Suriye’nin güneybatısında, Kasiyun dağı ile Badiyetüşşam arasındaki vahada, ortasından akan ve şehre can suyu olan Bereda nehrinin bereketiyle, Hz. Nuh’un oğlu Sâm’ın ya da torunlarının kurduğu, o zamandan beri de meskûn mahal olan Dımaşk (Şam), milattan önce Babillilerin ve Asurluların, milattan sonra ise Bizans İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) İslam’a bir mektupla davet ettiği Herakleios’un askerlerinin, Hz. Peygamber’in Busrâ valisine gönderdiği elçiyi öldürmeleri üzerine ilk defa Mûte’de karşı karşıya gelmiş, hicretin 11. yılında Üsâme b. Zeyd komutasında hazırlanan yeni ordunun Suriye bölgesine sevkini Hz. Peygamber’in vefatı üzerine Hz. Ebubekir gerçekleştirmiştir. Ebu Ubeyde b. Cerrâh komutasında atlarını Irak ve Suriye topraklarına süren yaklaşık on bin kişilik fetih ordusu, Hz. Peygamber’in bu toprakların hidayeti için yaptığı duasını (İbn Asâkir, Târîhu medîneti Dımaşk, I, s. 279.) ve fetih müjdelerini de (İbn Asâkir, I, s. 381.) kuşanmış, Hz. Ebubekir’in sevk ettiği bu ordu şehrin fethini hicretin 15. yılında Hz. Ömer döneminde tamamlamıştır. (Cengiz Tomar, Şam, DİA, XXXVIII, s. 320-325; R. Hartmann, Şam, İA, XI, s. 298-310.)
Hz. Ömer’in fethedilen şehirlerde cuma namazı kılınacak büyük bir mescit yapılması emri üzerine (İbn Asâkir, II, s. 322.) şehrin dokusuna zarar verilmeden, daha evvel Sâbiîlerin, Helenlerin, Yahudilerin, paganların ve Hristiyanların dinlerini tazim etmek üzere mabet edindikleri sur içinde (İbn Havkal, Sûretu’l-Arz, s. 161.), Romalıların Jüpiter Tapınağı’nı, imparator Theodosios’un ise Hagios Joannes (Hz. Yahya) Kilisesi’ni inşa ettiği yerde, Ebu Ubeyde’nin işaretiyle yüksek duvarlı büyük salon camiye çevrilerek Emeviyye Camii’nin temelleri atılmıştır. Oldukça sade inşa edilen caminin zaman içerisinde artan Müslüman nüfusun ihtiyacını karşılayamaması üzerine, Emevi halifesi Velîd b. Abdülmelik tarafından, kilisenin yerini vermeleri karşılığında Hristiyan tebaa razı edilerek mabet alanının bütününe yeniden inşa edilmiştir.
Fethin simgesi:
Emeviyye Camii
Hilafeti üstlendikten sonra devletin merkezini Medine’den Şam’a taşıyan Emevilerin, şehri İslam dünyasının dinî, siyasi ve kültürel bir merkez hâline getirme çabaları yanında kadim medeniyet havzalarıyla zaruri temasları, ihtişam ve zenginlikle öne çıkan mimari formları beraberinde getirmiş, siyasi ve dinî hâkimiyetin en güçlü simgesi olan mabedin, tarih boyunca şehir yöneticileri ve sakinleri nezdinde iktidar ve meşruiyet zeminini de oluşturduğu göz ardı edilmemiştir. Zira Hristiyan çoğunluğun oluşturduğu bölgede mozaik, fresk ve heykellerle öne çıkan Hristiyan sanat ve mimarisine karşılık İslam düşünce ve sanatını bu kez ihtişam ve heybetle konuşturmak, kudret ve zaferin tarafını belirlemek Velid b. Abdülmelik’in temel motivasyonunu oluşturmuş olmalıdır. (Enîs Zekeriyyâ en-Nasûlî, ed-Devletü’l-Emeviyye fi’ş-Şâm, s. 172-173.) Nitekim hilafeti esnasında Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi ve Amr b. Âs Camii’nin tadilat ve genişletme faaliyetlerini de yönlendirmiş, 705 yılında ise Emeviyye Camii’nin inşa emrini vermiştir. Büyük bir ihtimamla, yaklaşık sekiz yıl süren inşaatta devşirme malzemeler de kullanılmış, Bizans imparatorundan istenen işinin ehli, sayıları binleri bulan Rum ve Mağribli ustalar yanında İranlı ustalar da çalışmış, Suriye’nin yedi yıllık vergisi yanında Kıbrıs’tan on sekiz gemi içerisinde getirilen altın ve gümüş (Makdisî, Ahsenü’t-tekâsim, s. 140.) ile milyonlarca dinar harcanmıştır.
