimi güvende hissediyordum. Eşi de beni çok seviyordu. Beni eve davet eder, yemek yedirir sonra da uğurlardı. Beni çocuklarından ayrı tutmazdı. Bu sevgiyi gördükçe de öğrenmeye olan aşkım, heyecanım, isteğim artıyordu. Her gün yeni bilgiler öğreniyordum. Hocam bazen caminin anahtarlarını bana verir, camiyi açmam için beni görevlendirirdi.

Hocanın güvenini kazanmak beni çok mutlu ediyordu. O sene Yaz Kur’an kursunun sonunda hatim etmiş ve birçok sure ezberi yapmıştım. Ertesi yıl aynı duygular ile tekrar camiye gittim. Hocam benim ile özel olarak ilgilenmeye devam etti. Bir ara hafızlıktan bahsetti. Hafızlık ile alakalı bilgiler veriyordu. Sonra bana “Hafızlık yapmak ister misin?” diye sordu. Ben de ailem buna izin verirse yapabileceğimi söyledim. Hocam evimize kadar gelip aileme hafızlık ile alakalı bilgiler verdi. Annem başta karşı çıkmıştı. “Olmaz.” diyordu. Fakat babam, dedem ve mahallemizde oturan Hasan Amca’nın telkinleri ile annem ikna olmuştu. Beşinci sınıfın sonunda hafızlık yapmam için babam ve hocam beni Çamlıdere’ye Ali Semerkandi Kur’an Kursu’na götürdüler. Başta alışamadım. Ağladığım günler oldu. Malum gurbet zor oluyor. Ama hocamın ve ailemin güvenini kaybetmemeliydim. O yüzden sabrettim. On yedi ayda hafızlığımı bitirdim. Çok güzel bir merasim oldu. Dönemin bütün meşhur hocaları oradaydı. Her şey çok güzel ilerliyordu. Artık hafız olmuş, tekrar doğup büyüdüğüm mahalleye geri dönmüştüm. Aile içinde ilk hafız olmanın gururunu yaşıyordum. Dedem beni her gördüğünde ayağa kalkar ve oturduğu yere beni oturturdu. Ben kabul etmediğimde, “Hayır ben senin yaşına değil, ezberlediğin Kur’an’a hürmet ediyorum.” derdi. Bu olayı her yaşadığımda çok utanıyordum.

Camiye gittiğim bir gün hocam “Burada durma. Senin kıymetini bilmezler, seni üzerler. Seni başka bir kursa götüreyim. Orada eğitimini alırsın.” dedi. Dediğine aldırış etmedim. İçimden “Bana kim ne yapabilir ki?” dedim. Ancak hocamın benim yüzümden cami cemaatinden çok hakaret duyduğunu sonradan öğrendim. Hocam beni sakınıyor, bundan hiç bahsetmiyordu.

Bir gün camide kamet getirirken cemaatin bazısının ters bakışlarına şahit oldum. Başka bir gün ezan okuduğum için “Bundan başka ezan okuyacak biri yok mu?” diyen birilerini duydum. Aşr-ı şerif okurken hususi olarak kalkıp gittiklerini gördüm. Anlam veremiyordum. Niye böyle davranıyorlardı? Yetersiz olduğum için mi? Yoksa okurken hata mı yapıyordum? Kendi kendime sorular soruyor ancak cevabını bulamıyordum. Yine de bunları bir kenara bırakıp okula ve camiye gitmeye devam ediyordum.

Büyüyordum. On beş yaşında bir delikanlıydım artık. Hocamın izinli olduğu bir gün namazı kıldırmak için imam olarak mihraba geçtiğimde arkadan, benden rahatsız olanların sözlerini duydum. Hiç bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum. Yanımda hocamın olmasını çok istiyordum. Onun beni teselli etmesine çok ihtiyacım vardı. Ancak yoktu. Sonra ellerimi açtım gözyaşları eşliğinde, “Ya Rab beni imam yap.” diye dua ettim. “Beni imam yap ki bir gün bu camide bu insanların önüne geçip namaz kıldırayım.” dedim.

Aradan uzun bir zaman geçti. Yıllar yılları kovaladı. 2007 yılında imam hatip olarak atandım. Artık imamdım. Rabbim duamı kabul etmişti. Görev aldıktan sonra mahallemizdeki camiye gittim. Bayram Hocam beni sevinçle karşıladı. Benimle iftihar ediyordu.

Bana namaz kıldırmam için cübbeyi ve sarığı vermişti. Yıllar önce yaptığım dua aklıma geldi. Mihraba geçtiğimde o gün benim namaz kıldırmamı istemeyenlerin birçoğu yoktu. Çünkü ahirete irtihal etmişlerdi. Namaz bitti. Sonra Bayram Hocam ile eskilerden konuştuk. Bir ara yıllar önce bana yapılan haksızlıkları anlattı. Cemaatin çoğunun vefat ettiğini, benim de hakkıma girdiklerini söyledi. Hocama “Ben onlara hakkımı helal ettim.” dedim. Hocam çok şaşırmıştı... Evet, hakkımı helal etmiş ve onları affetmiştim. Çünkü onlar bilmiyorlardı. Bilselerdi yapmazlardı. Bana bu ahlakı hocam verdi. Affetmeyi hocam öğretti bana.

Fedakârlığı, vefayı, sabrı onun hayatından okudum. İyiliğin değerini, insan yetiştirmenin önemini onun sayesinde öğrendim. Ben hocama çok minnettarım. Onun hakkını nasıl öderim bilmiyorum. Ama şunu iyi biliyorum. Bazı insanlar vardır kitap yazar insanlara faydalı olur. Bazı insanlar da vardır insan yazar etrafına ışık saçar. İşte hocam kendini insan yetiştirmeye adamış ender insanlardan biri.

Eğer insanların bedenlerinin sizinle beraber olmasını istiyorsanız önce kalplerine girmelisiniz. Gönüllerine girmediğiniz insanların bedenlerinin sizinle birliktelik kurmasını bekleyemezsiniz. İşte Bayram Hoca sadece bir çocuğun kalbine dokundu. Hepsi bu.