Mihraba paralel üç ve onları mihrap hizasında kesen dikey bir sahndan oluşan, üç tarafı revaklarla çevrili avluya açılan enine dikdörtgen planlı caminin, batıdaki Roma burcu üzerine yapılmış, kare kaideli görkemli Kayıtbay minaresi (Garbiyye minaresi), doğudaki burç üzerinde yükselen İsa minaresi (Beyaz minare) ve kuzey revakı üzerinde yükselen Arûs minaresi olmak üzere üç minaresi vardır. Kellâse Medresesi yönündeki bir kapının dışında, caminin Bâbü Berîd, Bâbü Ceyrûn, Bâbü’l-ferâdis ve Bâbü’z-ziyâde olmak üzere dört ana kapısının açıldığı, zemini mermerle döşenmiş avlunun batısında, sekiz mermer sütun üzerinde yükselen ve güneşin açısına göre yeşilin bütün tonlarının görüldüğü mozaiklerle bezenmiş, caminin hizmet kalemlerine mahsup vakıf gelirlerinin muhafaza edildiği Kubbetü’l-hazne’nin (Beytülmâl), doğusunda yine sekiz mermer sütun üzerine inşa edilmiş Kubbe-i Zeynelâbidîn (Saat Kubbesi) ve ortasında kubbeli bir şadırvan bulunmaktadır. XV. yüzyıldan bugüne ayakkabıyla girişin yasak olduğu avludan (Ali et-Tantâvî, el-Câmiu’l-Ümevî fî Dımaşk, s. 18-19.) harime girilir. Harimin merkezindeki kare kesitli dört payenin taşıdığı Kubbetü’n-nesr (Kartal kubbesi) mihrap önü kubbesidir ki bu ismi caminin uzaktan bakılınca gökyüzünde süzülen bir kartala benzetilmesinden alır. (İbn Cübeyr, er-Rihle, s. 237-238.) Maksurenin karakteristik bir unsur olarak cami mimarisine girdiği caminin Şafi (ana mihrap), Hanefi, Hanbeli ve Maliki (Sahabe mihrabı) olmak üzere dört mihrabı vardır. Ana mihrabın solunda bir sanduka içerisinde Hz. Osman’ın Suriye’ye gönderdiği Mushaf, Sahabe mihrabı ile Kubbetün’n-nesr arasında ise Hz. Yahya’nın türbesi bulunmaktadır. (Tâlîb Yâzîcî, Emeviyye Camii, DİA, XI, s. 108-109; Ali Boran, Şam Emeviye Camisi’ne Türklerin Katkıları, Türk Dünyası Araştırmaları, s. 263-292.)
Altın varaklar, bitkisel çelenkler, geometrik motifler, kalem işi, mozaik, fresk ve mermer işçiliğiyle bezeli kubbe, pencere, revak ve duvarlarının yanı sıra avluyu harime bağlayan, üçgen alınlıklı muhteşem girişin cephesini çepeçevre kuşatan servi ağaçları, köşkler, saraylar ve nehir manzaraları, Şam’ın ya da diğer İslam beldelerinin güç ve refah vurgusuna sahip birer tasviri olabileceği gibi “İman edip salih amel işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar.” (Yunus, 10/9.) ayetinin tasviri de olabilir: Camiye açılan kapının cennete giden yolda bir adım olabileceği mesajı gayrimüslimlere zarif bir davet de içerir. (K. Brisch, “Observations on the Iconography of the Mosaics in the Great Mosque at Damascus”, s. 18.)
Şam’ın bereketi
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) İslam şehrinin merkezine yerleştirdiği mescidin ilim merkezi olma hüviyetini Emeviyye Camii de üstlenmiş, Şam İslam dünyasının önemli bir ilmî merkezi hâline gelmiştir. Aralarında Hatib Bağdadî, Gazali, İbn Asâkir, İbn Kudame, İzz b. Abdüsselam, İbn Teymiyye, Zehebi, Takıyyuddin es-Sübki, İbn Kesir, İbnü’l-Cezeri ve Aclûnî gibi nice velut ulemanın olduğu caminin harim, avlu ve revakları yüzyıllar boyunca ilmî müzakerelere ve ders halkalarına şahitlik etmiştir. İslami ilimler ve kıraatin yanı sıra camide farklı seviyelere hitap eden ilim halkaları arasında, sabah namazından sonra Hz. Yahya Türbesi karşısında Kur’an’ın yedide birinin okunduğu sub‘ meclisleri, ikindi namazından sonra ise çocuklara yönelik Kevser suresinden başlayıp Nas suresinde bitirilen Kevseriyye meclisleri düzenlenmiş, öğrencilerin derse devamları takip edilmiş ve vakıf malından tahsisat ayrılmıştır. Zaviyeleri yanında, büyük sahabilere izafe edilen ve talebelerin kaldığı meşhed denilen mekânları ile caminin ilmî bir merkez hâline gelmesi, çevresinde medreselerin ve darulhadislerin inşasına zemin hazırlamıştır. Emevi hilafetinin siyasi merkezinde de yer alan caminin minberi, Muaviye b. Ebi Süfyan’ın Hz. Ali’ye muhalefet ilanına şahitlik etmiştir. Şam halkı caminin avlusunda vergi ve ağır yaşam şartlarına itirazlarını dile getirmiş, minarelerinde haksızlığa uğrayanların tekbir getirerek kendilerine haksızlık edenleri ilanları seslenmiştir. (Ahmet Özel, Emeviyye Camii, DİA, XI, s. 109-111.)
İslam mimarisinin sonraki dönemleri için iç ve dış mekân teşekkülünde önemli bir form oluşturan cami, geçirdiği müteaddit yangın ve depremlere, askerî tahribata rağmen Selçuklular, Eyyubiler, Memlükler ve Osmanlılar tarafından gerçekleştirilen ıslah ve imar faaliyetleriyle bugünkü hâlini almıştır, ihtişamı ile hâlâ göz doldurmaktadır. Yakut el-Hamevi’nin dünyanın dört harikasından biri olarak, insana yüz yıl ömür verilse ve her gün camiyi seyretme imkânı olsa ondaki harikuladelikleri yine de anlayamayacağını söylediği (Mu‘cemu’l-büldân, II, s. 466.) bu abidevi cami, İstanbul’dan mukaddes topraklara uzanan hac yolu üzerinde, İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden biri olması sebebiyle Şam-ı Şerîf olarak anılan şehrin şeref payelerindendir. Büyük ölçüde Hristiyanlaşmış Şam halkı dinî hiçbir baskıya maruz kalmadan, zaman içerisinde İslam toplumu arasına katıldıysa bunda elbette Emeviyye Camii’nin bereketi aranmalıdır.